30 Haziran 2017 Cuma

Bir alıntı


".....
İhmalyan’ın TKP’yle ilgili eleştirilerinin çoğunda haklı olduğu anlaşılıyor. Reşat Fuat ile Şefik Hüsnü’ye, ölümlerinden sonra TKP MK tarafından her türlü kara çalınıyor. İhmalyan’ın tarif ettiği MK toplantısında, çoğunluk bu kara çalmalara karşı olsa da, sonuç değişmiyor:
 
“Acı gerçek şu ki, TKP’nin tarihi, doğuşundan bugüne dek, tepedekiler arasında iktidar kavgası olagelmiştir. (...) Bu yüzden de dünyadaki komünist partilerin hepsi de az çok birşeyler yapmışken TKP hiç bir şey yapmamış, üstelik spontane (kendiliğinden) grev eylemlerini bile kendisine mal etmiş, tepede hep iktidar kavgalarıyla uğraşagelmiştir.” (s.197) 
....." 
K: http://bianet.org/biamag/yasam/187288-vartan-ihmalyan-in-yasami-ve-turkiye-komunist-parti-tarihi?

29 Haziran 2017 Perşembe

Machine Est Mon Coeur • ‘Beam of Fire’ Klibinden

Machine Est Mon Coeur •  ‘Beam of Fire’
Klip için tıkla.

Liberal Fantezi

Bad (Kötü/Kötüler) 1988
 K: http://melisaki.tumblr.com/tagged/Ashley-Bickerton
Good (İyi/İyiler) 1988
 K: http://melisaki.tumblr.com/tagged/Ashley-Bickerton
1988 yılında Ashley Bickerton adında bir zat yandaki çalışmaları hazırlamış. Üstteki örnek BAD (Kötü ya da kötüler diyelim).

BAD (Kötü/Kötüler): Kafamıza yerleştirilen '80'lerin bütün fenalıkları toplanmış: Kanser, naziler, komünistler, uyuşturucular, şeytan, mafya, zehirli canlılar, silahlar, mermiler, füzeler, nükleer tehlike, zincir, dikenli tel, sanırım bir de anarşistler var. 

KÖTÜlerde MiG uçakları (MiG-29 diyeyim) eksik kalmış. Bunu nereden anımsıyorum? TRT'de gösterilen G.I. JOE (1987)  diye bir çizgi film yayınlanıyordu. Uluslararası terörist grup olan COBRA, MiG uçaklarını kullanarak ABD'li vatan bekçilerine saldırırlardı. Ama hep kazanan "özgürlük savaşçıları" idi.

Çizgi filmin açılışında saldırının Özgürlük Heykelinde olması da çok manalıdır. Dost/düşman; iyi/kötü; yararlı/zararlı; gerçek/yalan terazilerinin topuzunun şaştığı dönemlerdi. Yeniden anımsamak için izlediğim bölümler arasından şu bölümü paylaşmak istedim: Cobra's Economic Recovery Plan (Kobra'nın Ekonomiyi Geliştirme Planı).

GOOD (İyi/iyiler): Özgür dünya tarafı devletler, (Suudi Arabistan'ı görünce hep gülüyorum), cennet, haç, suşi, davut yıldızı, abd, pentegon, markalar, eğlence, plaj, müzik, olimpiyat, BM (tarafını seçmiş görünüyor), adalet, ve hepsi yeni... Yazarken içim sıkıldı. Biliyorum çok vasat altı ve değersiz bu şeyleri niye koyduğumu düşünüyorsunuz? Döneminde ve sonrasında bu iki çalışmada işlenen şeyler her vasat ve altı kişinin kafasındaki düşünce idi. Piyasa severlik ve sosyalizme nefret...

* * *
'80'ler, Sovyetlerin güçten düştüğü zamanlardı. '80 sonları 90'larda (ve hala) bazı gazeteciler bir şeyin fenalığının anlatmak isterken kıyasını; Sovyetler Birliği ve Sovyet yayınlarını örnek vererek anlatmayı severlerdi. Bu gazetecilere göre: Batı gazeteleri özgürlüğün ve her tür sansürün düşmanıydılar. "ABD ve Avrupa basını yönlendirilmezdi; çünkü devletten ve sermayeden bağımsız yayın kuruluşları idiler". Biz de buna inanmalıydık. Bilemiyorum, son yıllarda yapılan çarpıtılmış Suriye haberlerine şahit olup kimler hala buna inanıyor?

Bu yazar/çizer/gazeteci/hoca/akil adam ve kadınlar sanki ABD merkezlerinde büyülenmişlerdi. Türkiye'den onun "özgün" döneminden ve "bağımsız" çizgisinden ya haberleri yoktu ya da buna düşmandılar. Ağızlarının suyu aka aka izledikleri ABD ile kaderi her şeyi ortaklaştırmak istiyorlardı. Kimi Abd'den yazmayı, kimi oradan program yapmayı sürdürüyor. Çökmüş bir hayalin içinde çırpınıyorlar. Doğululuğun en kötü yanı süs ve zenginlik karşında dilini yutmasıdır. İki kuruşluk ikram karşısında yalakalar türetmesidir. 

Gericiliğin bu tür yükselişinde arkasındaki bu ABD ve medya desteğini görmemezlik büyük aymazlık olur. Ama artık insanların dincilerin ortadoğuya dökülen kibrit suyu olduğunu daha iyi görüyor. 

Liberal fantazi çokuluslu şirketlerin, emperyalist devletlerin, kabile devletçiklerinin gül gibi anlaşıp ticaret yaptığı dünyanın ifadesi idi. Bu fanteziye karşı her hangi bir başkaldırışı; aydınlanmacı/modernist/tektip suçlamasıyla yok etmeye çalıştılar. Liberal fantezi insanın ağır çaresizliğini kabul edip bunun kremasını yeme çabasıdır. Onun elinde güçsüzlerin güçsüz olmalarının sebebi vardır ve bu bozulmamalıdır. Her türlü değişim, devrim kötüdür. Her türlü midesizlik, öngörüsüzlük sonuna kadar övülür ve savunulur. 
K: https://twitter.com/doyouCmenao/status/880072818909523968

Başka bir dünyada yaşayabilecekken bu kuyunun içine düştüğümüzü düşünüyorum. Geçmişin köhne her tür mirasının övüldüğü, insani gelişmenin diz çöktüğü ve her tür rantın kutsandığı bir kuyu burası: Akıl, sanat, bilim ve saygı yok.

Bir Milyon Yıl İçin Perülüt (1933) Lynd Ward


Lynd Ward - Wood Engraving for “Prelude to a Million Years” 1933

26 Haziran 2017 Pazartesi

Hangi font benim

Tarzı farklı farklı olan insanlarız. Eğitim seviyesi, sınıfı, yerleştiği yer ne olursa olsun mecburi işleri dışında ilgileri olan insanların tarzları farklı farklıdır. Bundan, sonunda maddi kazanç dışında ruhsal tatmin bekleyen insanları kast ediyorum. Yeniden yeniden bunu vurgulayayım istiyorum.

Kimi, mesela, işine odaklanır. Yürür gider. Ooo, bir bakarsınız bayağı yol almış adam/kadın...

Kimi, mesela, heveslidir de geçicidir bunlar. Her şey heveste kalır. Konuşurken ağzı heves kokar.

Kimi heveskarlar işe girişir. Belki biraz, belki birazdan çok ilerlemişlerdir heves ettiklerinde ama sonu bir vardığı yer olmamıştır. Bir yere bağlayamamıştır hevesin ipini. Hepimiz fotoğrafçı olacaktık üniversitede geriye ne kaldı acaba? (Evet, hala siyah-beyaz panoramik fotoğraflar; insanları, insan yüzlerini çekmek istiyorum.)

Kimileri işlerinde iyidirler. İyi olacaktırlar da bir kesinti olur. Belki de  yaşamın kötü oyunları kişiyi hevesinden koparmıştır.  Onlar, çocuklarına yarım bırakılmış, bitirilmemiş; hatta başlanılmamış işlerin, malzemelerin, araç-gerecin, yarım çalışmaların dolu olduğu kutular, bavullar bırakır. Bir şekilde tamamlanmamış işlerler tamamlanmışlar. (Belki o kötü oyunda koparılan nefesidir.) Eldekileri, (bir zamanlar o hevesli insanın elindekiler) başkalarınca erozyona uğratılır. Geride birkaç hatıra kalır. Elinde kalan hatıralara bakanlar için acıdır.

Şöyle de düşünmüyor değilim. Aslında geçici filan değildir hevesler. İlgiler dağınıktır. Her biri bir dağda gezerek toplanmıştır. Kişi bile bazen nereden olduğunu ne yaptığının farkında değildir. Eve döndüğünde bile anlamaz ne yaptığını aradan yıllar geçmelidir.

* * 
İlk internete bağlamam 1999 yılında olmuştu. Bilgisayarda öğrendiğim ilk dört şey:
1- Bilgisayarı açmak.
2- Kopyalamak
3- Yapıştırmak
4- Bilgisayarı kapatmak.

Bir kaç ay içinden telefon üzerinden İnternete bağlanmayı çözdüm. (Dial-up/çevirmeli ağ deniyordu.) Bilgisayarda yüklü "vahşi batı" müzikleri ve geçemediğim bir oyunla uğraşıp durdum. O zaman Windows 98'e ekli gelen bir chat programı vardı. Karikatür kareleri gibi hazırlanmış ve yazılanların baloncuklardan görüldüğü bir chat programıydı. Bursalı bir kız, bir oğlan ve ben konuşmuştum. Yıllar sonra bulduğum bu kayıtları okuduğumda aslında çok da bir şey konuşmadığımızı ama hepimizin çekingen olduğunu görmüştüm.

Öğrenme hızı şimdi düşündüğümde inanılmazdı. Üniversitede habire afişler hazırlayıp bir yerler asılması, el ilanları bunların düzenlenmesi vs. Bende bir ilgiliyi arttırdı: Fontlar... Bir ton font vardı ama nedense en güzellerinin elimizde olmadığını düşünürdüm.

* *
Sanırım bu merakım sonucu 16 bin üzerine font biriktirdim. Gecelerce... İnsanlar ne kadar saçma şeylerle zaman geçiriyorsa ben de o kadar saçma bir şeyle zaman harcıyordum. (Demo, sevimsiz ve bozuk fontları silince geriye 3 bin kadarı kaldı.)

Font biriktirirken fontları Türkçeleştirmeyi öğrendim. Bunun için gerekli programları ve "crack"lerini indirdim. Türkçe karakter kodlarını öğrendim. (Aklımda kalan c=c'dir ç=ccedilla'dır. Cedilla kuyruklu harfleri ifade ediyordu. Ş=scedilla'dır.) Türkçeleştirdiğim bazı fontlar uzun süre kullanıldı. (Afişlerde) Hala kullanan var mıdır bilmiyorum.

* * 
Bu uğraş etraftaki font ailelerini görmeme çok yardımcı oldu. Mesela afişte en iyi font ailesi FUTURA'dır. O günler (2003-2004) AKBANK'ın afişlerinde Alman DIN'i kullandığını anımsıyorum. DIN sonraki zamanda Türkiye'de kullananın kalmadığı bir font oldu. Cemaat yayınları bu tür vitrin dizmelere özendiği için onların da çok sevdiği bir fonttu. Şimdi uğraşamayacağım başlık... Kullanılan font ailesi, tasarım yayının kimden çıktığını isimlerden daha çok gösterir. Künyeye bakmak bile gerekmez.

Bir süre sonra ilgim içerik ile biçim algımda saçma bir dengesizliğin doğduğunu fark ettim. İçerik yoktu; Türkiye'de çoğu şeyin içeriğini iyi düzenlenmiş (taklit demeliyim) biçimle örtülüyordu. Özellikle dini grupların yayınları bildiğiniz en boş içeriğe sahip olup en modern görünümle sunuluyordu. Bu nedenle ya kısa sürede batıyorlardı ya da zaten güzel görünen ama okunmayan yayınlara dönüyorlardı. Bunu sevinerek izledim. Modern sosa bulanmış köhnelik yemiyordu. Oysa biçimin hala en belirgin karar verdiricilerden olduğunu özellikle kendini laik cephede görenlerin "modernliğin" altından çıkan köhneliğe şaşırmalarından gördüm.

**
Biçim önemlidir. Ama uzun yol yürüyeceksiniz içerik daha da önemlidir. İçeriğin estetik bir sunumunu istemek kötü olmamalı. Şunu da bilmeli parayı verdiniz mi görüntü de her şey mükemmel hazırlanır.

**
Bunlar nereden aklıma geldi. 2012 Şubat'ında (Karşılaştığım tarihi ilk baskısına göre yazmadım. O günü anımsadığım için yazdım.) Taksim'de karşılaştığım ama ancak alıp okuduğum: TAM BENİM TİPİM* kitabından sonraya bir köşeye yazayım dedim. 
Kitabın yazarıSimon Garfield (Çeviri: Sabri Gürses) 


*http://www.domingo.com.tr/?products=tam-benim-tipim


***

1 Haziran 2017 Perşembe

Fırsatçılık

Ne kadar yıl uzundur bilemiyorum. Göreceli bir şey bu zaman. Onu nasıl algıladığımız da... Yine de 10-15 yıl az uz değil diyebiliriz bir insan ömründe. Öyleyse 15 yıl yada 37 yıl hiç de azımsanacak bir zaman dilimi değil.

İnsan bilimleri ülkemizde sıkıntılı desem çok yavan bir söz olurdu. Şöyle de sorabiliriz: Bu ülkenin her çeşit insanını, davranış ve tutumlarını eni-konu ne açıklar. Bilimler, disiplinler, sanat demiyorum; ummadığım ya da az ihtimal verdiğim şeyler de olabilir. Ne?

Yukarıda bahsettiğim sürede neler olmuş olabilir? Bu sürede insanlar nereden nereye sürüklenmişlerdir? Kimi kurtlan birlik olup kuzuyu yemiş sonrada koyunla birlik olup kuzuya ağlaşmıştır. Belki önce ağladı da sonra yedi. Bu açıklamasını arzuladığım durumları en iyi anlatan kavramlardan biri ne olabilir?

Bilemiyoruz. Kimin eli kimin cebinde? Kim kiminle ne tür bir ittifak kurdu, kim elendi? 

* * *
Sivil toplum, düşüncesi gelip sarıyor bir ara. Çözümü orada görüyorum. Ama bu sivil toplumun şartları var: bilinç, politika ve bunları sürdürmek için örgütlülük. Çünkü zamanın ertici etkisine karşı ancak bunlar sivil toplumu yaşatabilir: Devlete, bürokrasiye karşı da tek çare...

* * *
Niye bunları diyorum. Yukarıdan gelen yok edici etkinin dışında her yanımızı saran bir durum var: Fırsatçılık. Bunu hiçbir politik gücün yıkma olanağı yok. Çünkü o kadar etle tırnak bir durum ki içinden çıkılamıyor. Her yerden türüyor. Her şekilde yaşıyor ve yaşatılıyor. Nasıl bir şeydir, nasıl yok edilir bilemiyorum.

* * *
İktidar partisi veya Fetullahçılar ile zamanında fırsatçı ilişkiler kurmuş insanların bu günkü muhalif tutumu tek bana mı sıkıcı geliyor?

* * *
Soru bu: Fırsatçılık nedir? Bunu yaşatan, üreten nasıl ilişkilerdir?

2. Dünya Savaşında vurulmuş bir Abd askeri (1944) Almanya. F: Robert Capa

Alman keskin nişancı tarafından öldürülmüş Abd askeri. Leipzeig, Almanya. 18 Nisan 1945.  Fotoğraf: Robert Capa