24 Mayıs 2011 Salı

T: İyi Kitap - aylık okul öncesi, çocuk ve gençlik kitapları dergisi

İyi Kitap ile ancak Türkiye'ye dönünce tanıştım.

http://iyikitap.net/
Bir 10 yıl önce yayıncılığımızdaki ciddiyet ve süreklilik ne kadar kötü ise çocuk-genç edebiyatı başlığı daha da kötüydü. O günlerde ders gereği çocuk edebiyatı, kitaplarını incelerken bunu daha iyi bir görmüştük. Diğer derslerde çocuklara yönelik hazırlanan materyalleri incelediğimizde bu durum iyice vahim bir hal almıştı.

12 Mart ve 12 Eylül'ü gören kuşaklar çocuklarını kitaplardan korkutarak büyüttü. Değişen kuşak ile birlikte yeni anne-babalar çocuklarının kitaplarla haşır neşir olmasını istiyor. Dolayısı ile artan bir ilgi var. Bu arada anne-babaların ne kadar kitap-dergi-gazete okuduğu ise başka bir yazının konusu.

Son yıllarda bunun bütün yayınevileri değerlendirmeye çalıştı. Bugün çocuklarla ilgili kitap yayınlamayan yayınevi kalmadı gibi. Oysa ortada doğru düzgün alana dair bir dergi yok. İyi kitap, ilk önce isminden dolayı bir önyargıya sebep olduysa da yazılanları okuyunca hiçte öyle olmadığı hemen gösterdi.

Büyük laflar etmeden önce küçük şeyler başarmak gerekiyor. Bu da maddi bir külfeti olmayan ve insanların emek verdiği bu güzel yayını takip ederek yapılabilir.

Bir çok yerde ve internette ulaşabileceğiniz bu dergi ücretsiz olmasına rağmen dolu dolu bir içerikle çıkıyor. Muhtemelen çevrenizdeki bir çok kitapçıda da bulabilirsiniz. En azından ankara-dost ve kadıköy-mephisto'da bulunabilir.

Ayrıca yayınevine ulaşamıyorsanız, işte size internet sayfası: http://iyikitap.net/

Hazırlayanların ellerine sağlık. Tanıştığımdan beri de çevremde küçük bir dağıtımcı-tanıtıcısı oldum.

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Küf

Şehir bir mücadele alanıdır, insanların bir arada bulunduğu her alan gibi.
Şehrin karakteristiğini oluşturan ve onu cazip kılan büyük 'çılgın projeler' değil: O şehrin insanlarının mücadelesidir.
San Francisco'da kardeşimin şehrin kültürüne dair en büyük vurgusu da buydu.
Şehrin karakteristik bütün özellikleri aslında büyük binalara, yapılaşmalara karşı mücadele eden insanı ile oluşmuştu ve oluşuyordu.
San Franciscoluların tramvaylarına, arsaları değerli eski mahallelerine, yapılarına kadar kendilerinde birçok anısı-yaşanmışlığı olan ve sahip çıktıkları her şey: O şehrin bizatihi kendisiydi.
Vücudu yaşanılır kılan onu canlı tutan damarlarımızda akan kan ise şehirlerde ise O insanlardır.




14 Mayıs 2011 Cumartesi

Notos'un Nisan-Mayıs Sayısı Öykülerine dair okuyucu notu

Notos'ta daha çok öykü yayınlanmasına rağmen ben aşağıdakileri ele aldım. Öykü eleştirmeni değilim. Yine de okurluktan doğan söz söyleme hakkımı kullanıyorum. 

Feyza Hepçiligirler: Tel Kopar, Cambaz Düşer - 

Hepçilingirler öyküsüne taşra-şehir gerilimi altında sevgililikleri taşımış. Taşra/lı (isterseniz buna direk köy/lü diyelim) - şehir/li gerilimi, ne sadece bize özgü bir durum ne de bizde bitecek bir konu.

Hepçilingirler'in öyküde karşılaştırdığı durumlar ile aslında ilişkilerin kendi içlerinde bir anlam ifade eden renklerini de siliyor. Köydeki aşk/sevişme oyunları ile şehirde yaşananların karşılaştırması tuhaf bir matemetik hesabına dönüyor. Dili açısından dergideki diğer öykülere göre daha ustaca yazılmış olan öykü, sevgililiklerin karşılaştırmaya dönüşen kurgusu ile sosyolojinin konusu olmaya daha yakın görünüyor. Oysa edebiyatın ilgisi sonuçlardan daha çok sürece dair olması gerekiyor. Renklerini burada veriyor.

Sema Kaygusuz: Lodosta Tanışma

Yazının her hangi bir türünde, hakkı yenilene sahip çıkmak gizli bohçalarımızda neler var 'ohoo' diyerek  yapıldığında sonuç umulana varmıyor. Nedeni ise kuralları, karşı çıkılanlar tarafından konulmuş bir oyunda karşı çıkanların kazanması çok imkan dahilinde değildir. Farklı bir tarihe/dile/dine sahip olanların tanınması, hakkı verilmesi isteniyorsa... O, ya kendi dil ve yazısını ortaya koymalı yada bu işe soyunmamalı gibi görünüyor. Yoksa her karşı çıkışında karşı çıktığı kuralların ve sahiplerinin haklılığını kabul etmekten kurtulamıyor.

Bu, şehire karşı taşranın hakkını savunurken; bu, kendini tek belirleyen olarak gören dinsel inanış, millet, cinsiyet, dil vs. anlayışına karşı yapılan iyi niyetli her yazının düştüğü tuzak oluyor. İşlenecek, başkalarına gösterilecek hayatlar kendi ifadelerini ve dillerini de başka türlü üretebilmeliler. Yoksa, akademik bir savunuya benzeyen edebi yazılar baştan istediğini başaramamıştır. Böylece muhtemelen yazarı tarafından görünen renklerin/şeylerin okuyucusu tarafından görünmesini zorlaşacaktır. Çünkü yazar ile okuyucu arasına yılların körleştirici basitleştirici 'teklik' algısı girmiştir. Orada büyük dinden, milletten, toplumdan olmayanların ifadesi hep cahil, yetersiz olarak tariflenmiştir.

'Yabancıların da bizi sevmesi'ni istemek ne kadar iyi niyetli görünse de; ya bizi, biz olmazsak sevecekler ya da yabancıların her şekilde bizi sevmesini iyi bir niyete yormak zor olacaktır. Bu sevilmemeye üzülmemek gerekir. Yaşamın doğası böyledir. Kör göze bir anda oluşan sevmek ile zamanla oluşmuş bir sevmek arasında farklar vardır. İkinci kişisel tercihimdir.

Sema hanım, çok edebi bir dil kullanıyor, 19. yüzyıl romanlarından kalan. Sanki birisi bir akademisyene düşüncelerini edebi bir yazı içerisinde açıklamasını istemiş o da buna uğraşmıştır. Helin'in Bora'ya karşı söyledikleri 'bizde varız'dan, kendisine güvensizlikten, kendine ait olanın ne kadar gelişkin olduğunu kanıtlamaya çalışmaktan öteye gidemiyor. Kadınlığı ile Bora'yı da aslına rücu ettirmiş gibi görünüyor. Belki ardından Helin ve Bora üniversitenin kantininde bir bardak çay içerler. Ama sanırım Helin'in muzdarip olduğu dertleri; şehirlere, kasabalara gelince iyice anlayan onca insan ise yaşadıklarından sonra ağlayarak evlerine dönmüş veya sineye çekmiş olmaları ile kalacaklardır.

Birol Özdemir: Optik

Sema Kaygusuz'un terziler hakkındaki gözleminin ayakları çok havada kalmış görünüyor. Oysa terzi değilim. Ama öyküde terzilik ilgili kullanılan kavramlar biraz absürd duruyor. Eğer, yazar terzi ise durum daha felaket demektir. Hepçilingirler ise belki bu handikapları bildiğinden belki gözlemlerinden daha gerçekçi, olabilir insanları konuşturmuş. Okuduğum en sağlıklı gözlem öyküsü ise Optik.

Gözlük kullanmayan birisi bile bu öyküde kullananların neler düşündüğünü olanlar/düşünülenler açısından görebilir. Edebi yazının derdi olan gerçekçiliği yaşamın içerisinde renk veren espriler yakalanıp işlendikçe oluşuyor.

Cengiz Akın: Halka

Halka, belki de bizim en çok anlatılması gereken onlarca bilinmeyenli ruh hallerinden birisini işliyor. Hem de iyi işliyor.  Bu konuda yazılan roman ve öyküler benzer çizgilerin içine düşerek aynılaşıyor: Evlilik, işsizlik, yalnızlık isteği. Şu anda bundan muzdarip onlarca insan sokakta ama bunlara dair elimizde çok bir çalışma yok. İster edebi yazıda, isterse akademik olsun. Bunca ölüme rağmen sıfır noktasında geziyor her şey. 


Belki, bu konuda anlatıdan önce daha fazla bilimsel araştırma yapılması gerekiyor.

***


Anlattıkça ve anlatıldıkça düz bir yerin ne kadar engebeli, ne kadar farklı olabildiğini görmemizi sağlayan metinler ilgilisini bulacaktır.

10 Mayıs 2011 Salı

• edebi yazı

1.
Modern yaşam, edebi yazı çalışmasını, yaşamın debdebesi içerisinde hepimizce görünmeyen ama kaygısını taşıyanlar için geçiştirilemeyecek başlıklara yönlendiriyor. Bu kaygıların ifadesi her zaman yazı olarak çıkmıyor. Aslında bu kaygıların çoğunluğu başka yollarla ifade ediliyor. Cinayetlerden, kaçışlara, yalnızlıklardan, dışlanmalara kadar genişleyebilen yollar oluyor.

Zamanın kişilerde biriktirdikleri, bu sürecin dışsal bir zorlama değil dışsal durumların içerden bir motivasyonla ifade etme cesaretini buluyor. Bu cesaretle yazarlar edebiyat suyunda, kaygılar/ilgiler şekerini eritmeye çalışıyor.

2.
Edebi yazının gündemi dolaylı veya doğrudan katılan bir süreç ise göç. Göç hareketleri/sonuçları üzerine onca bilimsel çalışma olabilir. Genelde ayrıntıları ve insani süreçleri çok barındır/a/mayan bu çalışmaların eksiğini bu süreçlerin etkisinde kalan sonraki kuşaklar tarafından dile getirilmesi ile karşılaşıyoruz. Misal, göç sırasında çocuk olanlar...

Göç/göçertilme öncesi ve sonrasıyla edebi yazının bir kısmını oluşturacak. Toplumun kapalı yapısı kişilerde silinemeyen hikayeleri yazarların kurmacaları ile edebi alanın ilgisine mazhar oluyor.

3.
Her dönemde öykü, roman yazılıyor. Hikayelerin dilden-yazıya,  yazının anlatıdan-kurmacaya doğru ilerleyen teknikleri ve bu teknik olanaklarla işlenen konular/ilgiler (biraz daha genişletmek istersek yazarın çiziktirdiği ilişkiler) çeşitlenebiliyor.

Eğer cumhuriyet dönemini 10 yıllık kesitler olarak düşünürsek edebiyatın konusu ve okuyucu çeperinin nasıl genişlediğini birçok işaretini bulabiliriz.

1960 sonrası konu, tartışma başlığını genişletmişti. Bundan birinci etken batı kaynaklı çeviriler ile tartışmaların taşınmasıydı. Bir benzeri değişimi 1980 sonrası 90 ve özellikle 2000'lerde gördük cinsiyetler, cinsel yönelimler, etnik kimlikler, dini farklılıklar roman ve edebiyatın bilindik konuları arasına girmeye başladı. Batı da uzun bir geçmişi olmayan ulus, miliyetçilik, kimlik tartışmaları öğrenildikçe bazı eleştirmen ve yazarlar tarafından (çok çalışılmadan) işlendiğini gördük. Muhtemelen bahsettikleri/üzerine atladıkları bu konuları ciddiyetinin farkında değillerdi.

Tartışma başlıkları ne olursa olsun bahsedilen dertler Türkiye'de öyle yada böyle yazının konusu olmuş ve oluyorlardı. Yaşananlara ithal adlar koyarak sanırım daha ikna edici ve bilimsel olduğu düşünülüyor.

4.
Yazı, toplumların ve kişilerin örtbas etmek, unutturmak ve geçiştirmek istediklerine karşı ilgilileri tarafından kullanılacaktır.

5.
İnsanlar yazacak. Edebi yazılarda 'neden' yazıldıkları ile değil, yapıt içerisinde yazarın kaygıları ile ilişkilerini nasıl kurduğu/tarif ettiği eleştirinin konusu olacak gibi görünmekte. Kimilerimiz için bu yapıtlar, underground  edebiyatının bizden örnekleri olacak; kimilerimiz için kişilerin, toplumların yaşamlarındaki delhizlerin edebi yazıya dökümü olacaktır.

Zamâneh • 1997 • Aziz Shahrokh (İran, Kürtçe)

Aziz Shahrokh 
Ud: Mohammad Firouzi
Narmehnay (Balaban): Hossein Hamidi
Ney: Abdollah Abdollahi
Kemençe: Saeed Farajpouri
1. Gol Nishan
2. Zamaneh
3. Narmeh Nay Solo
4. Sabri
5. Avaz E Zalom
6. Kabouki
7. Tasnif E Jan Bi Jamal
8. Tasnif E Dat Parastom
9. Larah Larah
10. Rasteh Khiaban
11. Avaz Sobh Ney Nak E Ney
12. Tasnif Kurdish
13. Shahmame Khal Khal