26 Şubat 2016 Cuma

SORULAR (06 Kasım 2014, Cuma)

Burada yer alan sorular 6 Kasım 2014 tarihinde not edilmiştir. 
Soru bir:
Eğer batı aydınlanmasında kilise ile bilim karşı karşıya geldi ise bizde camii ile ne karşı karşıya gelecek?
Ek:
Ekonomi (para)  - Siyaset (güç) - Din (inanç) (Hangisi öncelikli?)
Olasılıklar:
1. Benzer bir karşılaşma bura coğrafyasında olacak mı?
2. İslamcıların görmezden geldiği nedir?
3. İki örnek arasında farklar nedir?
4. İslamcıların kaybetmesi ya da kazanması durumu dışında bir "pat" durumunu tartışmalı mı?
5. İslam, inanç mücadelesi mi veriyor, yöntem direnişi mi veriyor ya da hülyalı eski zamanlardaki gibi yönetme gücünü mü tekrar istiyor.
6. İslamcılar, İslamın "modern" ve "dinsiz" batı belirlenimli ekonomi politikalarına karşı bir alternatiflerinin olmadığını ne kadar sezinliyor?
7. İslamcıların övündükleri dönemlerde ekonomik-politiğin ve şiddet gücünün bir araya geldiğinin farkındalar mı?
8. İslamcı gruplarına besleyen devlet, belediye kaynaklarının kuruması nasıl bir sonuç doğurur?
9. Türkiye'de islamcılar tepe noktayı gördüler mi, görecekler mi?
10. Türkiye'de islamcıların ideolojik çözülmesi ne sebeple olacaktır? Geriye dönüşsüz bir çözülme başladı mı?
11. İktidar partisinden geriye nasıl bir yığın, izdiham kalır?
12. İslamcıların ve Arap destekçilerin ekonomik-politik gücünü etkileyecek ne gibi dışsal değişimler olabilir?
13. Türkiye'nin, (İhvan, Suud) islamcı koalisyon ile serüvenini neler etkiler?
14. Tepkisel bir hareket nasıl taş olabilir?
15. Dip nedir? Sonu var mıdır?
16. Destekçi kitle ne kadar? Ne kadarı açığa çıktı, ne kadarı "oluştu"?
17. Yıkım Türkiye'de neleri yok edemeyecektir?
18. Ciddiye alınması gereken değişimler neler olabilir?
19. Ne yapmalı?
20. Sıkışmışlık nerede?

7 Şubat 2016 Pazar

"Döğüşenler konuşacak"

02 Ocak 2015

Birleşik Haziran Hareketi'nin bir ilçe formuna çıkan genç konuşuyor. Anımsadığım kadarıyla buraya aktarıyorum: 
"Gezi Parkı'nda içki içiyorduk. Arkadaşlarımızla dans ediyorduk. Burada bulunan bir yapıdan olan arkadaş bana içki içmemizi ve dans edilmemesini söyledi." (Örgütün adını verip rezil edeceğini de arada çakıyor) Diyelim ki her şey dediği gibi oldu.
Bir park ağır saldırı altında alınıyor. Her an saldırı olabilir. O ana kadar ölenler yaralananlar var. Polis müdahalesine açık. Başka şehirlerde çatışmalar var: Gözünü kaybedenler, sakatlananlar ve gözaltında darp edilenler. Ama beyimiz rahatının bozulmasını dert etmiş. Rahatının bozulmasının dert edinen arkadaşım başkalarının rahatını bozduğunu düşünmüyor. Eylemler birilerinin rahatını bozdu: Bu rahatı bozulanlar sadece iktidar taraftarları değil. İçlerinde sıradan hayatı dışında derdi olmayanlar da var. Onları çok düşünmüyor; istekleri ve rahatı daha önemli. Mücadele ediyoruz ve eğlenmenin bir yerden sonrası büyük bir ahmaklık. Biraz erdemli olmak o ana hakim olmak gerekirken, beyimizin rahatı bozulmuş. Ama başka şehirlerde belki aynı şehirde başka semtlerde ne olduğu aklına gelmiyor.  
Kürsüde konuşan genç devam ediyor. İnsanların çıkıp konuştuğu kürsüye karşı. Kürsünün kaldırılmasını istiyor. Kalabalık bir toplamda insanlar söz alıp konuşuyor. Yoğurtçu forumunda yerden 50 cm yüksekliğinde kürsüye kafa takan zihniyet burada da çıkıyor. Kişi kültünün oluşabileceği ve kendi klanını kurabileceği tehlikesinden dem vuruyor. Bunun burjuvaziye çalışmak olduğunu vurguluyor. 
Kürsü derdi; becerileri, akademik dünya dışına çıkmamış insanların kafasına taktığı en büyük şey. İnsanların karakterinde çirkin bir "ben" hırsı varsa o kürsü yerine isterseniz 10 metrelik çukur kazın oradan da aynı tarzı sürdürür. Sorun kürsü değil kişidir. Kürsü insanları canavar yapmaz. Ancak kısmen aracı olur. Kürsüye değil konuşana bakmalı. 

Or'dan buraya...

Döğüşenler Konuşacak, Ayşe Hülya Özzümrüt'ün cezaevinde yazdığı şiirlerini yayınladığı kitaba verdiği ad. Kitaba bu kısa sürede ulaşamadım. Adı, anlatmak istediklerime en uygun başlık oldu.
Zamanında Belge yayınlarının "yeni sesler" dizisinden çıkmış. O günlerde Edebiyat Dostları dergisinde bu seri fazlası ile eleştirilmiş. 

Döğüşenlerin Konuşacak

80'ler  sol/sosyalist/devrimciler yaralarını sarmaya çalışırken, onlar adına konuşan eskileri vardı. 12 eylül ardından solun batan gemilerinden kaçan eli kalem tutan afili takımlar günün en iyi olanakları içinde ilk işleri geçmişlerine yönelik eleştiriler oldu. Örgütlü solun her kesiminden belli oranda çıktılar. Diretenler suçluydu. Bir çoğu gündelik dertler ile örgütleri arasından seslerini çıkarmadan ezilen eski yoldaşları hakkında atıp tutmayı bırakmadılar. Liberal ve özgürlükçü bu adamlar taşıdıkları kavramların en büyük kuralını hep görmezden geldiler: Onların konuşma hakkı! Bu hakkı vermeyeceklerdi. En azıdan çarpıtmadan vermeyecekler/di. Konuşamayanlar haklarında her gün onlarca yargı çamur halinde sistemin hegemonya makinasına çalıştı. Temelinde anti-sovyetik ittifaktan ilerici düşüncelere yönelik nefretin kaynağı oldular. Eski maocu, troçkist ortaklarını da Sovyetlerin yanına gönderdiler. 
Bugün hala bunlarla boğuşuyoruz. Bunların artık geri döndüremeyeceğimiz hastalıkları ile...