6 Şubat 2011 Pazar

• turgut özal, benazir butto, hüsnü mübarek

özal'ın iktidar yolunu anlatan kitaplardan birisi emin çölaşan'ın "turgut nereden koşuyor" kitabıydı. yanlışlıklarda vardı kitapta. mesela turgut özal'ın annesine alevi kökenli demişti. ama değildi.

özal tipik bir kurnazdı ve ülkesi ile olan bütün bağlarını kendi egoları için kullanmaktan ileri gitmeyen bir yöneticiydi. çocukları ve karısı ile ülke magazinin vazgeçilmez konusuydular. görgüsüzlüklerini hatırlamak için dönemin magazin haberlerini okuyabilirsiniz. oğlu, babasının yöneticisi olduğu ülkenin yasalarını, babasından aldığı akılla hiçe sayarak ilk özel kanal sahiplerindendi. kim ile, tabi ki tarihleri hep karanlık işlerle dolu olan uzan ailesiyle. turgut özal erken öldü. karısı hala onun öldürdürüldüğünü söylüyor. çünkü eski magazinel dönemi kapandı. bu ülkenin parası ile yaşıyor. ne yazık.

abd'yi çok sevmesi ve övmesi ile bilinir kendisi. abd'de olduğu ameliyatı an be an trt'de izlemiştik. ne yapsa görüyorduk. çocukları iş peşindeydiler. bu muhafazakarların çocuklarını ihya etme isteğinden bir türlü vazgeçmediler. tayyip'in oğlu, kızı; mübarek'in oğlu... aile önemli dediklerinde; oğulları yada kızlarına ellerindeki imkanlardan öyle yada böyle pay vermek anlıyorlar.

turgut özal her sıkıntıyı kolayından aşmaya çalışan birisi olduğu için kürtlere söyledikleri ile hala demokrat birisi. aynı özal sadece kaldırdığı yasalar üzerinden iyi biri olarak anımsayanlarda var. (bkz. ahmet altan) kimse özal döneminde getirilen ve onun imzası ile çıkan 90'lar boyunca ve bugün başa bela olan "terörle mücadele yasası"ndan bahsetmiyor tabii. nedense kürtler de buna dahil. özal gibi bir siyasetçinin ipi ile gidilecek bir yer olmadığını görmedikleri için hayal kurmak serbest.

 ABD bir tür onay yeriydi; ondan para alınır, yalan söylenir, işler iyi götürülmeye bakılırdı. Genelde tv'de, gazetelerde, meydanlarda ecdatlarından bahsetmeyi çok seven insanlar nedense abd ile ilişkilerinde hep eziği, yardıma muhtaç 'doğulu'yu oynamayı sevdiler. akp ilk kurulduğunda tayyip erdoğan abd'ye gitmiş ama kimse selam vermemişti. seçimi kazanınca bir yıl önce gittiği abd'de bütün kapılar kendisine açılmıştı.

benazir butto

çok farklı bir hikaye olduğunu düşünmüyorum. sadece islamcılarla ilişkiyi iyi kuramadığı için sonu ağır oldu. bizdekiler özal'ı ataları ve demokrasi savaşçısı yaptıklarını düşünürsek butto talihsizliğe kurban gitti.

hüsnü mübarek

bu da çok farklı bir hikaye değil. biraz araştırınca özal'da, butto'da çıkar içlerinden. asker kökenli olmasından ve ipleri sıkı sıkıya tutmasından dolayı hala işin başında. elinden güç giderse mussolini gibi taşlanarak öldürülebilir.

***
hepsi zamanında abd'nin seçimiydiler. aşırı değillerdi, ilkesizlerdi, abd'ye hayrandılar. serbest piyasa ekonomisini geliştirilmesi için desteklendiler yoksa demokrasi ticareti geliştirmeyecekse kimsenin umrunda olan bir kurum da değildir.

mübarek varis olarak oğlunu görüyor(du). butto tarih oldu. özal'ın varisi ise ileri demokrasiden bahsediyor. tutmuyor.

***

80'ler ve 90'larda abd'yi, uzun ve lüks binaları, tüketimin güzelliğini anlattılar. bununla yetinmediler fransız ihtilali'nden beri süregelen tartışmalar ve siyasetlerden kurtulmanın yolunu eski solcu artığı akademisyenlerin ve sağcı demogogların fikirleri ile kapatmak istediler. bir dönem için tuttu. bunları ciddiye alıp örgütlü solu eleştiren, aslında suçlayan onca örneği türkiye'de de fazlası ile görebilirsiniz. çoğu benim yaşım civarında geziyor. ülkeleri ile tek bağları onu birilerine egzantirik bir mal gibi satabilme olasılıklarıdır. zaten, türkiye, başka bir işlerine de yaramaz.

ortadoğunun kaderinde sol seküler yapılar hep şehirli, eğitimli, ulusal onuruna sahip çıkan, ülkesinin ve halkının içinde bulunduğu durumu değiştirmek isteyen ama bunu yapacak politik güçten yoksundular. cinayetler, idamlar ve baskılar da gelişmesine hep engel oldu. tek kelime ile onlar kazandı. ama şimdi onların nereye gideceği de belirsiz. ister abd'nin has yöneticileri; ister tam teşekküllü, dört dörtlük doğru müslüman olsunlar yaptıkları zulmün bir kısmını kendileri de görsün. (*)

***

BBC servisinin türkçe haberlerine hep belli bir mesafe ile bakıyorum yine de bu haberi paylaşmak istedim: Pencap Valisi Salman Taseer. Hrant Dink cinayetin ardından aynı şeyleri yaşamıştık. bunu düşününce yapılacaklar çok daha.

zaman gazetesi mısır'daki isyancılara karşı mübarek'i (onlar devlet diyor) yağlamaya geçmiş.

(*) Türkiye solu'nun batı'sından gelen solculara gösterdiği ilgiyi nedense doğu'sundan ve güney'inden gelenlere göstermemesi ise bizim iki yüzlülüğümüz olsun. insan haklarından, kürt sorunundan başlayarak acı durumumuzu gösterip ağlamayı çok seviyoruz. aynen özalların para isterken yaptıkları gibi acındıra acındıra gidiyoruz.