27 Nisan 2017 Perşembe

"Lokantamızda Prens ve Prensesler Daima Taze ve Bol Masal Sosu ile Sunulur."

Kitap, Yunan toplumunda kadın, cinsellik, ahlak, evlilik düşüncesi hakkında yazarın uzun bir "önsöz"ü ile başlıyor. Gayet derdini anlatan bir yazı ama "sonsöz" olsaymış. 
Kitap'ta biri uzun üç öykü var. 2. Dünya Savaşı sonrası Yunan toplumuna taşra-şehir ilişkisi, zenginlik, soyluluk ve ahlak üzerine yazılmış öyküler. 
Kitap, toplu aldıklarım içinden çıktı. Bu kitabı, kelepir kitaplarda çok görmüştüm. Niye şimdi okudum? Çevirmeni. Kitaplarını okuduğum bir yazardı. 
Kriton Dinçmen, Türkiyeli Rum bir yazar, çevirmen ve psikiyatrist. Çevirmen olarak Kitap'ta adını görünce okuyalım dedim. Güzel bir çeviri... 
Kitap niye kelepir düşmüş derseniz. - Baskı kalitesi okumayı zorlaştırıyor - Önsözün samimiyeti rahatsız etmiş olabilir. - Pazarlama hatası olabilir.
- Yazım ve noktalama yanlışları düzeltilip önsöz sonsöze taşındı mı, çok güzel olur. Yeniden basılabilir.
"Lokantamızda Prens ve Prensesler Daima Taze ve Bol Masal Sosu ile Sunulur."
Lili ZOGRAFU 
Çeviren: Kriton DİNÇMEN
1. Baskı, 1990, Mitos

26 Nisan 2017 Çarşamba

15 Nisan 2017 Cumartesi

"şu Türkiye kadar selam söyle"

- Annem uzaktaki çocuklarına, sevdiklerine selam gönderirken "şu Türkiye kadar selam söyle" derdi. bildiği, en büyük ölçü buydu. 

gece yolculuklarında şehirlerin, kasaba, köylerin yanında geçersiniz. Türkiye'nin büyük bir ülke olduğunu o anlar hissederim. sayılamayacak pencereden ışıklar yayılır, sokak lambaları ile boş sokaklar görülür. hesap edilemez insan ve hikaye demektir. gündüz bu kadar görülmez. gece görülür ki büyüktür. 
siyasi mücadelede yarın devrim olacak düşüncesine hiç sahip olamadım. çünkü Türkiye'nin büyüklüğü eziyordu. daha çok bir şeyin taşıyıcısıyız. yine de "nasıl olabilir"i Gezi'de gördüm. 
Türkiye büyük; herkese büyük... kolay lokma değil, boğazına takılır boğar adamı.


14 Nisan 2017 Cuma

Gaewern Slate Madeni (1970) Robin Friend

Gaewern Slate Mine (Abandoned in 1970) — Robin Friend

13 Nisan 2017 Perşembe

Çakışma

Evet, Hayır! Referandumunun son haftası, sokaklarda "bilbord"lar (bunun kolay söylenir Türkçe bir karşılığı olmalı) dev panolar diyelim, malum zatın fotoğrafları ile dolu. Başka kimse yok. Bu önceki seçimlerde de oldu; ama bu sefer neden bu kadar dikkatimi çekti?

Bu referandumda, bir parti ve karşısında bir küme/cephe seçime gidiyor. Bunun bir etkisi var. Evet'te bir genel seçim havası var. Hayır tarafında bir referandum havası sürüyor. Buna bakarak "evet" bir ölüm-kalım mücadelesidir diyebilir miyiz? Dev panolar bundan mı gözüme batıyor?

* * *
2002 öncesi seçimleri anımsayanlar, hiç kimsenin tek başına bu panoları ele geçiremediğini bilir. Ama anımsadığım kimi örnekler var: Uzanmış kolu ile muallak bir yeri gösteren Tansu Çillerli "Türkiyem İleri" panolarını anımsıyorum. 1990'ların ortası olmalı. Ama bu da seçim haftası değildi. (95 Sonbaharı olabilir. Seçim 24 Aralık 95'te olmuştu.) Melih Gökçek'in her seçim öncesi ve sonrası işgal ettiği panolar vardı, yereldi. Böyle belli belirsiz örnekler. 

* * *
Peki neyi anlatmak istiyorum?

Türkiye'de reklamcılık "piarı" ile siyasetçi buluşmasının ilk örneği Turgut Özal oldu. İkinci örneği Genç Parti ve Cem Uzan'dır. Bu girişimi, bir çok karanlık işi olan ailesinin Türkiye'de sonunu getirdi.  Ama seçime giderken bir kişi/partinin son hafta bütün panoların doldurulmasını ilk kez 2002'de gördüm.

Seçim çalışmasının son haftasına girdiğimizde Cebeci Kampüsünden çıkıp Mamak-Tuzluçayır'a seçim çalışmasına gidiyorduk. Abidinpaşa'ya çıkarken görmüştüm. Bütün panolarda bir yıl önce kurulan Akp reklamları ile doluydu. Bu gücü nasıl bulduklarını anlamamıştım. Arkasında emperyalist-liberal-sermaye desteğini çok görmemişim. Aynı zamanda TV, gazetelerde reklamlarıyla dolmuştu. Son hafta, bir nevi "guerilla marketing" adına "pat pat" reklamlar girmişti.

Yaz tatili taşrada satış yapan arkadaşın güzel bir siyasi tespiti vardı (onun mu tam emin de değilim): Kahvehanelerde tartışılan en sol parti Anap, demişti. İşte o taşra, Akp'ye desteğini vermişti. Reklamlar ise yeni bir ürün, paketi açılmamış hediye gibi ilgi çekmişti. Yüzde 21'in başarılı sayıldığı bir zamanda yüzde 34 ile çıkıp geldi Akp. Ertesi gün, ağlayan Chp sempatizanı arkadaşı teskin etmek de bize kaldı.

Gerçek, zor kabul edildi. Azdık. Daha kötüsü, o günler ve sonraki on yıl politik gücümüz daha da azdı. Bütün medya ya susuyordu ya da gerçekleri işine gelecek şekilde çarpıtarak yayınlıyordu. Hepimiz yalancı bir havanın esiriydik.

* * *
Kafamda çakışan işte bu panolar. 15 yıl sonra o günlere geri götürdü. Oysa insanların iktidar lehine politik tutabilmek adına yapılan seçim tekrarlarında aklıma gelmemişti, bu çakışma.

* * *
Bugünleri ezberlerindeki tarihe uydurmaya çalışan akademisyenler değil; bizler gerçeği/olacakları gördük. Bazen geç kaldık, tam bilince çıkaramadık belki, ama tuş ta olmadık. Bugünün, "dünya tarihinde" özgün bir dönem olduğunu da yine bizler göreceğiz: Reel politikler.

7 Nisan 2017 Cuma

Bir Nisan Günü Hakkında Notlar

1.
Burjuva demokratik mekanizmanın ve şu güne kadar bilinen en katılımcı yönetimlerin dayanağı görülen parlamentonun (meclisin) fiili feshi için Evet/Hayır'lı günler geçiriyoruz.

2.
Evet, çıkarcılar birliği ile sürerken... Hayır'da ise birbirine benzemektense araçta kısmen ortaklaşan bir cephe oluştu. Bu cepheyi oluşturanlar çoğu kalıplaşmış siyaseti baştan aşağı yardı: milliyetçiler, islamcılar, kürtler... Bu süreçte doğası gereği sol/sosyal demokratlar yekpare kaldı. Bu yekparelik her konuda olmasa da...

3.
Genelde seçime bir hafta on gün kala sonuçlar sezinleniyor. Bazı şeyler kesin olmasa da belli belirsiz malum oluyor. Neden acaba? İşin şakası bir yana seçimlere giderken malum olan son haftalarda siyasal-tarihsel hatların daha belirginleşmesidir. Bu referandum gidişindeki belirsizlik sebebi bu tarihsel hatlardaki yarılmadır. Ayrıca propaganda olanağının yarattığı köpük algıdır.

4.
Sol/sosyalistler için her seçim ne alırsan al bir yenilgi... Bilindik partilerin çok yorulmadan gösterdiği başarıların çok uzağında kalırsınız. Siyasi mücadele gereği söylemek ve umut vermek zorunda olduğunuz mesajlardan dolayı gereksiz polemiklere dalarsınız. Kaç kişi bunu görmezlikten gelebilir?

2002 seçimlerinde yarım milyon oy bekleyen Cem'e (toprağı bol olsun) "eğer yüz bini geçersek sokağa çıkar dansöz gibi dans ederim" demiştim. Niye bunu demiştim, saçma... Ama olmayacağına emindim. Malını bilen tüccar hesabı. Alınan altmış bin oy çok komik gelmişti. Oysa iki yıl önce aldığımız kırk bin ile coşmuştuk. Ne yaparsın!?!

5. 
Görünen, istenen burjuva demokratik kurumların ve anayasanın ilgası... Hayırcıların ağırlıklı toplandığı yer burası... Gerçekliği tartışmalı demokratik süreçlerin toptan biçilmesi insanları ürkütüyor. Haksız değiller.

6.
Demokratik yolların tıkanması, başka yolların denenmesi olacaktır. Kimse birbirinden farklı mecralarda akan damarları bir anayasa değişikliği ile yok edemez. Ancak, onları yok etmek için kimi kılıflar hazırlar. Herkes bunu görüyor.

7.
Evet'in istenmesi anayasa değişikliği değil. Dışarıya karşı özgüven oluşturma çabası önce...

8. 
Evet, kötü bir yoldan dağın ardına dolanmak gibi; aslında Hayır'da bilinmedik yerlerden dağın ardına yürüyecektir. Dağın arkasında buluşacağız, bu kaçınılmaz. Ertelene ertelene gidemeyecektir. 

9.
Evet'in merkezinde zıkkımlanmayan üç-beş kişi kaldık. Bu merkez Liberalleri, Kürtleri ve cemaati yol ortasında bırakıp arabasına milliyetçileri/ulusalcıları almıştır. Türk milliyetçi ile Kürt milliyetçi, liberal ile ulusalcı yer ve görev değiştirmiştir. Bu oyun büyük bir kurnazlığın eseridir. 

10.
Bu güçlü merkezin gücü yetmemektedir. Özelliğini yitiren toprak suyun götürdüğü kum gibidir. Atılan kum eskisi gibi yerinde duramamaktadır. Bu tüketir.

11.
Yıllar önce Türkiye Sol tarihinin 1970 sonundaki halini anlatan bir oyun okumuştum: Devrimci Ado'nun Ölümsüzler Katında Yargılanması. Bu kitap inişe geçmiş siyasi yapıların küçük bir temsili gibi gelmiştir. Lümpenleşen, kendi bildiği doğruda durma ferasetini yitiren, gittikçe eski günlerin daha çok arandığı bir çöküştü anlatılan. Korumacılık ya da yıkıcılık iki sivri ucu oluyor. Evet, benzetiyorum.

12.
Soluğu yetmeyen bir hayvan görüyorum. 

13.
Yine üzerine büyük oyunlar oynanan ülkemin, gayet hal ve gidişe hakim bir vatandaşı olarak...

Bu sözlerin bir yeri ve zamanı elbette olabilir. Türkiye üzerine en çok oyun oynanan ve en çok plan yapılan ülkelerden dersek, yanılmayız. Ama bunu diyen herkesle aynı yerden bakmadığımız gibi "rol"ümüzde farklı.

14.
İktidarı, nedense Türk-islamcı iktidarı demeliyim diye düşünüyorum, destekleyenler "bu planların oyunların içine katılıp hepsini alt-üst edip kazanarak bu işten çıkmalıyız" diyor. Biz, bu rol ve bu yolda kazanılmaz diyoruz. Her bir grubun kazanılacaklar listesi de bir değil. Doğası gereği...

15.
Fil değil fillerin ezdiği  insanlarız. Elbete bazı şeylerin kaderini değiştirebiliriz.

16.
Şimdilik, bir "hayır" diyelim. Tersinde de aşağı yukarı aynı yere gideceğimizi bilelim.

17.
Kazanılan bir seçimin başarı getirmeyeceğini göreceğiz. Kazanan kim olursa olsun büyük yükler bırakacak, ortalığı dağıtıp gidecektir.

18.
Günler uzamaya başladı. Bu çok güzel.

19.
Bazen kötü kişiler şansımız olur. Ben öyle görüyorum. 

6 Nisan 2017 Perşembe

Bir Guillaume [Giyom] Tell Hikayesi

Kaynak: İnternet :)
Olayın böyle gerçekleşmesi ardından hikaye nasıl ilerlerdi?


Düzeltme için ali ince‏ @AliCengizince 'ye teşekkürler.