31 Aralık 2010 Cuma

• yeniyıl yeniyıl yeniyıl: mut lu ol sun

bugünün tek sebebi insanların hayatında bir yılın tarihinin değişmesi olması güzel. nasıl istiyorsanız öyle bir yıl olsun. istemenin yetmeyeceğini onun için emek vermek gerektiğini ise söylemem gerekmiyor, sanırım.

17 Aralık 2010 Cuma

• gürültülü ve müzikli şeyler..

müziği yapan ile dinleyen arasında olan öyle bir alan var ki içinden çıkmak imkanı çok olmuyor. buradan kurtulayım diye "amatör güzeldir" gibi bir çiğliğe girmeyeceğim. mümkünse usta işi şeyler dinleyelim. ayrıca yapan ile dinleyen arasındaki mesafe ve bu mesafe içerisinde yer alanlar; müziği, sadece müzik olmaktan da kurtarıyorlar. ama bir yeri ile de müziği müzik yapan her şeyden de kurtarıyorlar. sonrada müziğin kendi mücadelesi ortaya çıkıyor.

bugüne kadar kaydedilmiş "müzikli şeyler"in ne kadarını dinleyebileceğimiz belli. bu bellilik, ne kadar fiziksel yaşantımız gibi görünse bile bu olasılığı daha da kısıtlayan diğer hayat gailelerini de unutmamak lazım. şans, internetin güvenirliği her zaman tartışmalı olacak kaynaklarından çoğu örneğe ulaşabiliriz. tabii 40 yıl önce çıkmış bugün satılmayan bir albümün peşine düşen para göz çakallar olmasa bunlar daha da hızlı olacaktır. bir örneği için: http://www.gramofonkoleksiyoncusu.com/tas_plak_dinletisi.php

müzik olan ile olmayan arasında bir ayrım düşünmüyorum ama bu iki nokta arasında bir hareket her zaman var. genelde bendeki kriter tekrar dinlemelerde ortaya çıkıyor. müziğin silici bir etkisi oluyor daha doğrusu taşıyıcı, sürükleyici bir yanı var. oysa bazı müziklerin belleği açan şifre kırıcılar gibi olduğunu; anımsatmakla başlayan ve müzikalitesi ile de başka bir tecavüze giriştiğini söyleyebilirim. hiç zevk almıyorum bu yüzden bir çok albümü sildim. dinlemiyorum geçiyorum. o an için de değil bir daha dinlemeyeceğimi biliyorum. bazı albümleri dışında bizim için "klasik olan albümlerden" çok koymadım.

bazı örnekler var ki bunları sadece küreselleşmemiş dünyanın müzik örnekleri olarak seviyorum:
Birincisi internette de rahatça bulabileceğiniz che şarkıları 2. albüm, dünya devrim şarkıları serisinden kimi örnekler ve ispanya içsavaşı şarkıları bu kayıtları hep tutmamın anlamı ne diye düşündüğümde; içlerindeki politik kızgınlıktansa farklılıkları hoşuma gidiyor. seslerle işi olmayan insanlar bile bu derleme albümlerdeki parçaların başka başka ülkelerden/dillerden geldiğini bilir. oysa günümüzde küreselleşme de denilen süreç ile daha çok müzik kaynağına sahibiz ama hepsi aynı form üzerine uygulanmış ingiliz aksanında yabancı şarkılar olarak görünüyor. dinlediğiniz filipin şarkısının "soft türk pop"una benzeyişi, koreli pop bir parçayı başta ingilizce sanmak gibi rahatsızlıklar yaratıyor insanda. buranın en aptal radyolarından birini dinlemek zorunda kaldığımda kendimi show radyo gibi ne işe yaradığını anlamadığım bir radyoyu dinliyor sandım. çünkü fon müziğinden, spikerlerin konuşmasına, çalınan müziğe kadar her şey tıpatıplık içinde gidiyor.

1980 sonrası türkiye'de müzik üretimine vuran güçlü dalga, müziği müzikten kurtarmak için uğraşılmış, "elitizm" karşıtı dünyanın en "entellektüel" savunmalarına sahiptir. (devamı sonraya kalsın)


gürültülü olan nedir?

müzikte farklı örnekler, farklı kişiler için gürültü olabilir. gürültü kulağa o ana kadar ki ses hafızamıza göre tanımlanamayan, yabancı, yüksek/alçak yada tanımalanamaz şiddette gelen ses toplamı dersek eğer kulak, gelen sesleri yakalayamıyor, onları kendi içinde bir düzene sokamıyor ve bir tür dışlıyordur. hiçbirimiz gürültüye sabredemeyiz. oysa bazı ses toplamlarını gürültü yapan onların varlığından çok bizim kulağımızın onu hazmetme  yeteneğidir.

bazı eski parçalara dönemiyorum, "devrimci bir müzik"te ne amaçla konulduğunu anlamadığım enstrümanları sırf çok seslilik adına dinlemek tuhaf geliyor. ya da müziğin içinde yakaladığım ritm tekrar tekrar dönüyor ve artık bilindik bir kurgu oluşturmuşsa hızlıca terk ediyorum. ses/e/lere sebep olan enstrümanlar ve gırtlaklar kendi içlerinde hünerlerini gösterdiğinde müzik ortaya çıkıyor. özellikle ustaların serbest denemeleri buna güzel birer örnek oluyorlar. katılımcılar müziğin ritim olasılıklarını, tekrarlarını zorladıkça sürükleyici ve cazip gelirken. iyi niyetle paylaşılan "abi bu çok güzel bir dinle" denen müzikte dım-tıs-dım-tıs-- dım-dıma-tıs melodisi / motifleri dışında bir şey çıkmayınca insanların müzik adı altında gürültü dinlediğini ve gürültü dedikleri bir çok şeyinde müzik olduğunu düşünüyorum.

yukarıdaki müzik ile aşağıdaki fotoğraf arasında bir ilişki olmalı mı acaba?


Pete Turner • The Queit American • 1958