28 Şubat 2017 Salı

Bunlardan başka ne maksadımız; dostlardan başka neyimiz olabilir?

Bir karşılığı olmayan onca işle uğraşmamızın bir sebebi olmak zorunda değil. Yine de yazıyoruz mesela. Sadece yazmakla da değil insan gereksinimini tam nasıl karşıladığını bilemediğimiz onca iş ile uğraşıyoruz. 
Maslow'un ihtiyaç hiyerarşisi yeterli olsaydı bizlere: Hayvan aleminin ayrılmaz bir parçası kalırdık. 
Oysa bunun dışındaki uğraşılarımızla en büyük ayrımı oluşturuyoruz gibi. Yine de bu işlerimizin çoğu insanca bir anlamı yok. Fazlasıyla öznel dertler...
Bazı şeyleri sürekli-süreksiz de olsa niye yaparız. 
Anlamını açıklamanın güç olduğu davranışların sebebi nedir? 
Bunlar sorunlu, bağımlılık düzeyinde, "hastalıklı" davranışlar da değil.
Diyelim alışverişe gittiğimiz de bazı ritüel davranışlarımız? Sokakta, evde yapmaktan geri duramadığımız davranışlarımızın kökeni ne? Anlamı da yok aslında görünürde.
Bir an tatlı reyonu önünde kendini bulmak; abur-cuburlarla zaman geçirmek; okumayacağın-ilgini çok ötesinde dergi-kitapları karıştırıp almak; bir an bir mekana dalmak; orada oturmak istemek; her zamanki yolundan çıkıp başka bir yol kullanmak; hiç planlamadığın işlere dalmak; bir anlık kararla sinemaya gitmek; yalnız başına yolu uzatacağını bildiğin yerlere sapmak; izbe neredeyse terk edilmiş pasajlardaki dükkanları keşfetmek; aylardır ertelediğin bir işi yapmak ve keyf almak; nasıl aldığınızı bilmediğiniz şeylerle eve gelmek; bir an aklındaki ideal insana dönüşmek... Böyle şeylerdi bu bilinçsiz davranışlarımızdan kastım. Küçük küçük belirsiz çok da düzenli olmayan ama herkes de bir çeşidi bulunan. 
Yine de yıkılan bir dünyadayız. Kurulacak şeyler için gerekli bunlar... Bir tür ölümlü bir varlığın kaçamakları gibi geliyor. Çıkışı yok çünkü bir başı sonu ortası daha doğrusu amacı yok. Bu yanıyla güzel ve yaşamalı. Garip şiirinin ve ikinci yenilerin 50 ve 60'ların İstanbul'unda gezinmeleri; Ankara meyhanelerinde dostlarla buluşmaları gibi... 
Çalışıyoruz, yaşıyoruz: Bunlardan başka ne maksadımız; dostlardan başka neyimiz olabilir?

27 Şubat 2017 Pazartesi

1. TİP (Türkiye İşçi Partisi) Mirası


Nâzım için 1964'te diktikleri çınarı 12 Eylül'den sonra sökmüşlerdi. 1. TİP(Türkiye İşçi Partisi)'in mirasıydı. Ne yazık çoğalamadılar. Yine de direndiler.

26 Şubat 2017 Pazar

Kaybedilen onca iş, insan ve hayatı kim telafi edebilir?

"İnsanlar hapiste ölüyor, hâkim bozuntuları bilirkişi raporlarını umursamıyordu. Nisan 2013’te aşağıdaki metni kaleme aldığımda arkadaşlarla “Sadece profesörlerin imzasına açalım, gençlerin başını yakmayalım” diye konuştuk." (1)
* * *
Birkaç gün önce okuduğum yazıda yukarıdaki şu alıntıya takılmıştım. Akademisyen bir arkadaşla konuştuklarımla da düşüncelerim pekişmese de bende kalsın istemedim.
Türkiye'de ses getiren yıllarca tartışılan en son bildiri sanırım Aydınlar Dilekçesi(1984)dir. Onda bile ilk "höt"le imzasını çekenler oldu. Daha sonrasında belki binlerce bildiri çıkmış; yüz binlerce yazar, sanatçı, akademisyen, bilim insanı, bürokrat, gazeteci vs. imzası toplanmıştır. Beklenen-çok sarsıcı bir faydasını olduğunu düşünmüyorum.
Bu prestij kaybında toplumsal yapımızın, ciddiyetlerini yitiren kurum ve kişiler de etkisi çoktur. Bu kayıp hem imzacılarda hem de imza toplayanlarda oluştu, büyüdü. Sonucunda, bilinen birkaç insanın imzası yetmeyince huruç harekatı gibi ne kadar bildik "tilt" sahibi insan varsa imzası alınmaya başlandı. (Telefon başındaki gönüllü/sorumlu arkadaş listedeki isimleri sırayla arar/mail atar/faks çeker.) 
Artık bu tür imza metinlerinde imzası olanların bir kısmı metnin içeriğinden habersiz bir güvenle "tamam" dedi (bu da bir saçmalık); kimi vicdan baskısına uğramak istemediği için "evet" dedi; kimi imza vermek istemediğini söyleyemedi imzacı oldu; kimisi 'kurtarıcı'mız olacaktı; belli bir kesim ise işin içeriğine ve ciddiyetine hakimdi. Bu tür metinlerin sonuçları çoğunlukla yok'a yakın; toplum üzerinde etkisi sıfırdı. Yine de bir güç gösterisi olarak toplanmaya devam edildi. 
Barış Bildirisi'ni (2) de yukarıda yazılanlardan bağımsız görmediğimi söyleyeyim. Hükumet ile Kürt Siyasi Hareketi arasında bir nevi hegemonya mücadelesinin bir taşıydı. Öyle de kalacaktı. Hükumet (muhtemelen Mit çalışmasıyla) imzacılara savaş açmasaydı. Savaş ilanı ile yeni imzacılar geldi. (3) 
* * * 
MEB'de ise 29 Aralık 2015 günü Eğitim-Sen'in aldığı karara uyup greve çıkan emekçiler hükumetin hedefine girdi. (4) Bunun yanlış bir adım olduğunu hep düşündüm. Özellikle eğitimle bağı koparak bir siyasi hareketin uydusu durumuna dönüşen Eğitim-Sen ciddiyetini hızlıca kaybediyordu. Eylemi ne kadar etkili olacaktı? (5) 
Uzun süredir böylesi muhalif avı görülmedi. Soruşturmalar açılırdı, kapanırdı olay biterdi. Oysa üzerinden bayağı bir zaman geçmiş bir grev ve Barış Bildirisi imzacıları her türlü saldırıya maruz kaldı. 
Okulundan, öğrencisinden ayrılmış onca hoca sokakta... Kimi direniyor, kimi imzasının arkasında... Peki, konuşmayanlar? Taşra üniversitelerinde zar-zor tutunmuş onca muhalif hoca ne yapıyor? Yukarıdaki alıntıdaki hal-bilirlik, empatinin eseri yok: Filler tepişir çimenler ezilir. Elindeki avucundaki ortaya çıkarma hevesi... 
* * * 
Merak ettiğim: Bu metni hazırlayanlar nerede? "Müzakere koşullarının hazırlanmasını ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulmasını, hükümetin Kürt siyasi iradesinin taleplerini [DE] içeren bir yol haritasını oluşturmasını talep ediyoruz." Köşeli parantezle koyduğum "de" kalkınca metin bir siyasi tarafın bildirisine dönüyor. Basit bir "de" ama önemli bir anlam kayması... Belki abarttığımı düşünüyorsunuzdur. Belki oraya gelene kadar "Kürt siyasi iradesi" bile yeter diyorsunuzdur. 
Denilebilir ki bu kavga böyle verilir bu yoldan böyle çıkılır. Doğrudur. Yine de kaç kişi buna hazırdı acaba? İntihar eden araştırma görevlisi, yeşil pasaportu yandı diye yakınan profesör, sakin hayatım alt-üst oldu diye düşünenler, çalışmalarım-projelerim yarım kaldı diyen onca insan ne olacak? Akademi dünyasına çok hayırla bakmayan biri olarak bu tarz düşünenleri suçlamıyorum. Ama artık bu kadar düşüncesiz işlerden ve sonuçlarında yaşananlardan gına geldiğini de söylemeliyim. Birkaç hocanın imzalayıp duyurabileceği bir metni bu kadar kalabalıklaştırmanın ne anlamı vardı? Kaybedilen onca iş, insan ve hayatı kim telafi edebilir?
Notlar:

(1) Coşkun hoca, Cem SAY, Herkese Bilim ve Teknoloji, http://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/coskun-hoca 
(2) Bu suça ortak olmayacağız! Em ê nebin hevparên vî sûcî! https://barisicinakademisyenler.net/node/62
(3) 1100’ün üzerinde akademisyenden barış çağrısı: Bu suça ortak olmayacağız http://www.diken.com.tr/1100un-uzerinde-akademisyenden-baris-cagrisi-bu-suca-ortak-olmayacagiz/ 
(4) 29 Aralık Eylem Kararı ve İfade Örneği http://egitimsen.org.tr/29-aralik-eylem-karari/
(5) 11 Aralık 2014 tarihli Facebook notum: 
"Sendikalar, odalar, dernekler kendi gündemleri yerine yönetimde yer alan siyasetlerin tercihlerine göre işler yapmaya devam ettikçe üye kaybedip iyice kadükleşecekler! 
Bugün Eğitim-sen ve Kesk'in, kısmen Disk'in başına gelen budur. 
Öğretmen sendikası öğretmen hakları için mücadele eder. Ülkedeki her yurttaşı ilgilendiren gündemlere EMEKÇİ bakışı ile taraf olur. Misal sendika yönetiminde yer alan zatların taraf oldukları siyasetlerin bir yan kuruluşu gibi HAREKET EDEMEZLER! Siyasetlerini, görüşlerini rahatça ifade edecek siyasi partileri ve örgütleri vardır."

25 Şubat 2017 Cumartesi

Hayvan, Makine, insan

Hayvan yemiyor! Attıkça birikti, çürüdü; koktu önündeki. 
Yalama oldu dişliler; makinenin eski verimi uzak; tak tuk sesler çıkarır durur. 
İnsanın kafası gürültülü, dili yok, üreyen kökü boğazda oynar. 
İster öyle ister böyle yolun sonu, yolcuların takati, makinenin gücü, eski günlerin şatafatı yok. 
Sezinliyoruz, bekliyoruz; hava serin, titriyoruz; soruyoruz ona-buna: Bu kuyudan ne çıkar? Tahtamızda ne yazar?

24 Şubat 2017 Cuma

Günlük Çakışmalar

Zamanın Çizgili Tarihi - Çizgili Günlük -
Levent Gönenç
Kasım 1992, İstanbul
YKY, Doğan Kardeş İlkgençlik Kitapları 

Simpsons
Homer Simpson

23 Şubat 2017 Perşembe

unuttuğumuz çok şey olacak gibi hep

Günlük uğraşlar içerisinde derinleşen muhabbetlerde bir süre sonra söylenen iki kelime: Siyaset ve siyasetçiler kötüdür: Hırsız, yalancıdırlar; işe yaramaz adamları kayırırlar, hak yerler; yaptıkları şeyleri insanların yüzlerine söyleyemez, toplum önünde savunamazlar; basiretsizlerdir. Bunlara örnek onca siyasetçi de bulunabilir. Toplumları, grupları felaketlere sürükleyenler; gaddarlar... 
Şunu da görmek gerekir: alanlarında örnek olamamış, kötü örnek olmuş, felaketlere sebep olmuş:  onca bilim insanı, sanatçı, asker, ekonomist, doktordan vs. de bahsedebiliriz. Yüz binlerce insanı öldüren bombaları, bunları taşıyan uçakları siyasetçiler yapmadı; siyasetçiler, bunların üretilmesine ve kullanılmasına yönelik emeğin çoğunluğuna da sahip değildir. 
Bu kadar kötülüğü siyasetçi yapmıyorsa kim yapıyor? Hitler her cephede savaşmadı. Atom bombasını kararını alanlar üretim alanında yoktu. Siyasetçinin/liderin suçu nedir? 
Zayıf Etik, Estetik; İddiası kolay kendi zor: Vicdan

İnsani iki değerin geliştirilmesini tartışırız: Etik ve estetik tutumunun. Vicdan, demiyorum. Vicdan bunca işin sonucunda filizlenen bir tutum. Vicdancılık savunmayacağım gibi vicdan bu yazının kısmen dışında... Vicdan tarifsiz ve önemlisi belirlenemez... Çünkü kimin cesur olduğunu bilmenin güçlüğü gibi kimin vicdanının has vicdan olduğunu gerçekle sınayamayacağımız için vicdan kimdedir bilemeyiz. Yoksa "vicdan, ahlak, güzellik benim tapulu malım, siktirin gidin lan buradan" diyen çok kişiyle karşılaşabiliriz.  
Siyasetçinin, bilim insanı yada sanatçıdan farkı bir belirsizlikte,bir boşlukta, bir çölde karar alma gücü ve bu konuda yalnız olmayışıdır. Siyasetçinin işi KARAR ALMAK ve uygulamaktır. Bu tür işlerin ayaklarının yere basması bilim için gerekli sanat için önemsiz siyasetçi içinse ikili bir durumdur. Devrimci yada önemli kararların ayakları yere basmaz görünür;oysa karar alıcı/lar için gelecekte ayakları yere basacaktır. "Bu KARAR(ın) bir aldatmaca" veya "bu KARAR(ın) kurtuluş yolu" olması sadece güç, strateji ve şansa bakar. (Makyevel'i anımsatsın.)  
* * * 
Bir de efendim, her alanda (siyaset-politika) her insanın söz söyleme hakkı vardır. Elbette, burada insanlardan belli bir yeterlilik bekleyemeyiz. 
Şunu düşünüyorum, diyelim ki, kurt bir siyasetçinin bilim ve sanat hakkındaki sözleri/yorumları/düşünceleri genel kaideye dönüşmez. Çoğunca insanlarda bu alanları bu sözlerle değerlendirip yargılamazlar. Siyasetçinin sözleri çok ciddiye alınmazken oysa tanınmış bir sanatçı veya bilim insanın siyaset/siyasetçiler hakkındaki görüşleri birer kaideye dönüşebiliyor. Birçoğu yanlış çıkan tespitleri yapıp yanlış kampanyaları destekleyebiliyor. Bunlar büyük bir ciddiyetle kabul görüp savunulabiliyor. 
Sanatçı/bilim insanlarının, bir karara yönelik işleri bir yere koyalım. Bir karar olmaya çalışanların çoğu basiretsiz görünüyor. Bu kadar umursanması ve kalabalıklaşması; nihayetinde sönmesi ile perde kapanıyor. Tuhaf değil mi? 
* * *
İnsanları, düşünceleri, dönemlerin seyrini belirleyen politika felaketlerinde sebep olanlara kayıtsız kalmak görmezlikten gelmek... Çare olmuyor. 
Politikaya karşı bağışlık kazanmak, kazandırmak onun reddiyle olmuyor. Politikadan uzak kalamayız, o çevremizdeki hemen hemen her şeyin içinde gizlenirken onu görmezlikten gelemeyiz. Onu sevmediğimizi, kötü olduğunu söyleyerek de etkilerinden kurtulamayız. Kötü politikaya karşı politikayla mücadele ederiz. Burası tartışmaya açık bir yanıt arayışına da...  
Hepimizi hokkabazı izliyoruz. Hepimizi madrabaz ilen birlikte yaşıyoruz. Hokkabaz ve madrabazlara karşı onların silahı ile savaşılabilir mi? Avcının bekleme kabiliyeti mi, tilkinin kurnazlığı mı, aslanın cesareti mi insana yakışır. Politika, politikacı hangi yolu izlemeli?  
* * * 
Sürekli savrulup duran bu düşüncelerle boğulup çıkıyorum. Ayran köpüğü mü daha ağır bir durum mu bilemiyorum. Birçok tanım aşırı öznel ve kafa karıştırıcı gelebilir. Daha iyisini yazacak netlikte olur muyuz? Sanırım siyaset için bu şart kaos istiyor, sakinlik değil.

19 Şubat 2017 Pazar

Zaman • İlker Maga

Zaman, İlker Maga
K: http://www.ilkermaga.com/pages.html?lang=tr

13 Şubat 2017 Pazartesi

TÜSTAV Yayın Arşivi

Zamanla geliştireceğim...

TÜSTAV'ın kuruluş amacından:
• "TÜSTAV’ın kuruluş amacının ve bu amaca bağlı öncelikli görevinin; TKP, TİP ve TBKP’nin bütün yazılı, sözlü, görsel, işitsel malzeme ve arşiv belgeleri ile müze malzemelerini toplamak, korumak, kullanıma açmak ve yayınlamak olduğu esas alınarak, Vakıf çalışmaları bu süreçte Türkiye işçi ve sol hareketini kucaklamaya dönük bir içerik de kazandı. Bu yaklaşım, Mayıs 2006’da Mütevelli Heyeti’nin aldığı 1 Nolu Karar’da ifade edildi: “TKP, TİP ve TBKP tarihi, Türkiye işçi ve sol hareketinin tarihinden ayrılamaz. Bu çerçevede TÜSTAV, kuruluş amacını gerçekleştirmeye çalışırken olanaklarının elverdiği oranda işçi ve sol hareketinin malzeme ve belgelerini de toplayıp değerlendirmeye devam edecektir.” • http://www.tustav.org/tustav-hakkin... 

Hikmet KIVILCIMLI külliyatı (eksikler var.) http://www.tustav.org/marksizm-bibl... 
Bütün süreli yayınlar (arada eksik sayılar var) http://www.tustav.org/sureli-yayinl... 
Türkiye’deki ilk sosyalist yayınlardan İŞTİRAK (1909) http://www.tustav.org/istirak/ 
1941’de çıkan YURT ve DÜNYA dergisi http://www.tustav.org/yurt-ve-dunya...
Tek sayı çıkmasına rağmen çıkış döneminde çok tartışma yaratıp kapatılmış bir dergi GÖRÜŞLER (1945) http://www.tustav.org/yayinlar/sure... CHP içerisinden ayrılan DP’yi kuracak kadrolarla o zamanki sol muhalefetin bir ortaklığı olduğu düşünülmüştür. Ama devamı gelmemiş hükümet tarafından kapatılmıştır. Sonraki sayılarından DP kadrolarınında dergiye katılacağı iddia edilmiştir. GÖRÜŞLERİN, G’sinin orağa benzetilmiş ve komünizm propagandası ile suçlanmıştır. 

NUH’UN GEMİSİ (mizah) 1949 http://www.tustav.org/nuhun-gemisi/ 
NAZIM HİKMET’e özgürlük yayını 1950 http://www.tustav.org/nazim-hikmet/ 
TİP sonradan aylık olan SOSYAL ADALET (1964-1965) dergisi sayıları http://www.tustav.org/sosyal-adalet... 
1968-1971 Milli demokratik Devrim(MDD)’in temel tezlerinin oluştuğu dergi AYDINLIK (D. Perinçek ile M. Çayanlar ayrılınca dergi iki farklı formda devam etmiştir.) http://www.tustav.org/atilim/ 
TİP içerisindeki Sosyalist Devrimcilerin (SD) çıkardığı 15 günlük EMEK dergisi (1969) http://www.tustav.org/emek-1969/ 
TİP içerisindeki Sosyalist Devrimcilerin (SD) çıkardığı aylık EMEK dergisi (1970-1971) http://www.tustav.org/emek-1970-197... 
1975-1980 arası çıkan TİP’in haftalık dergisi YÜRÜYÜŞ http://www.tustav.org/yuruyus/ 
1976-1980 arası çıkan TİP’in parti içi dergisi ÇARK-BAŞAK http://www.tustav.org/cark-basak/ 
1974-187 TKP’nin aylık yayını ATILIM http://www.tustav.org/atilim/ 
TİP’in teorik dergisi YURT VE DÜNYA (1977-1980) http://www.tustav.org/yurt-ve-dunya... 
TKP’lilerin çıkardığı Devrimci Savaşımda SANAT EMEĞİ dergisi (1977-1980) http://www.tustav.org/sanat-emegi/ 
1981-1988 arası çıkan TİP’li gençlerin dergisi YARIN http://www.tustav.org/yarin/ 
1994-2002 arası çıkan SOSYALİST POLİTİKA http://www.tustav.org/sosyalist-pol... 
Yukarıdaki seçimlere daha çoğunu zamanla eklerim bugünlük bu kadar. 

Eleştiri ve notları aşağıya yazınız.