7 Ağustos 2016 Pazar

Alıntılar

1.
"MİT’in bile haberar olmadığı bir girişimden benim ekmek derdi için bir cemaate yamanan gerizekalı anadolu halkım yargılanıyor, failmiş gibi." 
K: http://cihatduman.blogspot.com.tr/2016/08/feto-paranoyas-ve-esekler.html

2.
"Tanıdığım, bildiğim Fethullahçılar derken bu isimlerin hepsini saydı. Ben Hanefi’ye de, Sabri’ye de (Uzun), Emin Arslan’a da “Sizsiniz, siz yaptınız” dedim. “Evet, bilmiyorduk bu kadar olacaklarını” dediler. Bir Cemaat yemeğinde Kemalettin Özdemir -polis imamlığından ayrılmış ama hâlâ etkili- zehirleniyor ve çok korkuyor. Gidiyor MİT’te itirafçı oluyor. Ekibindeki isimlere “Bunlar beni öldürecekti, gereğini yapın” diyor. Kozanlı Ömer bir gün Amerika’ya gidiyor. Tak diye alıyor bunu Amerikan polisi. Alıyorlar çantasını. Bütün Cemaat belgeleri, operasyonlar, devletin gizli belgeleri... 
Bu, CIA’e geçiyor; CIA de bizim Polis İstihbarat’a gönderiyor. Polis İstihbarat’ın başında Kozanlı’ya bağlı Recep Güven var, şu anda firarda. Recep “Abi, sen ne yaptın, bizi deşifre ettin” diye konuşuyor. Kozanlı “Bana operasyon yapıldı, bu normal bir arama olamaz” diye yanıtlıyor. “Bizi FBI’a kim sattı?” diye düşünüyorlar. Bir araştırıyorlar ki Emin Arslan kısa süre önce Amerika’ya gitmiş, FBI’ın özel konuğu olarak... Hatta helikopterle New York’un üstünde eşiyle tur atmışlar. Bu fotoğrafları bana kendisi gösterdi. “Emin’in arkasında Hanefi var, Sabri var” sonucunu çıkarıyorlar. İntikam almaya karar veriyorlar. Önce Kayseri’den Ankara’ya tayin olan Orhan Özdemir’e ihaleye fesat karıştırdı diye müdahale ediyorlar, sonra Sabri Uzun’u görevden alıyorlar... Emin Arslan’ın -ki adam Narkotik’ten sorumlu Genel Müdür Yardımcısı- uyuşturucu baronuyla ilişkisini gösteren resimler yayımlıyorlar. Bunun üzerine ekip Eskişehir’de toplanıyor. Hanefi Avcı oranın emniyet müdürü, “Ben bir kitap yazmıştım anılarımı anlatan. Buraya Cemaat’i de yazayım, mesajlarımızı verelim orada” diyor. Gözdağı verecek. Tabii Cemaat “Yoook” diyor, “biz artık çok güçlüyüz...” Hanefi Avcı’nın da defterini düreceğiz düşüncesiyle Devrimci Karargâh’tan içeri atıyorlar." 
K: http://www.hurriyet.com.tr/fetoyu-ilk-kez-yazan-adam-zubeyir-kindira-40176083


3.
" Ben sosyolog olarak da, gazeteci olarak da, İslami hareketleri çalışan biri değilim. Aslında başka bir konuda kitap yazıyordum. New Age kültürü denen, bu dünyada her türlü yeni inancın, yeni tip tarikatların, biraz da alternatif hayat tarzlarının barındığı, çok geniş bir düşünce ya da eylem alanıyla ilgileniyordum. Oradaki bazı global yapıların Türkiye’deki karşılığının Fethullah Gülen Cemaati olabileceğini düşünerek biraz daha konuya eğildim. " 
"Gülen sıfırdan orda bir örgütlenmeye gitmedi de geçmişten var olan en azından 1950’den beri oluşturulmaya çalışılmış bir damarı en iyi kullanan bir adam mı oldu? Bunun da büyük ihtimalle cevabı evettir. Kitapta verdiğim bir örnek de şu: hem nasıl olayları çarpıttığı hem nasıl Anadolu’nun o en sağcı en antikomünist damarına denk düştüğü hem de nasıl yalancı olduğu konusunda...‘Ben’, diyor ‘Türkiye de gittiğim yerlerde görüp görüp şaşardım, 'Komünizme selam dur , Türk Askerini arkadan vur, diye komünistler hep duvara yazardı.’ O zaman da kitapta yazmışım zaten, bir örgüt bu kadar adi olur mu bilmem ama diyelim bu kadar da adi bir örgüt. Hangi örgüt sloganını arkadan vurmak üzerine kurar, bu çok klasik bir Anadolu faşist efsanesiydi ve şu şekilde söylüyor, “Rus askerine selam dur, Türk askerini arkadan vur.” Allah aşkına, bu kadar kalitesiz bir yalana sahip çıkan bir insanın peşinden gidilir mi? Gidilmiş." 
"Bu öyle bir yapı ki, seni KCK’den hapse atıyor polis koluyla, hapishanede ziyarete gidiyor GYV koluyla. Zaten belki bütün bu konuştuklarımızı boşa çıkaracak kadar, Cemaat nedir sorusunun cevabı bu. Polisi hapse atar vakıftaki elemanı cezaevinde ziyaret eder." 
http://www.agos.com.tr/tr/yazi/16090/can-kozanoglu-gulenin-hedeflerinin-kimse-icin-sir-olmamasi-gerekirdi


4.
"İslamcıların darbe yapmayacağı, darbelere karşı olduğu palavrası kesin olarak bitmiştir. Darbeyi yapanlar şeriatçılardır. Başarıya ulaşmak için Erdoğan iktidarından nefret eden cumhuriyetçi güçleri de kazanmayı amaçlayan bu yapılanmanın devlet ve ordu içinde nasıl gizli, sinsi ve etkili bir yapılanma olduğu ortaya çıkmıştır. Cemaati bir “sivil toplum yapılanması”olarak değerlendiren liberal tezler kesin olarak çökmüştür." 
"Darbeci güçlerin ilk müdahale günü olarak 20 Temmuz’u saat olarak da 03.00 belirledikleri anlaşılıyor. Bu tarih, Cemaatçilere yönelik kapsamlı bir tasfiyenin beklendiği –ki 800 subayın ihraç edileceği belirtiliyordu- Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısının başlama tarihi olan 1 Ağustos’tan 10 gün önceye denk gelmesi nedeniyle mantıklı görünmektedir. Darbe tarihinin öne alınmasında ise operasyonun haber alındığı ve bir tutuklama dalgasının gelebileceği endişesinin rol oynadığı kesindir. Saat 22.00’de, Türkiye’nin yarısının sokakta olduğu saçma bir zamanda harekete geçilmesinin anlamı budur." 
"Diğer taraftan darbecilerin kışkırtılarak ya da teşvik edilerek erken hareket etmelerinin sağlandığı da güçlü bir olasılık olmanın ötesinde neredeyse kesindir. Teşvik ya da tahrik edildikleri, böylece radikal bir tasfiye için ortam hazırlamak üzere harekete geçirilip açığa çıkarıldıkları anlaşılmaktadır. Bunun –eğer kesin olarak doğrulanırsa- tehlikeli bir oyun olduğu, darbecilerin gözü kara ve kararlı bir kadrodan oluştuğu ortaya çıkmıştır. Sonuçlar, tahmin edilenden daha yıkıcıdır." 
"Genelkurmay Başkanı dahil bütün kuvvet komutanlarının rehin alınması ve tümünün sağ salim dönmesi, nasıl kurtarıldıklarına ilişkin tek bir görüntünün bile bulunmaması dikkat çekmektedir. Birinci Ordu Komutanlığı’nın karşı tutum alması, darbenin çökertilmesinde belirleyici rol oynamıştır. Ancak, Birinci Ordu Komutanı’nın bile bu tavrı ilan etmek için saatlerce beklediği bilinmektedir. Hesaplardan birinin de bir taşla iki kuş vurulup hem cemaatten hem de Erdoğan’dan kurtulmak olabileceği bir yere not edilmelidir." 
"Siyasal-toplumsal hareketler ile siyaset sınıfının, mülkiyet ilişkilerinden görece bağımsız özerk bir güç olduğu sosyolojik gerçekliktir. Erdoğan, 7 Haziran 2015 seçimlerini kaybettiği halde direndi, iktidarı terk etmediği gibi paylaşmaya bile yanaşmadı. Ülkeyi kan gölüne çevirdi ve ülkeyi tartışmalı 1 Kasım seçimlerine taşıyarak yeniden iktidara el koydu. Böylece sistem içi çözüm olanaklarını hızla tüketti ve ülke bir kaosa sürüklendi. Seçimler yoluyla iktidarı bırakmayacağına ilişkin bir kanı yerleşmeye başladı. Sandığın meşruiyeti tartışılır hale geldi, güven azaldı. İşte bu kaos ortamı, AKP iktidarını darbeye açık hale getirdi."

http://m.abcgazetesi.com/darbe-surecinin-diyalektigi-sonuclar-ve-olasiliklar-7236yy.htm

Kabile vs The Cemaat