22 Mart 2011 Salı

Yönetmenler ve filmleri

 Çığlık / Michelangelo Antonioni (Zeki Demirkubuz’un seçimi)
 Güz Sonatı / Ingmar Bergman (Yeşim Ustaoğlu’nun seçimi)
 Yaban Çilekleri / Ingmar Bergman (Pelin Esmer’in seçimi)
 Kötü Kan / Léos Carax (Durul ve Yağmur Taylan’ın seçimi)
 Keyif Evi / Terence Davies (Çağan Irmak’ın seçimi)
  / Federico Fellini (Uğur Yücel’in seçimi)
 Edmond / Stuart Gordon (Ümit Ünal’ın seçimi)
 Dantelci Kız / Claude Goretta (Handan İpekçi’nin seçimi)
 Narayama Türküsü / Shohei Imamura (Kazım Öz’ün seçimi)
 Mavi / Derek Jarman (Aslı Özge’nin seçimi)
 Cennetten de Garip / Jim Jarmusch (Mahmut Fazıl Coşkun’un seçimi)
 Çöl İşaretçileri / Nacer Khemir (Tayfun Pirselimoğlu’nun seçimi)
 Rüzgâr Bizi Sürükleyecek / Abbas Kiarostami (Seyfi Teoman’ın seçimi)
 Öldürme Üzerine Küçük Bir Film / Krzysztof Kieslowski (Reis Çelik’in seçimi)
 Shoah / Claude Lanzmann (Derviş Zaim’in seçimi)
 Bataklık / Lucrecia Martel (Reha Erdem’in seçimi)
 Kanlı Düğün / Carlos Saura (Serdar Akar’ın seçimi)
 Mefisto / Istvan Szabo (Hüseyin Karabey’in seçimi)
 Andrey Rublev / Andrei Tarkovski (Semih Kaplanoğlu’nun seçimi)

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25194692/

21 Mart 2011 Pazartesi

• İnternet Yayıncılığı

Geçmişin anlatılarının yorumlanamaz birer efsaneye dönüşmesi içimizi sıkıyor ve bugün ve/ya geçmişte uç veren şeylerin gelecekte kendi kölelerini yaratmasına izin vermek istemiyorsak bildiğimizi kendimize saklamak gibi bir ayrıcalığımız yok. Eleştirel akıl esas itibari ile onu oluşturduğunu düşünenleri konu edinir. Bu konu edinmede tehlikelerden birisi aklın kendisini eleştirellik adına eylemsiz bırakması olabilir. (*) Bu aynı zamanda cimrilik göstermeden paylaşmak ve tartışmak gerekliliğini de hissettiriyor.

Varlığımızı sadece bir şeylerin eleştirisi ile kurmanın sıkıntıları yaşamamak için bildiğimizi yapmak zorundayız. Bildiklerimiz bizim için ne kadar açık ise başkalarına da bunu anlatmaya çalışmalıyız. Bu da insanlığın birikiminin tozunu attırmakla başlar.

Ne Olacak Bu Hallerimiz, “Yaşa Babam Yaşa”

İnsanların her türlü eylem ve düşüncesini kaydedebilmelerinin sonucu düşüncelerini-eylemlerini geniş kitlelere yayabildiler. Kimi zaman ve yerde bir araya geldiler; kimi zaman ve yerde ise ayrıldılar. Kaydettikleri sayesinde büyük bir emek isteyen yüzyüze iletişeme gerek duymadan sayısız insana ulaştılar. (Hala da ulaşıyoruz) Gerekli koşullardan kasıt ise muhatap olan kişilerin kayıtların genel kodlamasını biliyor ve 'ulaşabiliyor' olmasıydı. Resim, yazı, semboller insanın kaydetmek istedikleri için birer araç oldular. Bugün kullandığımız kayıt sistemleri sadece görsel kodlamaları değil. Günlük yaşamdan ses ve görüntüleri de kaydedebiliyor. İnternet ulaşım açısından kısıtlılıklar taşısa bile çoklu kayıtların çoklu sunumlarına imkan veriyor.

İnternet öncesinde yayınlanan yapıtların alıcı/‘tüketici’ler/takipçilerdeki algısı hakkındaki dönütler kısıtlı ve genel olarak kalıyordu. İnternetin bir radyo, televizyon, kitap, gazete-dergi’lerin toplamından temelden ayıran özelliği alıcının da bu sürece katılabiliyor olmasıdır. Çift yönlü girdiye izin vermesidir. Yayıncı ve alıcı olarak tanımladığımız roller çok kısa süre de değişime uğrayabilmesi açısından klasik yayıncılıktan ayrılıyor. Bu da kullanıcılara her ne rol de olursa olsun fazlası ile sorumluluk (**) yüklüyor.

Giderek artan bağımsız programlar sayesinde “bilgi”den para kazanmaya çalışmak, aptalların işi haline geldiği gibi bu bilginin niteliği ise internet kullanıcı ve yayıncılarını sorumluluğunu oluşturuyor.

İnternete Gel (***)

RSS  beslenme olanağı veren 100 civarında bir sayfayı takip ediyorum. uzun bir süre sonra eklenen ve çıkarılan sitelerin çokluğunu fark edince bir internet sayfası nasıl olmalı diye düşünüyorsunuz. Düşündüklerim bu blog için geçerli değil, daha resmi bir site hazırlasaydım bunları gözönüne alırdım. 

internet kişinin bilgiye ulaşmasını o kadar hızlandırıyor ki saniyeler içerisinde aklımızdan geçen sözcüğü dair bir çok farklı sonuca ulaşabiliyoruz. Arama sonucu çıkan çeşitli sayfalarda muhtemel doğruyu yada istediğimiz bilgiyi arıyoruz. İstediğimiz veriye ulaştığımız siteleri neye göre seçtiğimiz, ona dair değişken sonuçları nasıl doğruladığımız da önem kazanıyor. Genelde kullanıcılar önceden haklarında belli bir bilgiye sahip oldukları sayfaları tercih ediyorlar. İster istemez kullanıcıların bu siteler için kafalarında verdiği bir doğru/kabul edilebilirlik değeri bulunuyor.

Eğer bir internet siteniz varsa, içerik yoğunlaştıkça yapılan aramalara göre okuyucular ile karşılaşma oranınız artıyor. Sitenin içeriği, tatmin ediciliği ve içeriğin güvenirliği kullanıcıları sitenin sürekli takipçisi yapabiliyor.

Sitelerin künyelerine göre değişen oranlarda sayfalar ekleniyor. Bir haber sitesine günde 10’lu bazen 100’lü hanelerde haber girilmesi normalken, tek bir başlıkta yayın yapan sitelerin günde bir veya birkaçın üzerinde yeni yayın girmesi takipçide sıkıntı yaratıyor. Özellikle bu yayınlar kopya, alıntı ise daha da sıkıcı bir durum ortaya çıkıyor. Takip ettiğiniz sitenin içeriğini büyük oranda “kes-yapıştır” şekilde oluşturulmuş ve bundan amaçlanan kolaj çalışması değilse emek harcaması olarak görüyorsunuz. Belli bir alana yönelmektense her başlıkta okuyucuyu karşılamaya çalışan siteler; beslenme kaynakları güçlü ve özgün olmadığı sürece kaybediyor. Oysa daha az emek, ama uzun süreli sabırla iyi bir site oluşturmanız kolaydır. Özellikle de ilgilendiğiniz alanla ilgili ulaştığınız sayfalarda fazlası ile yanlışla karşılaşıyorsanız, bunu yapmak şart olacaktır.

İçeriğin öneminden dolayı internet kullanıcılarının hareketleri büyük paraların harcandığı sitelere değil, içerik olarak ardından büyük emek harcanmışlara doğru yöneliyor. Bu yoğun içeri ya kullanıcılar, yada kullanıcılar ile sitenin resmi üyeleri birlikte oluşturuyor. İçerik altyapısı güçlendiğinde ise kısa sürede takip edilen bir siteye sahip oluyorsunuz.

Kolay içerikli siteler

Porno, erotik, güncel haber, video, spor (biz de futbol), kullanıcıların tercihlerine göre oluşturabildikleri sayfaları barındıran (blogspot, wordpress, tumblr…)  vs. siteleri kolay içerikli siteler. Bu sitelerin altyapısı ve işletmesi maliyetli olsa bile sahiplerine ortalamanın üzerinde bir kullanıcı/takipçi oranını hızlı bir şekilde kazandırıyorlar.

Bize Bir Site Lazım

Sitenin amacı, içeriğin nasıl oluşacağı ve kullanıcıların katılımı sorunsalları herkesin önünde duruyor. Bunun için yazının en kısa geçilen ama en büyük yekun tutacak yeri de burası oluyor.

Ne, olacağını tartışmaktansa, başta “ neye ihtiyaç” olduğunu tartışmakla başlıyor her şey. Bu her şey ise yine dışarıda güzel olanı da bu.
____________________

(*) Eğer ‘akıl’ ve/veya ‘eleştiri’ sizin için demode ise yazı da şimdiden demode olmuş demektir.
(**) “sorumluluk” internet kullanıcıları arasında fazlası ile umursanmaz bir hal alabilmekte. İster yayıncı isterse sadece bir takipçi olun: Yayınlardan, yorumlara kadar rastlanan sorumsuzluk, devamında hakaret/ırkçı/aşağılayıcı/bağnaz vs. birçok düşüncenin kendisine internet üzerinde rahatça birer platform açmasına izin veriyor.
(***) Bu bölüm bir kaç başlık önce yazılmış olan ortaya karışık başlığından taşınmıştır.

Hapis Kadınlar, Sauna (Rusya, 90'lar) • Jane Evelyn Atwood




15 Mart 2011 Salı

• notlara not

son bir ay içerisinde üç ülke, iki eyalet, dört şehir, iki ilçe de bulundum/bulunuyorum.

"görgüsüz" insanlara bakarak "şehirli" bir vatandaş olarak yaşamaktansa amaçlarıma yönelik yaşamayı sevmeye başladım. az eşya ve hızlı hareket kabiliyeti olan bir yaşam; hiç bir şeyin beklenmediği, turşusunun kurulmadığı bir gündelik içerisinde gitmek yeterince cazibesini de taşıyor. güncel ile tarihsel arasında kaybolmadan kendi zamanımızda yorulmak.

artık ülkemde olduğuma göre uzun süredir planladığım ama yap(a)madığım kimi şeylere başlayabilirim.
planladığım (özellikle internet yayıncılığı üzerine) bir çok şey olmasına rağmen bunlar için gerekli olan teknik altyapı donamınına sahip olmayışım en büyük sıkıntım. tam olarak yerine oturtamadığım internet yayıncılığı meselesi üzerine önceden hazırladığım yazıyı eklerle genişleterek yayınlamayı düşünüyorum. açıkçası kağıt ile olan ilişkimi hiç bir şey örtemez ama hazırlığı odalarda değil internet üzerinde yapacak gibi görünmekteyiz. bu hafta sonuna kadar internet yayıncılığı üzerine olan yazımı yayınlamış olurum. internet yayıncılığı üzerine onlarca metin bulabilirim ama bu karmaşaya dalmak istemiyorum. yazıdan sonra bu konuda başkalarının da ne dediğine bakacağız. 

altyapı ve içerik olarak iki ayrı başlıkta toplayabileceğimiz internet sayfalarının ilkine dair beceriksizliğimiz olsa bile bu içerik geliştirilmesine engel değil. böylece blogun kapsamını biraz genişletmek zorunda kalacağım. yapılacakların belirtilerinden sonra nelerin olacağı ise katılımcılara bağlı olacaktır. blogun dostlarından gelen öneriler için bir uygulama alanına dönüşecek ve kimileri için de bir şeylere başlamalarına sebep olacaktır.

şimdi bahar geliyor. tohumlarımızı ekelim. sonrasında ne biçeceğimiz ise verdiğimiz emeğe göre belli olacaktır.

her şeyden şikayet edip sonra doğru bildiğimizin güç kazanıp yaşamlarımızın güzelleşip güllük gülistanlık olmasını beklemek gibi bir miskinliğe girmeyeceğiz. bahçemize iyi bakacağız. belirenleri kaçırmayacağız.

hepimize kolay gelsin.

antalya

14 Mart 2011 Pazartesi

Élie Boniche





tanışmama sebep olan ozan'a gelsin