28 Ocak 2012 Cumartesi

25 Ocak 2012 Çarşamba

Merkez Komitesinde Cinayet • Manuel Vázquez Montalbán (Roman, 1981)

Şaraba, yemeğe ilgili dedektif Pepe Carvalho (biz midesine düşkün olanlar fraksiyonundan değiliz, aramızda unutmak için yemek pişirenlerin sayısı her geçen gün artsa da) Barcelona'da eski yoldaşları tarafından ziyaret edilir. Ondan, merkez komite toplantısında öldürülen genel sekreter Fernanda Garrido'nun katilini araştırmasını isterler. 
Katilin, bir dönemin parti içine sızmış olan işkenceci komiser Fonseca'ya tarafından araştırılması huzursuzluk yaratmıştır. Carvalho biraz mızmızlansa da işi kabul eder. Madrid'e gidecektir. Carvalho'nun geçmişi de çok temiz sayılmaz. O da karşı 'şirket'ler için çalışmıştır. Yine de kabul görür.
Carvaldo, Fonesca ile görüşmesinde romanın içeriği de tartışılır: 
"F- Bir de vasiyetten yola çıkılabilir.
C- Hangi vasiyetten söz ediyorsunuz?
F- Mirastan kim yararlanıyor? Genel olarak polis romanlarında sorulan ilk sorulan soru budur.
C- Size karşı çıkacağım için üzgünüm. Ama bu bir polis romanı değil. Bu politik bir roman ve katil aynı anda hem bir adamı hem de onun mirasını ortadan kaldırmayı denedi."
***
Carvaldo kimisi kendi geçmişinden tanıdık katil adayları ile sırasıyla görüşmeye başlar. Eski hapislik döneminden tanıdığı sonradan parti ile yollarını ayıran ve küçük marksist muhalif gruplar içerisinde çalışan entellektüel Cerdan'a uğrar. Tabii yirmi yıl önce Cerdan'la kaldığı cezaevini hatırlayarak: 
" - Hapisten çıktığımda beni 'serbest bırakmalarını' isteyeceğim, belki bir fabrikada çalışırım. Marx, insanların yediği ekmeği, içtiği şarabı paylaşmadan onların meselelerini anlamak mümkün değil derdi. Ya sen ne yapacaksın? Üniversite kariyer yapmak bana bireyci egoizmin, kaçamak bir bencilliğin göstergesiymiş gibi geliyor. Sen ne yapacaksın?" (...) "Carvaldo henüz özür dilemeyecek kadar gençti, gücenemeyecek kadar da hayran" 
ve geleceğini planlayamayacak kadar da kararsız.
***
Görüştükleri arasından en ilginç kişilerden birisi de kendini Troçkist gören ama Che'nin: Eğer yanılacaksan, bari işçi sınıfıyla yanıl, sözünü ilke edinen  Leveder'dir. 
"- Garrido bir despot muydu?
- Bütün komünist partilerin genel sekreterleri gibi bilimsel bir despot. Despotlukların tanrısal bir iradeyle kullanmıyorlar, ama yürütme komitesinin vekaletiyle kullanıyorlar, o ise vekaletini merkez komitesinden alıyor, merkez komitesi despotluk yetkisini partiden alıyor, partinin despotluğu ise zaten Tarihe vekalet ediyor. Sizin de gördüğünüz gibi ben Troçkistim, şimdi bana sorabilirsiniz: Senin gibi bir Troçkistin böyle bir partide ne işi var?"
Leveder, eski karısının ve Cerdan'ın küçük Marksist grup ve partilere düşkünlüğüne dair konuşmaları ise ilginç... Bu konuşmalar içinde bir cümle ilgimi çekti: Bütün aşiretlerde, dil yasasını çiğnemekten daha endişe verici bir şey yoktur. Aşiret yerine cemaat koyarsak laf bana çok tanıdık geliyor. Bir on yıl önce kendini aşan entelektüel aday adayı arkadaşlarımızdan da benzer şeyler duyuyorduk.)
***
Cinayetin sadece bir öldürme ötesinde anlamı olduğunu düşünenler de vardır.Çoğunluk, cinayetin yakın zamanda legale çıkabilmiş Komünist Parti'ye karşı düşmanlarının bir komplosu olarak bakarken, öldürülen genel sekreterin uzun yıllardır yakın dostu olan Santos durumu biraz farklı ifade eder:
- Üstüne oyun oynanmak istenen bizim etik mirasımızdır. Bu etik miras komünistlerin büyük tarihi gücünü oluşturur. Bunu kaybettiğimiz gün herhangi bir peygamber durumuna düşeriz. Bugünün dünyasında ise insanlar kendilerinde gerilim yaratacak bir sabır isteyen peygamberlerden nefret ediyorlar.
***
Romanın özgün dili İspanyolca olmasına karşın Fransızca'dan çevrilmiş. Çevirmen ise şu anda odatv davasından cezaevinde olan Doğan Yurdakul.  
(Romanda yemeklik çok şey var. Aç karna okumamanızı öneririm. Bütün alıntılar kitaptan yapılmıştır.)
Merkez Komitesinde Cinayet
Asesinato en el Comité Central, 1981

Roman,  Haziran 1992
Manuel Vázquez Montalbán
Çeviren: Doğan yurdakul
Afa Yayıncılık

24 Ocak 2012 Salı

Edirne, Mecidiye Köprüsü'nden


Edirne, Meriç Nehri
Mecidiye Köprüsü'nden
01 Ocak 2012, Pazar 

23 Ocak 2012 Pazartesi

'Gazetelerde hiçbir şey yok!'taki yok

İnternet gittikçe büyüyen bir birikinti. Burada gündem hızlıca doğuyor ve birikintiye katılıyor. Günün gazetelerine ve o güne kadar çıkmış bütün günlük gazete sayılarına aynı anda ulaştığımızı düşünelim. Kafamızda renkli dilimli, çubuklu, oranlı bir grafik oluşturursak güncel o kadar ince bir çizgi tutacaktır ki, görmememiz muhtemeldir. 
Sosyal medya ortamlarında yapılan paylaşımlar, beğenilenler ve paylaştıklarımız; çok kısıtlı yada benzer görünmektedir. Bir de paylaşılanların gündemden düşmüş olması ihtimali vardır.
Televizyonda anlatılanlara, ülkenin merkez medyasının yazıp çizdiklerine, öğretmenlerinin yada imamlarının söylediği laflara inanan ve bu inandıklarını birer düşünce olarak öne süren insanları geçelim. Eğer insanı eskiye yönelten her neyse, onu birikinti içindeki müşterilerden birisi yapar. Karşınıza çıkacak en büyük tehlike biriktiriciliktir. 
Gazetelerde bir şey yok demek iki türlü anlaşılabilir: Merak ettiğimiz başlıklarda yeni bir şeyler yoktur yada zaten esas itibari ile merak ettiğimiz bir şey yoktur. Her gün yeni bir 11 Eylül saldırısı, 9 şiddetinde deprem olmadığına göre... Ve de medyanın gündeminde her gün bu ve buna benzer haberler olmaz. 
Saçma sapan tarafsızlık, ortada olma düşüncesine saplanmış; Hürriyet / Zaman gazetesinin en doğru haberi verdiğini düşünen insanlardan isek çaremiz yoktur. Haber, ideolojik tercihlerin ve çalışanların ideolojik formasyonlarının belirlenimi altında olan birer veridir. Bu tarz bir okuyucu/izleyici/takipçi muhtemelen ömrünü bu düşünceye direnip tarafsız haber peşinde geçirecektir. Oysa ki, tarafını ve çıkarını bilmesi haberleri de yerli yerine oturtmasının ilk adımı olacaktır.
Uzun soluklu medya takibi bir kuş bakışı gibi çok fark edilmeyen değişimleri görünür kılar. Bunu fark edebilmek için birkaç gün gazete okumak, haberleri takip etmek imkansızdır. Aslında uzun bir süreç sonunda sezinlenen verilerdeki değişim, bu verilerin hazırlandığı/sunulduğu arka planda nelerin döndüğünün kaba bir taslağını da okuyucunun/takipçinin gözüne gösterir.

*** 
Şunca zaman, bunca değişim, onca veri...
Evet, değişen bir ülkedeyiz.
Atlanmış, yorumlanmamış bütün veriler sorunun çözümünde, bütünün görünmesinde kaçırılmış bir ipucu olabiliyor.
Sonucu ise komik, zora düşürücü yorumlardır.
En son örneği Libya müdahalesinde ve uzun sürelisi ise Dink cinayetinde görülmüştür.
O yüzden kimileri Suriye müdahalesini canla başla savunamamaktadır. Dink cinayetini de uydurma bir örgütün üyesi olmakla suçlanan çoğunluğu emekli, traji-komik devletlu adamla bağını kuramadılar.

Cemal Nadir'in (1902-1947) ünlü Dalkavuk'u.

Derkenar:
Eski, günü geçmiş gazeteler demişken: onların, az alıcısı vardır. En sevdiklerim, bir on yıl kadar önce hala pazarlarda gördüğüm kese kağıdı yapan kadın ve çocuk yoğunluklu ailelerdi. Apartmanlardan topladıkları eski gazete vs. pazarların kuytu köşesinde kadınlar, çocuklar kese kağıdı yaparlardı. Basit, aynı zamanda güzel birer el işçiliği ürünleridirler. -Dibinde ezilmiş çilek izleriyle...- Kese kağıtları derlenir-bağlanır torbalar içinde pazarda satılırdı. Onları uzun zamandır görmüyorum ve belki de artık hiçbir pazarda yoklar.