27 Şubat 2009 Cuma

• bazen oluyor

Arkadaşla gezmekten sıkılınca bira içmek için bir yere oturduk. Saat daha erken olduğu için çok kimse yoktu. Bir adam tam önümüzde sokağa dönük oturmuştu. Neyse iki yaşlı kadın bu adamla konuştular. Adam Türk olduğunu söyledi. Diğerleri de bir şeyler sordu filan... Konuşması bitince adama "merhaba" dedim ve konuşamaya başladık. Adam yanımdaki arkadaşta anlasın diye hem ingilizce anlatıyor hem de Türkçe konuşuyor. O kadar şey anlattı ki beş on dakika da koca bir roman çıkar. Söyledikleri hemen sizi ikna ediyor. Canım sıkıldı. Ama söyledikleri içerisinde sadece bir şey doğruydu. Çünkü bahsettiği süreci yaşamayan kimsenin aklına gelmeyecek bir şeyler söyledi. Ama sözlerin büyük bir kısmı yalandı. Yalanla gerçek. Gerçekle yalan. İsterseniz palavra deyin. İlginç geliyor. Durup dururken birine niye yalan söylenir ki ne sonucu olacak bunun hiç bir sonucu yok işte. Ama sanırım o hikayesinin güçlü ve özenilen olmasını istiyor. Yine de sıradan olanı anlatsaydı daha çok saygı duyardım. Sonra kalktı ve gitti. Biz de biramızı içmeye devam ettik.

Son olarak Stanley Park'tan ve şehir merkezinde birer fotoğraf ekleyeyim.



26 Şubat 2009 Perşembe

• Criterion Books

Artık kitapçıları da yazayım.
İlk olarak Crition Books... Cumartesi günü bir iş için dışarı çıktım. Ama gittiğim yer kapalı olunca geri döndüm. Yolda yürürken ikinci katta bir kitapçı gördüm ve açık olma ihtimalini düşünerek içeri girdim. Bir arakadaşın aradığı bir kitabı sordum, kitabın yazarının başka kitaplarını çıkardı ama aradığım yoktu. Sonra sahafın sahibi ile konuşmaya başladık. Tabii iş Orhan Pamuk'u konuşarak devam etti. Benim de kitapçılık yaptığımı söyledim ve işlerin zorluğundan şehrin pahalılığından bahsetti. Sonra beni kıymetli kitaplarının olduğu bölüme götürdü ve Ernest Hemingway imzalı bir kitabını gösterdi. Tabi soccer (burada futbol denince amerikan futbolu anlaşılıyor ve insanlara "soccer" demeniz gerekiyor) üzerine konuştuk. Ünlü bir Türk takımı var dedi: Fenerbahçe. (Kimileri sevinecek namımız taa oraya gitmiş diye) 'Soccer'ı sevdiğini söyledi. Vancouver da doğmuş ve Amerikan kültüründen şikayetçi "Canadian" hiç bir şey yok dedi. Daha fazla bir şey yazmadan fotografları ekleyeyim.




21 Şubat 2009 Cumartesi

Genç Kız ve Ölüm / Aysel Özakın


"Sabahtı. İnsan bedeninin çocuklaşarak temizliğine kavuştuğunu seziyordum. Geçirilen geceyi unutmak için koşuyor ve unutmak istiyordum. Çünkü gecenin içinde beni bağlamışlardı. Erkek çocuklarıyla kapı önünde oynamamı istemeyen halam, bana erdemin yalnız bir kişiye sonsuza kadar bağlanma olduğunu öğretmek isteyen Cemil, bana yiğitliğin bedensel bir özveriyle gerektirdiğini ve özgürlüğü yaşamayan bir toplumda bireysel özgürlüklerin bir sorumsuzluğa dönüştüğünü sezdiren genç arkadaşlarım, dışardaki hayatın bir üniformayla dolaştığını yineleyen haberler, annelik bekleyen kızım beni bağışlamışlardı." s. 112

Genç kız ve Ölüm / Aysel Özakın
Roman
1. Basım, Yazko, 1980
2. Basım, Yordam Kitap, Ekim 2007

Yalçın Küçük'ün 1937 kuşağını ve romanın kahramanı olan "Ergin Günçe" yi(Cemil) değerlendirdiği bir yazısı "Bilim ve Edebiyat" kitabında mevcut. Yalçın Küçük'ün yaklaşımana dair eleştirel bir değini ise Metin Çulhaoğlu'nun "Tarih Türkiye ve Sosyalizm" kitabında bulabilirsiniz.
Nereden aklıma geldi... Öğr. Özgür'e bu kitabın PDF'sini benim için Hayri Abi'den istemesini söylüyordum, o sıra Tülay kitabın kendisinde olduğunu söyledi. Ve tam ayrılırken ilk baskısını elime verdi. Ve havalanına elimde bir kitap ile geldim. Uyudum uyandım, okudum, bir ara bıraktım ettim ve burada bitirdim. Heralde kitabı bir daha okuduğumda benim aklıma yazılanlardan daha çok kitabın benimle macerası aklıma gelecek.
--------------------------------------------

Genç Kız ve Ölüm
Aysel ÖZAKIN
Fiyatı: 11.00 YTL
Roman içinde bir roman... Toplumsal baskı ve eşitsizliklerden fazlasıyla nasiplenen ülkemiz kadınının kendisini ve toplumu anlama, hakiki olabilme çabası.Ödül almak için İstanbul'dan Ankara'ya doğru yola çıkan yazar Nuray İlkin, yıllar önce canına kıymış Cumhuriyet kuşağının idealist bir öğretmeni olan annesinin anıları, politik eylemci kızı için duyduğu endişe ve bir süre önce terk ettiği kocasına karşı hissettiği suçluluk duyguları arasında bocalarken hem toplumu hem de kendisini anlamaya çalışır. Ankara'da karşılaştığı umulmadık durumlar ise duygularında ve düşüncelerinde değişikliklere yol açar Nuray'ın.1970'lerin ikinci yarısının toplumsal ve politik ortamını da çarpıcılıkla sergileyen roman ülkemizde olduğu kadar ülke dışında da yankılar yarattı, yayınlandığı Almanya, İngiltere ve Hollanda'da da büyük beğeni topladı."

http://www.yordamkitap.com/books.php?categoryId=1 sayfasından alınmıştır.

---------------------------------------------------------

• Japon Kitabevi

Vancouver'da uzak Asyalı nüfusun oranı çok yüksek. Bildiğim kadarıyla Kuzey Amerika'nın Asyalı nüfusun genel nüfusa oranının en yüksek olduğu şehir. Burada sadece İngilizce değil Çince, Japonca, Korece, İspanyolca da öğrenebilirsiniz. Uyarılar bile en az bir kaç dilde yazılıyor.
Çin mahhallesine gittiğimde rahatlık hissediyorum. İnsanlar rahatça kendi dillerini konuşuyorlar. Şakalaşıyorlar filan... İnsana keyifli ve tanıdık geliyor. Pazarlarında da bizdekine benzer şekilde tezgahlar açılıyor ve satış yapılıyor.
Şehir merkezinde bir kitapçıya girdim. Girişteki kitaplara bakıyordum. Albümler içinde büyük birisi dikkatimi çekti. Sovyetler'de bir günü anlatıyor. Eski basım ve 25 dolar. Renkli resimli büyük bir atlas boyutunda. Sovyetlerin dört bir yanında bir güne dair kareler seçilmiş. Kitabın farklı ülkeler için örnekleri de yapılmış. Ardından arka bölüme geçtim ve şaşırdım. Çünkü arka bölümler japonca kitaplar, Cd'ler ve Dvd'ler doluydu. Önde görünen bir iki bölüm dışında hep japonca kitap satıyorlardı. Buradaki kitapçılar bir çok dilli. Ama bu kadar büyük japon kitapçısı beklemiyordum. Hem de şehir merkezinde. Fotograflar aynı yerden çünkü izin alacak bir kimse göremedim bende öylesine çekmiştim.
Fotograftanda farkedileceği gibi burada kriz var. Yani herkes indirimde kitapçılar daha da bir batakta. Burada kitapçıların düşmanı korsan değil Amazon satış sitesi. Kim bir şeyler anlatsa Amazon'dan şikayet ediyor.
Ama geçen klasiklerin (Poe, Bronte, Sherlock Holmes, Oscar Wilde...) toplu baskıları birer ansiklopedik kitapta yapılmıştı. Kaliteli ve rahat okunur baskılardı. Kitapların eski basımlarındaki çizimler de eklenmişti ve her biri sadece 20 Kanada dolarıydı. "Ah" dediğimi söyebilirim. Bir gün rahat bir okumada onları da bulurum elbet. Ama içimde kaldı tabii.




19 Şubat 2009 Perşembe

• Bir yer

sanırım yazmalıyım.

Ama ne yazmalıyı?

Birçok şeyden bahsedebilirim.

Ama neden bahsedeyim?

Çok hızlı yazabilirim.

Ama niye?

Gecikmiş bir şeyleri konuşabilirim?

Peki ne olacak.

İnsanın en gerçekçi olduğu an kendini budala gibi hissettiği an geliyor. Hayatında kendini budala gibi hisetmemiş bir insan yoktur sanırım. Bildiğim şey bazen aşırı derecede kendimi budala gibi hissediyorum. O an ne kadar korkunçta olsa bır şeyler anlatmaya çalışmıyorum. Kaçasım geliyor. Ama yapmıyorum. Sadece gülüyorum. Gülüyorum. Sonra varsa karşımdaki ya da karşımdakiler de gülüyor.

Şimdilik suya bırakılmak gibi beklentiden nefret ediyorum hiçbir şey beklemiyorum. Beklediğim tek şey birgün hiç bir şey beklememek. Bu da ölmek demek ama olsun. Şimdi bekleyenlerinde hakkını yemeleyelim.

Birilerinin bizden beklediği şeyler sorun olmuyor. Bizim kendimizden beklediklerimiz sorun oluyor.

Yine de yetebilecek olduğu şeyi insanın kendine hedef koyması da anlamsız oluyor.

Bazen geliyor. Kalkıyorum yürüyorum ve düşünüyorum güzel oluyor.
Böylece geçip gitmeyi öğreniyoruz sanırım.



Dün gece yıllar sonra çok güzel bir rüya gördüm.
Ne olduğunu yazamam (fevkalade fantastik), ama belki bu kadar uzun bir yolun en güzel hediyesi oldu.

Yeni bir müzik ekledim "Besame Mucho" ünlü bir şarkı ve ben bu yorumunu sevdim.
Bessameeee Bessameeee Muccchooo.



- o nereye gidiyor
- o bir yere gitmiyor sadece biz uzaklaşıyoruz

:)

her şey birbirinden uzaklaşıyor atomize oluyor ve parçalanıyor.
Tabi sonra yeniden... Ve yeniden

16 Şubat 2009 Pazartesi

• Saçmalama hakkımız

Cuma günü alisveris merkezine gittim.
Yeri bulmam biraz zor oldu. Daha doğrusu şöyle diyeyim sağ elimle sol kulağı gösterir gibi ters yönden gitmişim. En sonunda yeri buldum alacaklarimi aldım. Hintli çalışan dil mil mevzunu aşarak bana yardımcı oldu. Kasaya gidip parayı ödeyip kasiyerin çoğunu anlamadığım sorularını yanıtlamaya çalıştım. Kapıya yönledim. Kapıdaki adam ne aldığımı sordu ve fişini istedi, verdim. Sonra "Where are you from?" dedi. Şaşırdım. Türkiye dedim. Bana yakasındaki kartı gösterdi. Kartta ki isim "IRFAN"dı. Şaşırmadım dersem yalan olur. 'Merhaba' dedim. Adam çevresine baktı. Sıkıldı sandım. Sonra bana başka dilde konuşmanın yasak olduğunu söyledi. Anladım dedim ve çıktım. Yani ki burada bir Türkiye'den biriyle karşılaşıyorsunuz ve bir kelime bile konuşamıyorsunuz. Bir an aklıma "Kamber Ateş Nasılsın?" geldi. Kamber, 12 Eylül cezaevlerinde annesiyle Kürtçe konuşamıyordu bende uygar dünyanın bir şehrinde Türkçe konuşamıyordum. 12 Eylül gardiyanı ile bu firmanın yöneticileri arasında ne fark vardır acaba. Sanırım sadece imaj farkı var. Burada gelen insanların toplum içinde eriyip evcilleştiğini söylüyorlar. Şimdi aklıma gelmedi özel kavramları da var buna dair. Evcilleştirmeye hapishane değil uygar dünya vatandaşları yetiyor.

Bu arada burada bayağı bir Türkiyeli olduğunu da öğrenmiş oldum.
Şimdi vakit tamam uyumalıyım.
Bu İrfan aklıma filmden bir sahneyi getirdi. İrfannn...

12 Şubat 2009 Perşembe

Aşk üzerine




''Erkekler kadınların ilk aşkı, kadınlar erkeklerin son aşkı olmasını ister...''

Oscar Wilde


''Aşk, gözle değil ruhla görür.''

Shakespeare


"Büyük şehir insanını büyüleyen aşktır, ama ilk bakışta değil, son bakışta aşk."

Walter Benjamin

• Adamın biri şarkısını söylüyor

Televizyona bakıyorum neredeyse 1 bucuk milyonluk bu şehirde 3 bin kadar evsiz olduğundan bahsediyor. Her yerde evsizler onünüze çıkıyor sizden "querter" (25 cent) rica ediyorlar. hayır dediniz mi yakanıza yapışmayıp gidiyorlar. kimisi sigara veya başka şeylerde isteyebiliyor.
'Homeless'ler icin hoca 'ugly' deyip duruyor. Herkes onlara acıyor ve üzülüyor. Eski eşyalarını veriyorlar. Sigaralarını ve paralarını paylaşıyorlar. Saçma bir bireysellik, bir başına varolma hakim. Yani dinsel ya da basit politik oruntulerle hemserililik bağları dışında hicbir sosyallik görmüyorum. Burada ne eksik derseniz. Eksikliğini düşündüğüm şey onca küçük örneğe rağmen DAYANIŞMA derim. Çoğu insanın bakışı hareketleri bile ne kadar yabancı ve korkak olduğunu gösteriyor. Suçlamak için yazmıyorum neyin buna neden olduğunu dusunuyorum. Yetiştirilme biçimleri mi yoksa, çok göç almış olmanın getirdiği bir soğumamı şimdilik karışık diyeyim.

Bir de enteresan bir göçmen tipi var.
Geçen kütüphanenin önünda bir eylem vardı. Anlamadım ne olduğunu ve yanlarına gittim. Sri Lanka'da Tamil gerillalarının soykırım yaptığını söyleyen bir grup slogan atıyordu. Kadın bağırıyor arkasından kalabalik; ama içlerinden gülenler, "tuhaf bir iş yapıyoruz" gibi duran insanlar vardı. Ve istekleri Kanada hükümetinin sürece müdahale etmesi. Bir siyasi toplam için en acınacak durum sanırım müdahale etmesi için başkalarına ümit bağlamaktır. Yani ki ben bir Sri Lankali olsam burada sızlanacağıma çıkıp ülkeme giderim. Tabii daha fazla yorum yapmak istemiyorum ama cok aptalca geldi yaptıkları iş. Yani burada yasayan insanlari ülkende olanlar hakkında bilgilendir filan ama... Politik göçmenin en kotu halini gosteren sanırım; İçten bile olsa kuyruğunu kurtarmış ama suçluluktan kurtulmak için bir şeyler yapmak olmali. bu başka durumlar içinde geçerlidir ve kişilerin böyle bir duruma düşmesi açıkcası sevinilecek bir durum değilse bile ya saflıklarının ya ciddiyetsizliklerinin ya da {...} bir göstergesi oluyor.

Bir gün kitapçıları da yazarım.
Ama buranın en büyük kitapçısını sloganını anımsadıkça gülüyorum
The World Needs More Canada
:-)
Ve sokakta bir homeless'in yanından geciyorum ihtiyacını belirtiyor ve şarkısını söylüyor.
Herkes söylüyor herkes... ama hep kendisi için
Problematik burada başlıyor.
Ne kadar
Ne kadar

10 Şubat 2009 Salı

• herkes şarkısını söyler

Hafta sonu bir tuhaftı. Yeni insanlar filan. Şu ana kadar ev arkadaşlarim ve okuldan tanıştıklarımla tam bir karmaşa halindeyim (meksikali, kolambiyali, brezilyali, almanyali, cinli, japon, koreli, ekvatorlu, fransiz, litvanyali, cek, portekizli, filipinli, vietnamli (kuzey komünist dedi durdu) ... Ve olmadık yerli.

Cuma akşamı alışveriş merkezine gittim. Bir kaç şeye baktım bir iki şey aldım. Dönerken. Karşımda esmer tenli genç bir çift vardi. Esmer tenleriyle hispaniklere benzettim. Muhtemelen geldikleri yer ya bir köy ya da küçük bir yer. Çok çekingen görünüyorlardı. Sanırım işten çıkmışlardı. Genç kadın adama yaslandı ve uyudu. Adam da ona yaslandı. Adam sürekli bana baktı durdu. Tuhaf oluyor insan bakışında gözünü kaçırmayan birilerini görünce. Aslında yanımızda korsan kıyafetli bir kız vardı ve dikkatimizi o çekmişti. Ama biz kıza bakmadık. Sanırım biz birbirimize bu tuhaflığı anlamak için bakıyorduk.

Küçük bir yer burası ve aynı insanlari farklı yerlerde görüyorum. Korsan kızımız bugünde Asyalı gibi giyinmişti.

Cuma akşamı enteresan bir belgesel film izledim. Zaten buraya geldim geleli film izler oldum. Belgeseli saat akşamın 9'una koymaları ilgimi çekti. Burada medya bayagı dikkatli teşhircilik ve argo konusunda sürekli uyarılar yapılıyor. Bizdeki kadar açık saçık spiker, sunucu yok. Ama tabii buranında aşağı kalmayacak BBG'leri var. Belgesel, porno ve internet üzerinden seks ticareti üzerineydi. Sevişmeyi öğrenmek ya da 'geliştirmek' için porno film izleyenlere bu belgeseli gösterseniz büyük bir hayal kırıklığına uğrarlardı. İki kişiyi görüyorsunuz hareket halinde kamera kendilerine dönüyor kameraman bir uyarı veriyor ve bizimkiler hayvani sesler çıkarmaya başlıyorlar. Ardından hareketlenıyorlar ve kamera yanlarında geçiyor yine eski durumlarına geri dönüyorlar. Komedi gibi. Durmadan bir hazci dükkanı gibi ama herkes paranin peşinde. Ruhsuz aptalca bir becerme düşüncesi. İnsanin butun ruhunu yok eden bir etleşme. Ama izledikce güldüm. film çekiliyor, kimi taktikler, düzenlemeler. Elemanlar tabii işlerine gidiyor. internet uzerinden canli gosterilere geciyor belgesel. burada iş sahibi olan adam ve kadın dünyayi kuratacak bilgiyi verir gibi nasıl dans edeceğini ve işin numaralarını gösteriyorlar yeni elemana. Ardından deneme gösterileri yaptırıyorlar. Şimdi düşünüyorum pornoda aykırı olan bu kadar sistemleşmiş bir şey nasıl düzen dışı olabilir? Porno film icin ne yasadışılık ne aptalca başka bir düşünce kalıyor. "Al sana porno" demek geliyor insanın içinde. İsteyen evindeki porno film arsivini kıymetli bir hazine gibi saklıyabilir. Ne de olsa yasadışı toplum dışı ahlak dışı bir şey var onda. Toplum içi ve ahlaki olan neyse?

Film demişken Bernardo Bertolucci'nin 1997 yapımı Besieged adlı filmini izledim. Sonra kontragerilla uzerine bir Afrika filmi, eski sovyet ülkelerinde çekilmiç fantastik bir film ve eski bir müzikal izledim. Dilin coğunu anlamıyorum ama bana keyifli geliyor. Bertulacci'nin filmi için dil gerekmiyor.

herkes şarkısını söyler

birisi gizlice ağlıyor
sesi geliyor

baki selamlar

7 Şubat 2009 Cumartesi

• çizerken

Public Library'de boş zaman geçirme yolu. Önce panoların olduğu bölüme gidilir, renkli kağıtlara bakılır, arkası boş olanlardan birkaç çeşit alınır ve geri dönülür. Oturulur ve orası burası ... çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilirçizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir çizilir ve karalalanir ...

• Bakarken


Skytrain'den vancouver'un kuzeyine ... bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken bakarken




6 Şubat 2009 Cuma

• Yürürken




joyce station'a yürürken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken yururken

4 Şubat 2009 Çarşamba

• "Bense, sessiz sedasız bir gemiye binerim" H. Melville

"Belirtiler" bir yaşını doldurdu.
Ama ilk girdinin üzerinden geçen süre de bir yıla geliyor.
İlk girdim, farketmeden blogun adını da belirledi.
Hiçte düşünmeden buraya eklemeye başladığım şeyler uzakta ki bana fazlasıyla yardımcı oluyor. En azından ne yaptığımı bana anlatıyor. Gerekli gereksiz bir çok şey var ve silmek gerektiğinde muhtemelen şöyle bayağı güzelleşecek bir gün onuda yaparım. Ama bir okulun bilgisayar laboratuvarından ancak bu kadar yapabiliyorum. Zaman gecer. Ne demisler? Kesin bir sey demislerdir. Hayat ve zaman iyidir. İyidir çünkü acı verici olanı bizim adımıza saklarlar ve hoyratça da hatırlatırlar. Şimdi çıkmam gerekiyor. Biraz gezeceğim. Selamlar

1 Şubat 2009 Pazar

• ve hiç'in içi açılır

bindiğim trende:
japonlar
çinliler
taylandlilar
koreliler
hindular
pakiler
vietnamlılar
sri lankalılar
bangladeşliler
araplar
azeriler
iranlılar
ruslar
fransızlar
italyanlar
almanlar
ispanyollar
doğu avrupalılar (slavlar vs.)
afrikalılar
hispanikler ve diğer güney amerikalılar
okyanus adalarından gelen yerliler
ve tabii anglo saksonlar
bir de buranın 'birinci sınıf' vatandaşları sayılan yerliler bu kadar çesit içerisinde bir yere gidiyorum. durun bakalım ne olacak. şimdilik eğlenceli birkaç sahafa gittim, bayağı kitapçı ve alışveriş merkezi gezdim. Sonunucusu mecburiyetten. kütüphane, opera, işime yaramsa da tiyatro hemen okulun yanında.
Haftasonu Chinetown'a Çinlilerin yeni yıl kutlamlarını izlemeye gittik. Yeni OX (boğa ya da öküz diyebilirsiniz) yılına girdiler. Her yerde öküz kıyafeti, maskesi, kuyruğu, boynuzu takmış insanlar görebilirdiniz. Birde kapıların üstüne ortadan kesilmiş bir lahana asmışlardı. Anlamadım ama sanırım iyi dileklerini böyle anlatıyorlar. ya da kesilmiş lahana bir tür koruyucudur.