11 Temmuz 2010 Pazar

• ya argo ya tango!

Şimdi, uzun süre kendini götürecek şekilde çalışmaktan ek işle daha ağır çalışıp para kazanınca insanın gözü dönüyor. (O ara  borç filan aklına gelmiyor insanın, hala borcumuz var o başka bir mesele) Hemen haritayı açıyorsunuz.  Bu arada ABD vizesini aldık. Buradan girsem Maimi'den çıkarım diyorsunuz. Şimdilik olma ihtimali en düşükten en yükseğe doğru yapılacakları yazayım.

1. Buenos Aires'e gitmek. Orada tango izleyip ardından Arjantin'in kutba yakın düzlüklerine doğru yola çıkmak. Oralarda ne yapacağımı tam bilemiyorum ama araba sürmeyi adam gibi öğrenseydim, uzun yola çıkar Macellan Boğazı'na kadar giderdim.

2. Araba ve arkadaşlar ile British Colombia, Yukon eyaletleri üzerinden Alaska'ya varmak. Bu gezi Trt'de yayınlanan (80 sonları 90 başı gibi) burjuva, New Yorkluluk, taşra olayını ilk duyduğum Alaska'da çekilen bir diziyi ve tahminen 1988 yılında Alaska'nın ABD'den ayrılmak istemesi üzerine yaşadığı politik süreç anısına olacaktır.

3. Ta çocukken yaşadığım yere benzer dağların üzerinde kurulu olduğunu gördüğüm ve Batılılarca en geç keşfedilen (1905) Macha Pichu'yu TV1'in siyah-beyaz ekranlarında izlemiştim. Sanırım bir 5 bin dolar her şeyi çözer. Benim için hac yolculuğu gibi olur. Ben hacca Macha Pichu'ya gittim derim. Çok "kuul" görünüyor. Ama bu parayı biriktirmek bayağı bir süre demek. Bu arada Küba'ya gitmeyi şimdilik düşünmüyorum. Çok cazip görünmediğini belirtmeliyim.

4. New York'a birkaç günlüğüne gitmekte ekte olsun. Yavurun şehri pahalıymış bu da var.

5. Ottowa'ya Özgür ve Gülden'i ziyaret planım da ekte. Gitmişken çok sevdiğim tiyatro sanatında ki başarılarından dolayı Özgür'ün kelinden öpeceğim. Sonra bunlar boş gel şu Montreal'e gidelim diyeceğim. Arabayla iki saat, otobüsle bilmiyorum. Montreal için biraz Paris biraz New York diyorlar. Gidebilirsek bakacağız.

6. San Francisco'ya kardeş ziyareti gerçekleştireceğim. Bir nevi iade-i ziyaret gibi görünmemesi için bakalım neler yapabiliriz.

7. Her halükarda bir de Seattle seyahatimiz var. Bu planlananlar arasında en kolay görünenidir. 1999 yılında küresel direniş, attac filan laflarının çıkmasına sebep olan mekan. Müzik grupları filan işte gider ucuz içki içer ucuz sigara alır gelirim.

8. Hala gitmediğim tembellikten yattığım zamanlardan beri uhde olan Vancouver'a yakın bir kaç yere gitmek istiyorum. Kışın gittiğim ve olimpiyat oyunlarının gerçekleştiği Whistler'a yazın gitmekte aklımda.

9. Vancouver içinde gidilmemiş kimi mekanlarda akılda kalmıştır arada giderim.

Bu kadar başlıktan 2'si olursa "eh", 3'ü olursa "idare eder", 4'ü olursa "kral", 5'i olursa "oha" derim. Tek sorun bu planların yaz ortasında ortaya çıkmasıdır. Biraz geç kalmışlık görünse de iyidir. Hayali yeter!

Başlık ne alaka derseniz. Eğer olursa tango gibi olacak olmazsa ufukta ağız dolusu argo görünecekten geliyor. Ya argo ya tango!

8 Temmuz 2010 Perşembe

• Sıradışı Olaylar

İşte,
benimle birlikte Türkiye'den çok konuşkan bir oğlanla, bir hanım kızımız daha vardı.
Oğlumuz kadın etkileme ustası ve ilgi çekmek için başladı konuşmaya. Anlattı, anlattı, anlattı.
Çalışırken çok yardım etmeyen hanım kızımız sanırım çocuğun çenesinden etkilenip ona yardım etmeye başladı.
Ben işleri onlara bırakıp başka şeyler yaptım.
Anlatılanlarla gerçek arasında mantıksal büyük uçurumlar olmasına rağmen adamımız susmadı.
Hanım kızımız da ağzı açık dinledi. O da anlattı tabii. - Vay dedim insanlar neler yaşamış.
Bizim oğlan tam başardı diyorken hanım kızımız gönüllü olduğu işi bıraktı.
Geldiğinden beri karın ağrısından söyleniyordu.
Hasta olduğunu ve gittikçe karın ağrılarının arttığını söyleyen hanım kızımız izin istedi ve gitti.
Bizim oğlan sustu tabii.
Anlattıkları şeylerdeki hakikatı oranlarsak 20 kilo un içindeki bir plastik bardak dolusu tuz olan birisi bana fazla bir şey anlatmaz sanırım. En azından anlatmasın. Hanım kızımızdaki hakikatler ise 20 kilo un içerisindeki 2 plastik bardak dolusu şeker kadar. Hanım kızımız oğlumuzdan biraz daha tutarlı atıyor. Oğlumuz bana sigara ısmarlayıp ardından işten kaçmayı planlıyordu. Kendi sigaramı içtim. - Git dedim. Gönülsüz bir insandan bir bok olmuyor. Yaptıkları işlerin ardından bir kişinin ortalığı da toplaması gerekiyor.
Bu olaylar üzerinden üç dört saat geçti.
Telefon çaldı. Baktım. Tanıdık birisi. Hanım kızımızın işte olup olmadığını sormak için aramış. Bende rahatsız olduğu için erkenden gönderdiğimizi söyledim. Adam telefonu yanındaki adama verdi. Erkek arkadaşı imiş. Saati filan teyit etti. Teşekkür edip kapattı.
Hanım kızımızın neden o kadar yardım sever olduğunu, oğlumuzun atmasyonlarının değil, başka planlar için gerekli hoş görünme durumu olduğunu anladığınızda...
Çeşit çeşit insan işte

Çal çene giderken arkadaşlar yaptıkları bir hamura hem şeker hem de tuz koymayı unutmuşlar.
Eskiden olsa dert ederdim. Paspastan sonra ara sokağa bakan kapıya oturup sigaramı yaktım. Dumanını ara sokağa çöp kutularına doğru üfleyip güldüm. Hava sıcak zaten iki bardak şekerle bir bardak tuzu mu dert edeceğim.
Hadi iyi geceler.

6 Temmuz 2010 Salı

Mor Külhani • Ece Ayhan

1. Şiirimiz karadır abiler

Kendi kendine çalan bir davul zurna
Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan
Taşınır mal helalarında kara kamunun
Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir

Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler

2. Şiirimiz her işi yapar abiler

Valde Atik'te Eski Şair Çıkmazı'nda oturur
Saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür
Kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta
Saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir

Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler

3. Şiirimiz gül kurutur abiler

Dönüşmeye başlamış Beşiktaşlı kuşçu bir babanın
Taşınmaz kum taşır mavnalarla Karabiga'ya kaçan
Gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu
Suriye hamamında sabuna boğmasının şiiridir

Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler

4. Şiirimiz erkek emzirir abiler

İlerde kim bilir göz okullarına gitmek ister
Yanık karamelalar satar aşağısı kesik kör bir çocuğun
Kinleri henüz tüfek biçimini bulamamış olmakla
Tabanlarına tükürerek atış yapmasının şiiridir

Böylesi haftalık resimler görür ve bacaklanır abiler

5. Şiirimiz mor külhanidir abiler

Topağacından aparthanlarda odası bulunamaz
Yarısı silinmiş bir ejderhanın düzüşüm üzre eylemde
Kiralık bir kentin giriş kapılarına kara kireçle
Şairlerin ümüğüne çökerken işaretlenmesinin şiiridir.

Ayıptır söylemesi vakitsiz Üsküdarlıyız abiler

6. Şiirimiz kentten içeridir abiler

Takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir
Bir kent ölümünün denizine kayar dragomanlarıyla

Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?

Ece Ayhan

http://epigraf.fisek.com.tr/index.php?num=654 adresinden alınmıştır.

5 Temmuz 2010 Pazartesi

M • Sofia, Bourges, Istanbul - 2004 - Gürültü & Petko Stefanov


Ses etmeyin!

Gittikçe daha olabilen, bulunabilen sesleri arıyor insan. Sahne şovlarını, müzikle ne alakası olduğunu bilmediğimiz tuhaf işleri ile meşgul zerzevattan sonra musica sestir, gürültü, fısıltı, hışırtı, uğultu, cızırtı gibi gelir. Bir insanın kaşınırken çıkardığı seste, çocukların ellerinde ki paketleri hışırtmasında, ağaçların yapraklarının rüzgarla çıkardığı hışırtıda, odunların yanarken çıkardığı çıtırtıda, kalabalığın uğultusunda, işlerine koşturan insanların topuklarından gelir. Okuldan koşarak çıkan çocukların bağırışındadır.
Gözleri kapayıp dinledikçe... O her yerdedir.

01 Oy Miralay Miralay-Ayna Ayna Ellere-Al Tavandan Belleri
02 Kashkaval
03 Cerovska Ratchenitsa/Daitchovo Horo/Yasna Gaida Sviri
04 Potrcano Oro
05 Le Palais des Rêves
06 Sari Zeybek
07 Le Retour de Mercier et Camier/Jove, Malaj Mome
08 Petrunino Horo/La Bergère de Coulandon
09 Sari Kiz/Sapkamin Teregi Düz/Gökte Yildiz Ay Mi Sun? 

Küçük Bir Not:
Cengiz Özkan'ın Gelin albümünden Zilha Gelin parçasını dinlerken Kızılırmak üzerine yazılmış türküleri dinlemek istedim. Neredeyse hepsi sele gitmekle / boğulmakla ilgili olan Kızılırmak türküleri bir ırmağın kabul gören zulmunedir. Kızılır ama bir sınırı vardır. Benim dikkatimi çeken parçanın bir yerinde söz sahibinin kızgınlığını nedense başka şekilde almak istemesiydi. Çünkü Kızılırmak gereklidir, candır.

martin getir! şu kartalııı vuralımm! vuralımm! vuralımm!

F • Gun 1 (Newyork) - 1955 - William Klein