25 Ekim 2010 Pazartesi

• rüya

rüya gördüğümde kendimi şanslı hissederim.
gördüğüm bazı rüyaları anımsadığımda neden öyle bir rüya gördüğümü düşünüyorum.
rüyamda ankara'da idim.
askerde yine rüyamda ankara'yı görmüş ve özlediğimi hissetmiştim.
ama(*) bu sefer çok sevinmediğimi söylemeliyim.

kahve falını, rüyaları, insanların tuhaflıklarını seviyorum.

taze çekilmiş türk kahvesi içmek va fal baktırmak istiyorum. bakmayı denerim.

* yazılarım içerisinde o kadar "ama" kullanıyorum ki kendi yazılarımdan tiksindim.

24 Ekim 2010 Pazar

• smile :) if you masturbate

çalışmak ve sürekli değişen çalışma sürelerinden dolayı blog nadasa bırakılmış tarlaya benzedi.
tam tamına 1 saat 18 dakika sonra işte olmak zorundayım. Yeni bir geceye..
çok bir zaman olmayınca son izlediğim filmlerden gidelim. bunlardan bazıları ikinci izleme:


Christoffer Boe - 2005 - Allegro
avrupalı yarım-bilim kurgu bir film. kimi yerlerdeki durağanlığı bir yana çoğu Avrupa ile Amerikan filmleri arasındaki farklılık için önemli ipuçları veriyor. ikinci kez tekrar izlediğim de filmin süsünden püsünden biraz kurtulabildim.

avrupa sineması yapımcıları, eğitimcileri avrupa sanat tarihinde fazlası ile yararlanıyor gibi görünüyor. bu bazen konu, teknik olabiliyor. fark biraz da orada duruyor, avrupa kaynaklı filmler "insan ve onun eylemi" etrafında dönmeye çalışıyor gibi.

Geçmişin sanatlarının sinemaya geçişinin iyi sonuçlar verdiğini söyleyemek zor. Yine de yaratıcılıkta bir kısırlık olabiliyor. Sahne tiyatro sahnesine dönüp oyuncular tiyatro sahnesinde oynamaya başladığında filmden kopabiliyorum. Sıkıcı, yapmacık geliyor.

Aynı yönetmenin diğer ve daha bilindik filmini de burayaya ekleyeyim:Reconsturaction (2003) 

Yüzüklerin Efendisi - 2001, 2002, 2003 - Peter Jackson
Seriyi Tekrar derli-toplu izledim. Fantezi edebiyatı (yada ne diyorsanız) ilgim hep zayıf oldu. Hızlı okunan kitaplardı ama bir türlü tutanamadığımı söyleyebilirim. Yüzüklerin efendisi ilk basıldığında kardeşim tarafından okumam salık verilmiş, ama bu benim tarafımdan bilinçli olarak yapılmamıştır. Birçok arkadaşımın övmesine rağmen okumayı düşünmedim.

Kimi sahnelerden ki ağır çekimleri, müzikleri dinledikçe kendimden geçtim. Yunan tragedyası bu olsa diyebildim. Kitabı okumasam da yazarının akademik anlamda uygarlıklar ve tarih bilgisi çok iyiymiş. Ama tarihi oral sander gibi tarihçilerin kitaplarından okumuş sanırım. koca 10 saatlik filmde insana yakın tek karakter: Gollum - Sméagol idi. Bu yaratığı diğerlerinden daha çok sevdim. Çok önemli bir kararı veren yakışıklı, büyük, bilge, bir kral gibi değil, yüzüğe yakın olmak için çalışıyordu. İnsanların zorla sokulduğu "karar verme" gibi bir strese girmiyordu. Filmlerde yada romanlarda kişilerin böyle karar verme süreçlerine sokulması kurguyu da filmi de saçma bir tamamlanma sürecine sokuyor. Smeagol-Gollum benim için daha az yapmacık, daha varlığı bilinen derin ve sevilen oluyor. Panayıra gelenleri şaşırtmaya çalışan sirk sahiplerinin  buldukları kitaptan yola çıkarak yaptıkları bir seri. Uzun süreli iyi eğlenceler. Sanırım yazar Niccolò Machiavelli'yde okumuş.

Billy Wilder - 1950 - Sunset Boulevard
Biliyorum eski bir film.

Amerikan sinemasında eski kuşak ile genç kuşak sinemacılar arasındaki olmuş görünen mücadelede genç kuşağın temsili. O "genç" kuşağın bugün hala süren "şaşırtan senaryolar ve tahmin edilemez sonlar"ı ile çokta tanıdık geliyor. Sessiz sinema dönemine dair sıkıntılar da filmin aralarında dile geliyor. Rüşt ispatı diyelim.

Sinema ile ilginiz keyifli zaman geçirmekten öte ise izleyin.

Larry Clark - 1995 - Kids
Film biraz da raslantı ile geldi. İzlediğim de yeni bir yapım olduğunu düşündüm. Ama yapım tarihini görünce bayağı şaşaırtıcı geldi. Film içerisindeki kısa süreli sokak görüntüleri muhtemelen kurgu değil. O görüntüler yüzünden filmin yakın bir zamanda çekilmiş olacağını düşündüm. Çünkü sokakta her gün buna yakın bir ton görüntü ile karşılaşabilirsiniz. Evsizler, sokakta yaşayanlar ile burada hayat böyle.

Haftasonları gece çalıştığım için sarhoşları, o tv'lerde gördüğümüz ünlü markaları kimlerin giydiğini görebiliyoruz. Bir de enteresan tipler var: Bir adam, almana benziyor göbekli, pantolunu göbeğine kadar çekip üzerine adi bir deri ceket elde şemsiye adım adım insanların olduğu yerleri gezip sokakları kontrol ediyor. Sarhoşların yere düşürdüklerine bakıyor.

Gollum yada Sméagol dedi birisi sanırım.

En keyiflileri Jamaika kökenliler. İki kişiler, birisi şizofren ayağında geziyor, torbacılık yapıyor. Diğeri biraz para, biraz yemek karşılığında Bob Marley'den bir şeyler çalıp söylüyor. İyi de söylüyor. Kafasındaki huni şapkası ve eski gitarı ile cadde üzerinde bir aşağı bir yukarı geziyor. Birisi hep çalıştığım yerin yan sokağında oturuyor. Asker kıyafeti vazgeçilmezleri. Saç-sakalı birbirine karışmış. Adam sanki küba devriminden sonra oraya gelmiş gibi. Güneş vurunca göbeğini açıp güneşleniyor. Bir de şehrin bir çok yerinde gördüğüm bir adam var, elinde karton kutular dileniyor. Öyle dilenci tipi yok. Önce elindeki kartonu görüyorsunuz. Üzerinde smile :) yazıyor. Eğer gülerseniz. O kartonu kaldırıp altındakini gösteriyor: if you masturbate. Tepkiye göre de yanınıza geliyor.



***
Eyvah Eyvah ve şimdi aklıma gelmeyenleri sonra eklerim. 14 dakika sonra işte olmalıyım.
film önerisi olan beri gelsin. yazım hataları olması doğaldır. düzeltilir. görüldükçe.