30 Eylül 2012 Pazar

yolunuz açık olsun...

 
Yeni bir muhalif gazete daha bayiilerde olacak. Bütün emekçilerine kolay gelsin.

27 Eylül 2012 Perşembe

Gazetemizi bir daha okuyalım

Günlerdir geçmişgazete.com adresini takip ediyorum. Kimisi zamanında okuduğum, kimisi ilk kez gördüğüm haberler ile gazeteciliğin bu gözde zamanında bir şeyler yazayım istedim.

Gazete haberleri kaça ayrılır? 
Gazete okuyucusu için ilkinden fark edilmesi gereken benzerliklerdir. Bu, onlarca haberin gözden geçmesi ile oluşan bir seçmecilik... Birkaç benzer öbekten üreyen haberler bir süre sonra silinmekte. Çok azı dönemin bir izi, bir belge olarak önemini korumaktadır.

Biraz bu öbekleri tanımlarsak olanlar-olaylar, yorumlar, ısmarlanan haberler ve asparagaslar diye adlandırabiliriz. Bir çoğu annemizin dünden kalan yemeği ısıtıp masaya koymasına benzer. Akıllı anneler biraz oynayıp yeni yapılmış yemek gibi koyar. O da dünden kalan yemeği yedirmek açısından yaratıcı bir zeka göstergesidir.

Asparagaslar... İster inan ister inanma
Bulvar gazetelerinde kendine umulmadık boyutta yer bulabilen müthiş haberlerdir. Büyük gazetelerde de benzer haberleri görürüz. Herkesin hoşuna gider. Bu hoş ve boş ümitle okuyucusuna söylediği şudur: İster inan ister inanma.
Asparagaslar - İstanbul'un altı petrol dolu  (1990) Çeyrek asırdır parapsikoloji ve onun bir dalı olan radyestezi bilimi ile uğraşan Cemil Kanatger, İstanbul'un 4 bin kilometrekarelik bir petrol yatağının üzerinde oturduğunu ileri sürdü ( 26 Eylül 1990, Tan) Kaynak: gecmisgazete.com
Ismarlananlar...
Bir de dönemin iktidar ve para gücünü elini bulunduranların özel haberleri vardır. Günün ısmarlama haberleri başlığı altında teşhir edilebilecek onlarca örneği görebiliriz. Bu ısmarlama haberler gazeteye reklam verir gibi yapılmamakta, 'gönüllü hizmet' ya da 'şefin/hocaefendinin/patronun isteği' ile hazırlanıyor görünmektedir.

Bu haberler ile kimilerinin dolaylı olarak gündeme müdahale etme istekleri, okurlara istenilen şekilde görünme gereksinimi yatar. Bunun için kimin parası/desteği ile çıktığı anlaşılamayan gazeteler çıkarılır, internet siteleri kurulur, tv kanalları açılır. Kimisinde ısmarlama haberler onca çöp -özellikle taşradan gelen ve yayınlanmayan- habere karıştırılarak verilir. Aşağıdaki haber ısmarlama haberin suyunun suyu... Ismarlama haberi yayınlayan gazete yazıda belirtilmiş. Yazı içerisinde adı geçen kişiler ve ilişkileri, adı geçen gazete ve günlük politik gündem takip edildiğinde haberin tam anlamıyla ısmarlama olduğu görülecektir. Şimdi okuyalım:
"...Metropoll’ün, Prof. Dr Özer Sencar, Prof. Dr. İhsan Dağı, Prof. Dr. Doğu Ergil, Prof. Dr. Cengiz Yılmaz, Dr. Sıtkı Yıldız ve Prof. Vahap Coşkun’un da dahil olduğu araştırma grubuna hazırlattığı çalışmada, “Cumhurbaşkanlığı için Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan arasında bir tercih yapmak durumunda olsanız” sorusuna verilen cevap, Türk siyasetine ilişkin ilginç sonuçlar ortaya koydu. 
Taraf gazetesinin haberine göre; partilerin taban tercihleri göz önünde bulundurularak ortaya konan sonuca göre halkın yüzde 51’i Gül’ü, yüzde 23’ü de Erdoğan’ı tercih edeceğini söylüyor. Bu cevabın partilere göre dağılımında AKP açısından ilginç sonuçlar var. AKP’lilerin yüzde 51.6’sı bu soruya “Gül” cevabını verirken “Erdoğan” diyenler yüzde 38.8. CHP’liler arasından ise yüzde 47.9 “Gül”, yüzde 4.6 “Erdoğan” cevabı çıkıyor. ..." Kaynak: Oldukça büyük sürpriz! gazetevatan.com
Olanlar ve olaylar...
Olanlar ve olaylar sürekli tekrarlar gibidir. Yeniden ve yeniden izlenen melodram tadı barındırılır. Bu haberler birazda yapılan işin nasıl algılandığının örneği oluyor. Sorumsuzluk, vurduymazlık, rahatlık, boşvermişlik hissedilir haberlerde... İntiharlar, trafik kazaları, cinayetler, boşanmalar, kavgalar, soygunlar, hırsızlıklar, ister inan ister inanma haberleri ile birbirine benzeşmeye başlar. Farklı olanı, anlatanı bulmak gerekir. Bir de ülkemize özgü sarı-kırmızı-yeşil renk hassasiyeti de bu olağanlaşanlardan biridir. Sürekli tekrarlanır. Bir yerde sineklikte bulunur, bir yerde tuzlukta... yine de kimse trafik ışıklarına dokunamamaktadır.

Olanlar - 'Egzozcu Apo'nun başı dertte (1992) Yıllardır kentte 'Egzozcu Apo' adıyla tamircilik yapan ve işyeri ambleminde de sarı, kırmızı ve yeşil renklerini kullanan Abdullah Aydemir, PKK'yı çağrıştırdığı gerekçesiyle, adını ve amblemini değiştirmesi için uyarıldı. ( 26 Eylül 1992 Hürriyet )  Kaynak: gecmisgazete.com
Yorum var, yorumcu var...
Yorumlar ise döneme ve kişiye göre değişmektedir. Misal Nazlı Ilıcak, Taha Akyol, Ertuğrul Özkök ve daha nicelerine baktığınızda döneme göre değişen yorumlar okuyabilirsiniz. Gündemde ve gazetelerde fazlası ile yer aldıkları için bunları geçelim.

Ciddiye alınıp takip edilecek yorumlar ve yorumcular yazılarında günün dönem ile ilişkisini yakalama da okuyucusuna kimi nirengi noktaları sağlar. Asla ve asla kitabi değildir. Senli benli olduğu kadar yazılanlar kısa bir sürede kendini test edecektir. Eğer test başarılı ise sürecin sonunda yorumcu az sayıda -ama gittikçe biriken- yeni okurlar edinir.  Bir döneme dair verilmiş her bir geçerli tespit yorumcunun takipçisini arttırır. Bu da gazetecinin yorumcunun sorumluluğunu arttırır...

Şimdi, gazetemizi bir daha okuyalım.

13 Eylül 2012 Perşembe

10 Eylül 2012 Pazartesi

gerizekalı eğitmek

Yıllarca The Wall dinleyip, tekrar tekrar "hey teacher another brick in the wall" diyerek kafamı şişirmiş bir kuşaktan geldik. Onca insandan sonra yıllarca eğitim eleştirileri okuyup; sonucunu, ne yapılması gerektiğini düşünmeden eğitimi toptan reddetmeye varan anlamsız eleştirilerden geçtik. Eğitime yönelik ilk elden eleştirilerin bir çoğunun haklı yönlerini inkar edemeyiz. Bu eleştirilere popülerlik kazandıranlar eğitim süreçlerinin katılıma açılması, katılımcıların yaşanan süreçte ayrımcılığa uğramadan kendilerini ifade edebilmesi ve süreci anlamlandırabilmesi gibi karmaşık tartışmalara girmekten kaçınarak çoğunca eğitimi reddettiler. Böylece ya eğitim görmeyen kişinin kendiliğinden bir bilge olacağını düşündüler ya da bana söylemedikleri başka bir fikirleri vardı.

***
Eğitim, kişilerin somuttan başlayarak soyut kavramlara ulaşmasını ve bu kavramlar ile soyut veya somut süreçleri yorumlaması becerisine odaklanır. Ama eğitim sürecinde bu soyutlama süreçlerine yönelik ezberci ve tekçi tutum eleştirilere açıktır. Ayrıca bu süreçlerde farklı yolların/yorumların da olabileceği katılımcıya kazandırılmalıdır. Kişi istediğini seçebilir, seçme sebeplerini savunmak sorumluluğu da ona kalmıştır. Yine de burada eğitim sürecinin önündeki en büyük engel ekonomik olanaklar, mekan olanakları, sosyo-kültürel çevre ve çalışan kişinin yeterlilikleri ile sınırlanmıştır.  
Eğitimin amacı kişiyi bağımsızlaştırmaktır: kendisini tanıma, ifade edebilmesi ve kendi kendini gerçekleştirebilmesine yardımcı olmaktır. 
Eğitim nihayetinden kendine yeten, sosyal yaşantıya katılabilen ve kişisel hedeflerini belirleyip bunlara yoğunlaşabilen insanlara sebep olmalıdır.
Holmgren Robert; çubuğu ısırma (biting stick)
***
İnsan döllenmesinden başlayarak hızlı bir şekilde uzun süre gelişme/olgunlaşma gösterir. Bu hız diğer çoğu hayvana göre uzun yıllar sonra ancak durur.

Bugün okullarda uygulanan eğitim programları birçok eksiğine rağmen çocukların doğumdan sonra bulunduğu aylar (yaş demiyorum) gözetilerek hazırlanmıştır. Birkaç ay bile çocukların fiziksel ve zihinsel gelişiminde önemli iken hiç bir hazırlık yapılmadan okula başlama aylarının aşağı çekilmesi muhtemelen eğitimi açısından büyük bir felakete sebep olacaktır. Özellikle kendilerinden beklenen becerileri kazanamayan çocuklar ileri ki öğrenmelerinden iyice geri kalacaklardır.

Ailelerin buna karşı çocuklarını okula göndermemeye çalışması en sağlıklı tepkidir. Kimi veliler çocuklarının okula başlamaya yetersiz olduğuna dair belge alıyorlar. Velilerin bu davranışı hakkında: "benim çocuğum gerizekalı" diyorlar diyen birisi 'gerizekalı' olmayı aşağılık bir durum olarak görmekte ve gerizekalı belgesinin bu kadar kolay alındığını sanmaktadır. Oysa veliler sadece çocukları için okula başlamanın erken olduğuna dair birer belge almaktadır.

***
Gerizekalı tanımı 40 yıl evvel yordama gücü düşük insanları tanımlamak için kullanılırdı. Kitaplarda, makalelerde de böyle yazar: Gerizekalı Eğitimi. Bazen Mongol (Moğol'dan gelir, gerizekali anlamında kullanılır; aşağılayıcı Avrupalı bakışın tipiğidir), idiyot filan yazanı da okudum. Bugün ya sakat ya yetersiz ya da engelli diyoruz.
Alınan bu raporlar gerizekalı raporu değildir. Bunun için öğrencinin önce okulların rehberlik servisine yönlendirilmesi, öğrencinin durumuna göre ardından ilçe milli eğitimi müdürlüğüne bağlı RAM'dan  (rehberlik araştırma merkezi) gerekli değerlendirmelerden geçmesi ve hastanelerin belirtilen bölümlerinden gerekli raporları almaları gerekir. Bu süreç sonunda verilen sadece gerizekalı raporu değildir; ayrıca sakatlık(görme-işitme, bedensel),  öğrenme güçlüğü (disleksi, matematiksel, sözel örüntüler kuramama...), otizm, down sendromu vd. tanılarda konabilir. Buna göre de özel eğitim kurumlarına, kaynaştırma sınıflarına yönlendirilirler.

Kişi yordama güçlüğü çekebilir. Soyutlama ve soyut düşünmede bir çok eksiği de olabilir. Eğitim süreçlerinin sonul hedeflerinden biri de kişiyi kendi kendine yeter hale getirebilmektir. Gerizekalı insanlarda da hedeflenen bundan başka bir şey değildir. Ayrıca onca farklı ülkede örneği karşılaştırdığımız da: Kimi Avrupa ülkelerindeki gerizekalıların bağımsızlaşma ve toplumsal yaşantıya katılma oranları ülkemizdeki akıllı/sağlıklı görünen kişilerin oranından daha yüksektir.

***
Bu eğitim sürecinden geçen kişilerin bir beş-on yıl sonra: kendileri ile ne kadar barışık ve kendi kendine ne kadar yeter olduğu; sorunlarına ne kadar çözüm aradığı; yaşantılarını ve başkaları ile ilişkilerini ne kadar geliştirdiği ile sürecin niteliğini gösterecektir. O vakit esas kimin 'gerizekalı' olduğu daha açığa çıkacaktır.