15 Şubat 2012 Çarşamba

Lennon ve Che

John Lennon ve Che Guevara              Fotoğrafçı: (?)    Tarih: 11 ağustos 1966 (?) 

11 Şubat 2012 Cumartesi

Bu! / Pu!

Pedogojinin ilgilendiği konulardan birisi gelişimin kişilerde gösterdiği istikrarsız davranışlardır. Tabii, alan araştırmacıları böyle demiyor. Gelişmenin getirdiği anormallikler birer istikrarsızlık olarak görünüyor. Bu, geçmişte, kabahatler sebebi görülürken artık doğamıza içkin, her kişide özgün yaşanan belirtiler olarak kabul ediliyor. 
İlgilendikleri gelişimin kritik evresine gelen kişiyi bir üst aşamada bekleyen karmaşık dertler ve yetersizlikler. (Yetersizlikler azaldığında yeni bir dönemeçte yaklaşıyor) Piaget'in kuramına göre gidersek kişinin oluşturduğu zihinsel şemalar kırılıyor ve yeni zihinsel şemalar oluşuyor. 
İnsan büyür iken; anne - baba - kardeşler - eşyalar - yakın tanıdıklar - evi - çevresi - mahalle arkadaşları - iyi, kötü - büyükleri küçükleri - okul arkadaşları - diğer sosyal ortamla içerisindeki arkadaşları - dost, düşmanları - yaşını - onların yaş farklılığı - cinsiyetini - cinsiyet farklılıklarını - ailesinin konumunu - onların sınıfsal konumlarını, birbirleriyle ilişkilerini benzer dönemlerde fark ediyor. Her biri özgün bir geçiş taşıyan bu şemalar, yeterli mesafeden izlendiğin de, yaşlara göre kişinin dönemi içerisinde yavaş mı, ileri mi, yoksa çoğunlukla birlikte mi geliştiği gözlenebiliyor. Değişen her şema ile verilen değerlerde değişiyor.
Yukarıda anlattıklarım, basit ve insanı yaralayıcı bir dil gibi görünüyor. Bilim insanlarında bir eksiklik hissediliyor. Edebiyatsız bilim, insan varlığına düşman gibi konuşuyor. Bilim insanlarının yorumlarını okurken iyi birer edebiyat meraklısı olmalarını istemeden (bugün farklı bir dünyaya bakıyor olurduk) edemeyebilirsiniz. İnsan meraklarını önemser; yoksa müzik, sinema, resim, fotoğraf ve diğer sanat pratikleri de edebiyat değerindedir.
Galata Kulesi, Ağustos 2011
Gelişmenin, hareketin durdurulamaz olduğunun bilincindeki her özne istikrarsızlıkları, anormallikleri görmüyor yada gözardı ediyor ve büyük olanaklara sıçrama hedefiyle şemalarını kırıyor. Zemini elbette yok etmiyor. Zihinsel havzasını bir üst seviyede olabilecek bir konuma çıkarmaya çalışıyor. Kırarak taşıyor. Böylece mücadele ile istikrarsızlıklar örtülmeye çalışılır ve ardından gelişen şemalarla: istikrarsızlık göstermeye başlayan varlığı, tek başına yönetmeye hazırlanılır. 
Koalisyonlar '90'ların Türkiye'sinin vazgeçilmezleri idiler. Her koalisyon yıkılırken yenileri tartışılır oluyordu.
Kim kazanır... 
Şemalarını kıran (dokunulmaza dokunma da daha da ileriye giden) birbirlerine artık muhtaç olmadıkları kanaatini getirmiş görünüyor. Bir koalisyon biterken yeni ortağın ülke içerisinden olmayacağı görünüyor. ...eğer dışarıdan başka müdahaleler olmazsa acımasız olan kazanır. Başkalarının karışması halinde ise olasılıklar çoğalır. 
Artık çarpışmanın sesleri yakınlarımıza kadar geliyor. harekete geçen ilk şemayı kıran olarak kazanmaya ve sonrasına hazırlanıyor. Muhtemel taraflardan birisi ise "şok" içerisinde, belki de hatıralar ve geçmiş uyarılar gözlerinin önünden geçiyor. Şimdilik çok net görünemiyor.
Aslında bir on yılda yaptıklarının birer gecekondu mahallesinin mantığını taşıyor. Üzerine binecek basınca ne kadar dayanıklı olacağını hep birlikte göreceğiz. 
Buuu! ... Buu! ... Bu! ... Bpu ... Pbu ... Pu! ... Puu!
Ses, "Bu!"yu, işaret zamiri olarak görevlendirdiğinde; o sesin erleri, gösterileni "Buu!" diye işaret etti. Eğer çok ters bir şey olmazsa; işaret edilen, bundan sonra "Puu!" diye işaretlenecek. Hem de karşılıklı... Şema şimdilik en büyük kırılmasını yaşıyor. Yakın bir savaş öncesi ikili iktidar tekleşmeye çalışıyor. Bakalım, kim neyi doğuracak.
Marmara açıklarında bekleyen gemiler, Ağustos 2011
Koalisyonun başka koalisyonları...
Suçlu sahnesindeki, suç kanıtıyla oyalanırken; kanıtı bulan/sunan açıkça  yargılanıyor. bir yandan belirli bir alanda saatler hızlanırken, Dünyanın çoğunluğunu ilgilendirecek süreçte yanımıza, içimize mayalanıyor. Biri hızlandı, birisi kolay tutmuyor. Ama, yine de hazır olmak lazım 3. Dünya savaşı sırbistanlı bir öğrenci bekliyor.

4 Şubat 2012 Cumartesi

Haydarpaşa

Kadıköy Rıhtım'dan Haydarpaşa'ya, Mayıs 2011

'Vatansız' Gazeteci - Doğan Özgüden (2 Cilt, Biyografi)

Kazı çalışmalarında çıkarılıp eldeki parçaların birleştirilmesi ile oluşturulmuş buluntuları müzelerde görebilirsiniz. Nasıl birleştirdikleri ise izleyiciler için değişen yanıtlar barındırır. Sonuçta kabul edeceğimiz bir şey vardır: Baktığımız, yapıştırılmış boşlukları renksiz parçalarla birleştirilmiş nesne ile günümüz arasında muhtemel onlarca kopuk dönem vardır. Başka ipuçları üzerinden arkeologlar ve alan çalışanları kendilerince parçaları birleştirip, dayandıkları noktalar ile bir de tarih yazarlar. 
Bunun konumuzla ne alakası var diyebilirsiniz. Kopukluk, sadece çok eski dönemler ve sonraları arasında olmaz. Tarihin uzun yüzyıllarına karşı birer on yıl arayla da oluşabilir. Kulaktan kulağa aktarılan efsanelere dair doğru düzgün somut örnekler ve çokça tanıkta yoktur. Bunları ya kişisel merakla/dert edinerek ulaşırsınız yada zaten bir süre sonra abartma ve uydurmalardan kaynaklı değerini yitirip gider. Tarihi olguların oluşumu bizatihi ilgiyi hak ederken sonradan yapılan saçma sapan göz boyacı anlatılarla değerini hiçleştirir.
***
Ankara'da sahafları gezerken kitapları, dergileri yeni yeni tanımaya başlamıştım. Kitapların basım tarihlerini bilmeden hangi dönemlerde basılmış olabileceğini kestirebiliyordum. Kitabın kesim, kapak, dizgi gibi ayrıntıları kendini ele veriyordu. Şimdi bunları matbaacıların jargonu ile anlatmam zor olacaktır. Yine de muhalif yayıncılık, devlet yayıncılığı ve popüler yayıncılık arasındaki farklar birer on yıl ile birbirini takip ediyordu. 70'lerden sonra devlet yayıncılığı giderek tekrara ve sonrasında ise yok oluşa girdi. Popüler, sermaye destekli yayıncılık yaygınlaştı. 
(Unutmadan bir de soğuk savaş yayıncılığı vardı onlar her zaman anlaşılıyordu. Kağıdından, -bugün bile- kaliteli olan baskısı ile dikkatlerden kaçmıyordu. Bunu övmek için yazmadığımı belirtmek zorundayım. Nihayetin basılı bir materyalin değerini teknik ölçütler bir yere kadar belirler ve büyük oranda değeri içeriğinden kaynaklanır.) 
***
Konumuz olan muhalif sol yayıncılık ise olanakları itibari ile arkadan gelenlerdendi. Sahafları gezerken bir yayınevi ilgimi çekiyordu. Kitapların basımı çoğunlukla 60'larda görünüyor olmasına rağmen kapağından baskısına, dizgisine bayağı nitelikli görünüyordu. Hep arkasında güçlü bir sermaye desteği olduğunu düşünüyordum. 12 Mart sonrasında ne Sol Yayınları ne de diğer kimi muhalif sol yayınlar gibi devam etmişti. Mirasçısı da yoktu. Sonrasında tasarımlarını taklit edenler olmuştu.
***
Sonrasında kimi muhabbetler içerisinde bu yayınevinin ismi ile anılan Ant dergisine dair onlarca övgü duydum. Özellikle aylık formatı ile getirdiği dinamik forma dair vurgu çoktu. Ankara'da hem haftalık Ant hem de aylık Ant dergisi sayıları ile ender karşılaştım. 
'Vatansız' Gazeteci
I. Cilt, Sürgün Öncesi
Biyografi
Doğan Özgüden
Belge Yayınları, Aralık 2010
Doğan Özgüden kitabının birinci cildine ailesini ve çocukluğunu anlatarak başlamış. Çocuk gözüyle 40'ları ve ilkgençliğinin gözü ile de 50'lilere dair onlarca ayrıntıyı işlemiş. Kendi yolunu belirleyen esas süreç ise 1950'lilerin başında İzmir'de gazeteciliğe girişi olmuş. Anlattıkları arasında bugün tanıdığımız bir çok ismi görebilirsiniz. 27 Mayıs sonrasında canlanan sosyalist hareket ve TİP'in kuruluşu, 60'ların solcu gazetesi Akşam'ın genel yayın yönetmenliği, Taş köşesi ile Çetin Altan, Ant dergisi ve Ant yayınları sırası ile verilmiş. Anlatılanlardan Ant'ın neden döneminde ve sonrasında önemli bir yayınevi olduğu anlaşılıyor. 
Kitabı okudukça arkeologların kırık parçalarını birleştirmesi gibi Türkiye'de sol yayıncılığın tarihine dair karanlık onlarca nokta aydınlandı diyebilirim. Kitabı okumamı isteyen arkadaşım da birazda bu yüzden önermişti.  
Kitapta ilginç ayrıntılardan birisi: Bir akşam evinde yemeğe çağırdığı Çetin Altan'ın Akşam gazetesi sahibine silahıyla ateş edip sokakta kovalaması, ertesi günde bir su tabancası alarak yarım bıraktığı işi tamamlamak için gazeteye gelmesidir. Yine de Çetin Altan'ın oyunları, mızıkçılıkları çokta tuhaf gelmedi. Sanırım kimilerinin yarattığı haleyi erken yırtanlardan olmuşuz.
'Vatansız Gazeteci'
II. Cilt, Sürgün Yılları
Biyografi
Doğan Özgüden
Belge Yayınları, Kasım 2011
İkinci ciltte, Özgüden çiftinin Avrupa'ya 'geçici olarak' göçüşlerini ve orada yaşadıklarını anlatılmış. Türkiye'ye paralel bir yaşamı hissettiriyor. Sol ile yükselen ve düşen bir ritm izliyor gibi görünse de Özgüden çifti çokta rehavete kapılmamış görünüyorlar. Burada yine sahaflarda gördüğüm İnfo-Turk broşür ve kitaplarının kökenini de öğrenmiş oldum. Kağıt ve baskı olarak yurtdışında basılmış TKP yayınlarına benzeyen ama içinde buna dair herhangi bir ipucu bulamadığımdan menşeyi konusunda kararsız kalmıştı. Şüphem de haklıymışım.
***
Türkiye sol tarihinde anı-biyografi-otobiyografi kitapları çok önemli bir yer tutuyor.
Artık çıkan onlarca yeni kitap ile takip edemiyorum.
Haklı olduğu düşünülen tarih yazılır.
Halklara, insanlara karşı terör uygulayanların yazacak bir şeyleri yoktur.
Ancak itiraflarını yazabilirler.