11 Mart 2012 Pazar

mart gündemi:merak, kuşku, şaşkınlık

Geçen hafta Can Ataklı'nın utangaç kişisel medya tarihi yazılarını okumuş olabilirsiniz. 90'lar medyasının, iktidarın (daha doğrusu koalisyonların) karşısında sırayla destekten kösteğe yada tersinden konumlanışlarını görmüştük. O gün solun azımsanmayacak kalabalık ve kafası karışık bir yayıncılık faaliyeti vardı. Cehaletin, yabancı dil bilmenin getirdiği yeniyetme bilgiçliğinin, kafa karışıklığının, dönemin sersemliği içerisinde olan "akil adamlara" karşı Türkiye solu -ne niyetle olsa dahi- geçmiş reflekslerini çalıştırıyordu: Süreli yayıncılık... Sokaktaki mücadele adamı bir yerinden yer açmak gerektiğini biliyordu. Onlarca günlük gazete, dergi denemesi gerçekleşti.

Yeni Harman, s. 159, Mart '12
Özellikle Kürt sorununa, yaşanan çatışmalara, sol grupların yaşadıkları baskı ve eylemlere dair çarpıtılmış günlük haberler, yolsuzluklar... ve diğer örtbas edilen haberler her sol tayfanın kendi bandından okuyucuya ulaşıyordu. Bütün bunlar ideolojik zehirlenmenin gölgesinde gelişti... Kaç tayfanın açıp doksanlarda ki yayınlarına gönül rahatlığı ile baktığı ise onların bileceği bir iş...

Yoksa doksanları anımsayanlar Pozantı Cezaevi gibi bir habere olamaz diyemeyeceklerdir. Ardından yapılan açıklamalar ise doksanların birbirinden habersiz koalisyon ortaklarına hoş bir gönderme yapıyor:
Pozantı Cezaevi'nde genç ve çocuk tutuklulara yönelik cinsel saldırı ve tecavüzler 2011 yazında gerçekleşiyor. Yani 6 ay önce... Geçen hafta olayı haber yapan gazeteciler birkaç gün önce kck davasından gözaltına alınıp tutuklandı. Abdullah Gül, "bakın her şey ortaya çıkıyor, ne kadar demokratikleştik" mealinde konuşuyor. Bakanlık olayı örtbas etmek için çalışıyor. Tecavüze uğrayan çocuklardan biri yeniden tutuklanıyor. Tecavüzcü serbest bırakılıyor. Başbakan "Kürt meselesi insani meselemizdir, çözeceğiz" diyor. Ama önce dürüst hesap veren insanlar tarafından yönetilmek gerekiyor. Herkesi ağzındaki peyniri budalaca düşüren karga sanıyorlar.
Red, s. 66, Mart 2012
Bugün artan baskı ile alternatif bir medya kuruluyor. Parçalı, dağınık ve niyetleri de farklı... Çünkü kimse merkez medyadan haber alamıyor. Yeni Harman dergisinde Kadri Gürsel'in söyleşisinde değindiği gibi yandaş medyadan gazeteci çıkmıyor. Bugünün tabuları ise yolsuzluklar, din ve o muğlak ilişkileri... 90'lar ile aynı diyemesek bile benzer...

Red 'retorik' bir dil dışında sol ile çok ilişkileri olmayan ve solcuların nedense bir tuhaf bağlılık duydukları köşecilere dair dokundurmalarıyla doluydu. "Ayyy merkezden kovulduk" diyen ama kendi yağında kavrulan hiçbir dergi ve gazetede yazmayı akıllarına getirmeyen düşün insanları!..

Express dergisi kimi sayılarında gündeme dair doyurucu olabiliyor. Yine kendi dilinden 'meram'ı ile bir giriş yapmış. Eskinin 'yetmez ama evet'çi hakimi Orhan Gazi Ertekin yazısında gündemi kişisel analojileri ile yorumluyor. Ertekin, gündemi yorumlarken siyasetin hızında çok haberdar görülmüyor. 'Yetmez ama evet' cenahının oluşumu kimi destekçilerinin dışarı düşmesi tarih karşında bir göz kırpması kadar bir sürede olup bitmiştir. Evet, eski formüller ne kadar geçerli görünse de siyaset sürekli yeni formülleri gerekli kılıyor. Hele ki taraflarda siyasi pragmatizm programlarının başında büyük harflerle yazılmış ise.

Express, s. 126, Mart '12
Aynı sayıda uzunca bir söyleşisi de yayınlanan eski cumhuriyet başsavcısı İlhan Cihaner ile aynı kurumda çalışmasına rağmen Ertekin'in neden Osman Can gibi bir adamla dernek kurduğu anlaşılmıyor. Derginin Ağustos 2011 sayısında yayınlanan söyleşisinde de anlaşılmıyordu.

Yine aynı dergi de okuyabileceğiniz Ertan Keskinsoy imzalı "Sezon Finali" başlıklı yazıdan bir alıntı ile geçeyim:
"... AKP'nin gülen tabanını kendine dönüştürmesi, bu yüzden Gülencilerin çoğunluğunun -hele ortada başka bir seçenek yokken- AKP'ye küsmesinden daha olası.
Ancak Erdoğan'ın siyasi denklem dışında kalmasıyla bu momentum tersine çevrilebilir. ..."
***
Bu arada radyo dinler ve sever birisi olarak yılbaşından beri düzenli bir radyo kanalı dinliyorum. Hepsi medya kökenli olan çalışanları ile yeni bir radyo haber kanalı kuruluyor. TRT radyo 3'ten ayrılan programların katılması ile güçleniyor. Müzik yayınında düzgün bir işleyişe sahip olmaları ümidim. Örneğin rutin haber programını girerken müzikleri ortadan biçmeseler güzel olacak. Atilla Güner'in hazırladığı "Akşam Postası"nı (18.00-tekrarı 24.00) dinlemenizi öneririm. Bunun dışında irili ufaklı onlarca programdan ilginizi çekenler olacaktır.

***
Burada yazmak istediğim onlarca gazete, dergi, internet sayfası, köşe yazısı olmasına rağmen bunları yazarak geçiyorum.

***
Kimliklerimiz bize olanaklar verir ama uyanık yapmaz. Bu yüzden merak, kuşku, şaşkınlık bizleri çoğunca gülünç gösteren ama alışmaktan da alıkoyan güzellikler oluyor.