18 Ocak 2013 Cuma

Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup — Zygmunt Bauman

*Akışkan Modern Dünyadan
44 Mektup

Zygmunt Bauman

Çevirmen: Pelin Siral
Habitus Yayıncılık, 2012
İstanbul, 199 sayfa 


"... günümüz genç kuşağının büyük bir kesiminin gerçek zorluklarla, uzun ve umutsuz ekonomik bunalımlarla ve kitlesel işsizlikle hiç karşılaşmadığını hatırlayalım. Bu insanlar (...) her günün bir gün öncekinden daha güneşli ve daha tatlı maceralarla dolu olması umulan/beklenen bir dünyaya doğdular, böyle büyüdüler. (...) Gençlerin dünyanın 'doğal' hali sandıkları iyimser ve vaat dolu mutlu hayat daha fazla devam edemeyebilir. Son ekonomik bunalımın tortuları -kronik işsizlik sorunu, hızla geri çekilen yaşam fırsatları ve kararan umutlar- kolay kolay belki de hiç erimeyebilir."* 

Türkçe'de ilk Bauman kitapları 90'larda Sarmal ve Ayrıntı yayınevinden çıkmıştı. Sonradan kervana başka yayınevleri de katıldı. Bugüne kadar hiç okumadığım bir yazardı. Modern Yaşantıya Dair 44 Mektup'un mektup başlıklarına baktığımda kitap ilgimi çekmiş, ama kendi okuma seyrim içinde yer açmamıştım. Kısa bir Akmar pasajı gezisinden ucuz kitaplar içine atılmış su yemiş bir kopyasını görünce alıp okumaya başladım.

***
Bauman bugünün dünyasına dair onlarca şikayeti ve eleştiriyi denemeleri ile aktarıyor. Yazılanların kimi kısmını şu ya da bu şekilde görüyor, tartışıyor ya da  hissediyoruz. Bu görme, hissetme, tartışma süreci herkesin durduğu yere göre değişiyor ve değiştiği kadar da belirli-belirsiz bir ideolojik konumlanışı da işaret ediyor.

***
Kitapta, yukarıdaki alıntıda bahsedilen 2008 ve sonrası gelişen; bugün hala çözülememiş olan ekonomik kriz üzerine modern dünyanın aldatıcı mutluluk büyüsünün bozulduğunu fazlası ile işliyor. Bauman bu bozulmaya neyin sebep olduğunu çok anlatmıyor. Daha doğrusu bütünsel bir bakış getirmiyor.  Bauman iyi niyetli bir antikomünist ruhla -aynen sosyal-demokratlarda olduğu gibi- akışkan modern dünya'sının bu kadar bozulmasına şaşıyor. Şaşırmak ile birlikte bireyleri totaliter düşünce ve devletlerden özgürleştirmek isteyen çağdaşı kurtarıcı entelektüeller gibi uyarıyor.

Oysa 'bizimkiler'in kaybettiği... Bizimkilerden sosyalist bir ülkeyi terk etmiş olan Bauman'ın desteklediği 'ötekiler'in kazandığı bir dünyanın nasıl görüldüğü her birimize göre değişir. Kazananların sosyalist ülkelere karşı parlatmaktan geri durmadıkları sistemleri tekliyor. Hiçte öyle vaat edildiği gibi değiller. Yazarımız, sosyalist ülkelerin çözülmesi ardından bir on yıl süren kafa karışıklığından sonra görülmeye başlanan yok edilen sosyal haklar ve emekçiler aleyhine değişen yasaları çokta konuşmuyor. Küreselleşmeden ama onun adaletsiz olmasından şikayet ediyor, çözümü de sunuyor. Şimdi şikayetimize ve çözümümüze bakalım:
"... iktidar ve siyaset arasında kaybedilmiş dengeyi yeniden kurmak ancak küresel düzeyde ve sadece yürütme ve yargı kurumlarının desteklediği küresel yasama (ne yazık ki henüz var olmayan) tarafından gerçekleştirilebilir. Bu zorlu iş, şimdiye dek neredeyse bütünüyle 'olumsuz' yaşanmış bir küreselleşmeyi (yani, sermaye, finans, ticaret, enformasyon, suç, uyuşturucu ve silah trafiği gibi, kurumsallaşmış siyasete özünde düşman güçlerin küreselleşmesi) henüz gerçekten başlamamış olan 'olumlu' karşılığı ile (mesela siyasi temsilin, yasama ve yargının küreselleşmesi) tamamlama gereksinimi diye tercüme edilebilir."* (Vurgular bana ait)
Eğer önce küresel adaletsizlik ardından küresel adalet geleceğini düşünmüyorsa nasıl bir kurguya sahip? Sermaye uğruna başka ülkelere ambargo uygulayan, iç savaş çıkaran, savaş açan, işgal eden, işbirlikçi hükümetler kuran devletlerden hangisi bu küresel adaleti kuracaktır?

Küresel adalet gelişmeden önce sormak gerekiyor: Bugün dillere pelesenk olan uluslararası hukukun kapitalist ülkelerin mi yoksa Sovyetler Birliği'nin baskısı ile mi oluşmuştur? Bugün belli ölçülerde emperyalist ülkelerin elini bağlayan BM kararlarının sebebi nedir? Bugünün güçlü kapitalist ülkeleri küresel adaleti geliştirmek mi yoksa önlerinde engel gördükleri BM'yi ilga etmek mi istemektedirler? Bunlar Bauman'ı çok ilgilendirmiyor. Ama sosyal medya ve internet ile ilişkiniz üzerinden sosyal varlığınızı ve üzerimize gelmekte olan kara bulutlardan bahsedebiliyor. Bir gün kim veya kimlerce ne amaçla yapılacağını bilmediğimiz bir küresel adalet oluşursa sorunlarımız da çözülür gibi geliyor.

Bauman fazlası ile maddi temelleri zayıf idealize edilmiş başlıklar hakkında konuşuyor. Günümüz dünyasında küreselleşen sermaye hareketlerinin daha güçlenmesi için savaş çığırtkanlığı yapılıyor. Kimlerin bu çığırtkanlığı yaptığını, kimlerin işgalci olduğunu birbirinden farklı medya kanallarını izlediğinde görecektir. ("... yirminci yüzyılın zorba ve kanlı iki totaliter rejimi, yani Nazizim ve komünizm gibi iki korkunç deneyim ...*"den hiçbirisi bugün yok. Kuzey Kore de ünlü sosyoloğumuzun dişinin kovuğunu doldurmaz.) Bir de Bauman sosyalist ülkeler için gördüğü zorlama ama geçiciliği, nedense kapitalist düzenler için görmek istemiyor. Onları kimi reformlar yapılacak sistemler olarak anlatıyor.

***
Belirsizlikten ve bu belirsizlik sonucu oluşabilecek tehlikeleri işaret ediyor. Kara bulut belirsizliğinin sonuçlarının gidebileceği tehlikeler hakkında Bauman, Camus'yu kalkan ederek sınırları çizmemiz için uyarıyor:
"Camus bize isyanın, devrimin ve özgürlük [yazarımız durduğu yer gereği 'eşitlik'i atlamış] arayışının insan varlığının kaçınılmaz özellikleri olduğunu ama bu hayranlık uyandırıcı arayışların zorbalıkla sonuçlanmaması için sınırları çizmemiz ve kollamamız gerektiğini söyler."*
Yeniden komünizm hayaleti çıkabilir, hem Bolşevikler gelebilir. Sınırları çizelim ve bu tür belirsizlikten çıkabilecek tehlikeleri dışarı da bırakılım. Ama bir yandan da isyan edip devrim yapalım.) Batılı orta sınıf ve konformist toplumlar isyan ve devrim için sokağa ne kadar çıkacak bilinmez. Belirsizlik hakkında bu kadar uyarı da bulunan yazar; günümüzü tanımlarken anlamsızlaştırdığı, belki göremediği ilişkiler ve onların maddi gerçekliğini es geçiyor. Şayet insanlar harekete geçerse düşündüğü sınırların ne kadar uydurma ve ideolojik bağnazlık içerdiğini de görecektir.