27 Haziran 2013 Perşembe

"gördüm iki kişi mezar eşiyor / gam gasavet gelmiş boydan aşıyor"

İnsanlara yeterince sus payı vermeyi bilen her çeşit düzen gittiğince yaşar. Ne kadar adaletli olmaya çalışırsa çalışsın ekonomik başarı/süreğenlik gösteremeyen her düzen de göçer gider. 
Aç/geleceksiz insan için inandığının, inancın, ezber ettiğinin, efsanelerin çok anlamı kalmaz. Bunlar yenilecek şeyler değildir. Bunun yerine eline geçirdiğini yer: Bu kimi zaman bir padişah, kimi zaman onun yancılarından olabilir... Kimi zamanda kendisindendir bu. 
İnsanlar ideolojileri için ayaklandıklarında dar bir çerçevede, bir hedefe yönelik ve buna uygun bir toplam içerisindedir. İnsanlar yaşamlarına kastettiğini düşündükleri bir şeye karşı ayaklandığında ise karma bir toplam ile başlar her şey, hedefleri süreçle belirir. 
Bugün yaşanılanlar ne tam anlamıyla modern Türkiye'nin içinde bir sınıf kavgası, ne de dinci tahakküme karşı bir varoluş beyanıdır. Aslında ikisini de bir arada yapmaktadır. Başarısına göre dünyanın tepesinde sofrasını kurmuş ve insanları köpek gibi harcatıp it gibi çalıştıran sistemin efendilerine yönelebilir. Bilince çıktıkça göreceğiz. 
Bununla birlikte isyan edenlere karşı bir kumpasta hep çalışacaktır: Sahtekarlık, yalan, ikiyüzlülük, oyun-hile, aldatmaca, birbirine düşürme, nefreti artırma, kine yatırım yapma... Her birini yapıyorlar ve yapacaklar. 
Bu sefer bu isyanı uzun süreli tutacak olan iktidar kadar iktidar beslemesi bir toplamın icraatları da olacaktır. Onların konuşması isyancılara her gün bir sebep olacak. Bir gün Ethem'in bir askerlik fotoğrafı hakkında yazdıkları. Başka bir gün hükumetin dillendirdiği bir yalan ardından... 
***
Bir yandan mezar kazanlar. Diğer yandan başka mezarları da açacaklardır. Bu, isyan edenlerin açtığı mezar ne kadar taze ise efendilerin bir dönemin isyancılarını gömdüğü mezarlarda o kadar eski olacak. 
Bugün örgütlü olsun-olmasın ayaklanmış ama bir şeylerin eksiğini hisseden herkes eski mezarları belki mezarları bile olmayan her insanı toprağından çıkaracaktır. 
***
İnsanlar sokakla sınanır, sonrasında esas mesele gelir: İnsanın insanla sınanması. ... Bu mücadelede hiç bir direnişçi yalnız kalmayı hak etmiyor. 
Başlık: 2 Temmuz 1993'te Sivas'ta katledilen Nesimi Çimen'den...

9 Haziran 2013 Pazar

Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik...

kimse bir halk kadar dayanıklı olamaz 
susuzluğa, yalana ve mavi ispirtoya 
Bizim en büyük hazinemiz tarihimizden getirdiğimiz bellektir. Onu okuyarak, izleyerek, dinleyerek edindik; yaşayarak edimledik; şüpheye düşerek, sorgulayarak bugüne geldik.

Kimi insanlara saygım, onların mezun oldukları okullar, yüksek eğitimleri ve bildikleri olmadı. Zaten bu tür statüleri yoktu. Sadece yaptıkları işe gösterdikleri özende görülen bir mirasın taşıyıcısı olmalarıydı. Kimisi hamur denen şeyin nasıl ilginç, kimisi bir bina temeli atmanın ne kadar önemli, kimisi bir insana bir beceriyi kazandırmanın en özel yollarını gösterdi. Tarihin mirasçılarıydılar. Bizim de bilmek zorunda olduğumuz insanlık tarihinin. Antik bir kentte gezerken yıkılmış bir duvar arasında gördüğünüz bir ustanın/işçinin neredeyse bin yıl önce bıraktığı parmak izi yanı başımdaydı. Hiç birisi uzak değil...

Katliamlar, savaşlar, yıkımlar gören yine de yaşamaya; yaşamı sürdürmeye mecbur olan insanlar sayesinde bugüne geldik. Tarihi düşünmek, onun güncel lafazanlığından kurtulmak için toprağımız bir çok hazineyi taşıyor. Bir çok izi...

Biz bugün onların mirasçılarıyız, doğru-yanlış-çarpıtılmış olsa bile o belleğin sahipleri ve taşıyıcısıyız. Süzgecimizden kimi evrensel değerleri çıkarabiliyoruz. Bunlarla hareket etmek gerektiğini görebiliyoruz: Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik

12 Eylül 1980
Türkiye solunun ağır 12 Eylül yenilgisi, bu yenilgiden çıkışı arayan bir çok arayışa sebep oldu. Bu arayış Fransız yada Rus tarihinin neredeyse 200 yıllık bütün tartışmalarının bir 30 yıl içerisinde yaşanmasıydı. Ulus-dil-din sorunsalları, modern-seküler/geleneksel-dindar yaşam, kadın sorunu, ekonomik yapı ve sonuçları, adalet sistemi, zor aygıtı... buraya nice başlıkta katılabilir. Bunlar birbirleri ile karmaşık ve kolay yanıtlar verilemeyecek sorunsallardı.

Ek olarak... Sovyetlerin yıkılışı ile ABD hegemonyasının insanlığın en büyük arayışı olan eşitlik ve özgürlük mücadelesinin bütün kazanımlarına saldırması ile sürdü. Arkasında duldasına geçebileceğimiz bir taş bile kalmadı. Sovyetlere karşı düşmanca tutum içerisinde olan sol-sosyalist-komünist yapılarda birer birer kum tanesine dönüştü. Oysa ki onlara gün doğacaktı. Göremediler, belki görevleri buydu. Başarıyla tamamladılar.

Sovyetlere, sosyalizme ve bunun mücadelesine karşı klişe suçlamalarla on yıllarımız geçti. Hepsi nedensiz demiyorum, ama çözümü yine buradaydı. Oysa burjuva hükümranlığın, emperyalist propagandanın, dinci zihniyetin ve sol düşmanlarının elinde bize karşı birer silah olarak kullanıldı. Bu davanın esas sahiplerine karşı kullanıldılar. Zor atlattık. (Stalin'i, Troçki'yi, tarihimizdeki bütün hataları tartışalım, yeter ki bu mücadelemizde bir daha yaşanmasın diye. Bir daha olmasın diye. Yoksa düşmanlarımızın ekmeğine yağ sürmeye döndüğünde: susalım.)

Türkiye'nin mücadele insanı bu yanıtlar peşinde kimi zaman takıntılar edindi, kimi zaman sorumsuz adımlar attı. Ama bildiğini yapmaya bir yol açmaya çalıştı. Hep beraber öğrendik... Hala öğreniyoruz. İğne ile kuyu kazılır gibi kazanıldı bu her bir mevzi: Sokağa çıkmak; insanlar arasında düşüncelerini konuşmak; dergi-gazete çıkarmak, sokakta satmak; siyaset yapmak; örgütlenmek; "hayır" demek ve bu akan kanın en can alıcı noktası; sistemin ana şalterleri hakkında fikir yürütmek... Riskli, korkutucu ve insanı çekingenleştiren bir yanı olduğu apaçık. Korkutularak büyüdük! (Bugün Taksim'e çıkan ama onu oraya taşıyanın solun onlarca yıllık mücadelesi olduğunu anlamayan, ona karşı laf eden şapşallara da haddini bildirmek de bize düşüyor.)

Bu kadar sıkıntılı bir alan ve zamanda komiklikle, temelsiz yaratıcılıkla sorunlarımız çözülmez. Polis önünde okuduğunuz ve ciddi kitap okuru hiç kimsenin evinde olmayan dandik bir yayınevinin kitabı ile olmuyor. Bu ya saçma bir özgüvendir ya da iyi niyetli bir donkişotluk. Her zaman ikincisinden yana kalbim. Oradaki kimseyi suçlama hakkını kendimde görmüyor. Ama bu beni düşündüklerimi yazmaktan geri tutamaz.

Şimdi...
Başka bir zamandayız. Ne kıyısından köşesinden anımsadığım 1980'ler, ne korka korka keşfettiğimiz yasaklı bir tarihi öğrendiğimiz 1990'lar, ne de neo-liberal politikaların dincilerle şaha kalktığı 2000'lere benziyor:
- ABD hegemonyası zayıflıyor
- Batılı kimi seyyah yazarların 50-60 yıl önce uyuyan bir dev dedikleri İslamcılık ideolojisi gücünün tepesinden iniyor
- "İnsan nedir" sorusunu "benim zevkim için yaşayanlar" diyecek büyük bir çirkinlik, bütün kibri ile ortada geziyor. Hatta Taksim'de geziyor.
- Sanat ve politik pratiğinde insansız bir dava güdenler kendi fil dişi kulelerinden konuşuyor.
- Sokağa çıkan, direnen insanlar esas şimdi o dillendirdikleri "birey" oluyor.
Nice çıkarsamalar yapılabilir. Ama bugün net olmak, anlaşılır olmak gerekiyor. Bu aklı direnişin önde gelen bütün yapıları biliyor/sezinliyor.
***
Daha yazılacak çok şey var. Bir akıntıdan çıkıyoruz. Hazırlıklı olun... Bir kazığınız olacaksa, elbette o hep İNSAN olsun. Dilinizde:
Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik...
— Quino (Joaquin Salvador Lavado)