19 Aralık 2015 Cumartesi

TKP'de neler oldu


Bazı notlar çok teknik olarak görülse de geriye doğru bir bakış. Bu bakış, kendi (bizlerin) evrenimizde bugün neler olduğunu anlamak için gerekli olabiliyor. İstatistiksel verileri incelemek gibi... (Bizim veri yöntemimiz fazlası ile basit) Tarihsel olayların her siyasi hareketin izlediği hatta bir etkisi olur. Siyasi hareket güç kazandıkça bu karşılıklı olur.

Siyasi özneler içerisindeki gruplaşmalar her zaman mevcut olacak. Bu gruplar kimi zaman vücud kazanacak ve kimi tartışmaların-ayrışmaların yolu açılacaktır.

Gelelim ağzımızdaki baklaya

Boyun Eğme Dergisi (KP)
Gelenek Dergisi (KP)
Türkiye Sosyalist Hareketinin önemli yapılarından TKP (Türkiye Komünist Partisi) 2014 yılı bahar aylarında parti içerisinde yürüyen tartışma dışarı yansıdı. Parti kongresine giderken parti içerisinde iki grup çıktı. Parti iki gruba bölündü. Partinin, Gelenek dergisinden beri içerisinde yer alan ağırlıklı eski kuşak KP (Komünist Parti) ile yoluna devam ederken diğerleri (özellikle yakın zamanda FKF ismin alan üniversiteli gençlik örgütlenmesi) HTKP (Halkın Türkiye Komünist Partisi)'yi kurdu. Bu gruplar yeni Nazım Hikmet Kültür Merkezleri de açıyor. Kimin hangi NHKM'yi yönettiği karışık.

Komünist Dergisi (HTKP)
Yeni Yazılar Dergisi (FKF)
Bu ayrışmanın tarafları arasında birbirlerine karşı ağır ithamlar, sürtüşmeler yaşansa da bölünmesi bol Türkiye sol tarihinin en "medeni" ayrışması gerçekleşti.

Bugün durum ne

KP grubu partinin haber portalı sol.org.tr'yi yönetiyor. Teorik dergi Gelenek'i çıkarıyor. Bunun yanında Eylül 2015'ten beri Boyun Eğme adından haftalık bir dergi çıkarmaya başladı. Ağırlıklı örgütlenme çalışması yapıyor. Yeni gelen kuşakların ağırlık HTKP'ye katılması ile 30 yaş ve üstü kuşak parti çalışmalarına geri döndü.
TKH Parti'nin Sesi (TKH)

Manifesto dergisi (TKH)
HTKP kendi haber portalını kurdu: ilerihaber.org, haftalık İleri dergisini çıkarıyor. Teorik yayın olarak da Komünist dergisini çıkarıyor. Partinin ana bileşenlerinden olan FKF (Fikir Kulüpleri Federasyon'u) kendine ait gencgazete.org'u kurdu. Ayrıca Yeni Yazılar dergisini çıkarmaya devam ediyor.

HTKP, parti içerisinde Kürt Hareketine (HDP) karşı tutumla başlayan; Leninizm tartışması ile iyice alevlenen tartışmalar 2015 yazında bir ayrışma ile sonuçlandı. HTKP'den ayrılan grup TKH (Türkiye Komünist Hareketi)'yi kurdu. HTKP geldiği geleneksel sol anlayışa karşı daha hareket anlayışına yakın bir örgüte dönüşüyor. TKH ise geleneksel komünist parti tarzında örgütleniyor.

TKH hızlıca örgütlenme çalışması yaparken kadrolarını da oluşturma uğraşına girişmiş görünüyor. TKH'nin bu kadar destekçi bulacağı ve hızlıca örgütleneceği HTKP'de kalanlar tarafından beklenmiyordu. TKH kısa sürede, gazetemanifesto.com portalını açtı. TKH Parti'nin Sesi adlı bir gazete ve Manifesto adından bir teorik yayın çıkarmaya başladı. Ağırlıklı kadrosu tabiri caizse TKP'nin örgüt hamallarından oluştuğundan aşina oldukları işler.

Bu üç grup hakkında yorumlarımı yazmayacağım. Her birinin kendince iddaları taşıdığı kesin. Hepsinin iyi olduğu başlıklar varken Türkiye karşısında bir eksiklik de hissediliyor. Bir çok kimsenin örgütlü yaşamdan düşmesine sebep olan ayrışma; uykuya yatmış bir kısım kadroyu yeniden aktif hale de getirdi.

Gelelim TKP Tarihine

2014 yılında parti içi tartışmalar nedeniyle ayrışma yaşayan TKP, tarihi TKP'den gelen üyeleri olmakla birlikte örgütsel bir ilişkiye sahip değildi. Açıkçası parti bunu sorun da etmiyordu.

12 Mart Öncesi:
Bugünkü TKP'nin kökeni 1. TİP içerisinde MDD (Milli Demokratik Devrim) taraftarlarına karşı Sosyalist Devrimi savunanların çıkardığı Emek dergisi çevresine dayandırabiliriz. Behice Boran ve kimi parti yöneticilerinin desteğinde çıkan yayın MDD'ye karşı ideolojik mücadeleyi amaçlıyordu. Hem iki haftalık tabloid dergi boyutunda hem de aylık dergi olarak çıkmıştır.

Emek dergisi

12 Mart Muhtırası ile 1. TİP kapatılınca özellikle Ankara Çankaya ilçe teşkilatında ve İstanbul'un belli başlı ilçe teşkilatlarında örgütlenen gruplar kendi yolarına gitmiştir: 2. TİP, TSİP, TKP Atılım, irili ufaklı bir çok çevre buradan çıkmıştır.

12 Mart'tan 12 Eylül'e, Oradan Bugüne

2. TİP Behice Boran ve eski parti yöneticileri tarafından kurulsa da eski üyelerin hepsini kapsayamamıştır. Emek dergisinde yazanların bir kısmı TİP'in haftalık Yürüyüş dergisini çıkarmaya başlamıştır. Sıkışan sol cenah içindeki tartışma ve çıkış arayışları partiye sirayet etmiş. Bu da Yürüyüş dergisini çıkaran ekibin kimi muhalefetleri sonucu yeni bir yol ayrımı ve parti dışına düşüşü getirmiştir. Bu çevre partiden ihraç edildiklerinde ise Sosyalist İktidar dergisini çıkarmış, ancak 11 sayı çıkan dergi 12 Eylül darbesi ile kapanmıştır. 12 Eylül sonrası Yalçın Küçük yolunu ayırmış ve geriye kalanlar 1986 yılında Gelenek dergisini çıkarmaya başlamışlardır.

90'lara gelirken haftalık dergiler çıkarılmış. Diğer sol örgütlerle ortak parti çalışmaları yapılmış. Birlik çalışmları başarılı olamayınca dergi çevresi partileşerek STP, SİP ve TKP hattını oluşturarak bugüne gelmiştir. 

* * *
Gelenek hareketi ilk ciddi sıkıntıyı 1993-94 yıllarında yaşamış. Parti içerisinde Metin Çulhaoğlu ile bir grup partiden ayrılmıştır. Bu grup BSP-ÖDP içerisinde yer almıştır. Bu süreçte Sosyalist Politika dergisini çıkarmışlardır.

STP (Sosyalist Türkiye Partisi)'nin programındaki Kürt Sorunu başlığından dolayı kapatılmasıyla, SİP (Sosyalist İktidar Partisi) kurulmuştur.

1999 yılında parti içerisinde ikinci büyük ayrışma yaşanmıştır. Bu ayrışmada parti ismini ve yönetimini elinde bulunduran grup yoluna devam ederken ayrılanlar zamanla kendi içlerine ayrışarak dağılmışlardır. 

SİP, 2000 yılında Komünist Parti yasağına karşı çalışma başlatmıştır. Haftalık Sosyalist İktidar gazetesinin adı Komünist olarak değiştirilmiş ve sokağa çıkmıştır. Bu sırada KP (Komünist Parti) kurulmuştur. Komünist Parti ile SİP 2001 Kasım ayı kongresinde birleşerek TKP ismini almıştır.

TKP ismini aldıktan bir süre sonra Sosyalist Politika grubu partiye katılmıştır.

Parti dinci gerici-liberal cenaha karşı mücadele etmiş; üniversitelerde güçlenmiştir.

Partinin hızla artan üye sayısı ve diğer gruplardan katılan kişilerle sayısını arttırmasına rağmen politik gücü sosyalist sol içerisinde sınırlanmıştır. Parti içerisinde yürüyen tartışmalar, günlük gazete girişiminin yaşadığı sıkıntı ve en son 2014 yerel seçimindeki "başarısızlık" tartışmaları ve gruplaşmaları-tartışmaları hızlandırmıştır.

Sonrası bugünler...

27 Kasım 2015 Cuma

kim kime dum duma

Behiç Ak, Cumhuriyet gazetesi, 8?-9? Kasım 2015
Kim Kime 
Öfkemizi ve dikkatimizi dağıtan çok şey var. İnsanlarımız, içinde olmasak bile aynı davanın bir başka kolunda yer alan insanlarımız yığın yığın öldü. Ölüyor. Ölüm bize o kadar yakın, düşmanlarımıza o kadar uzak ki baka baka geviş getiriyorlar. 
Göremiyoruz. İçine kapandığımız dünyalarımızdan çıkıp hiç bir şeyi göremiyoruz. Görene kadar daha çok kaybımız olacak.
7 Haziran seçimlerinden oy kaybederek çıkan iktidar partisi ne yaptı? Ne yaptı da bu işler işine yarayacak şekilde döndü?  
7 Haziran sonrası kaybeden görünen bu parti, nasıl oldu da ana muhalefet partisinin göz bebeği emekli müftüsünün, diğer partinin kurucusunun oğlunun fikrini ve tarafını değiştirdiler? Kimler ikna etti? Ne konuşuldu? Bunlar nasıl oldu, fark etmedik, dikkat kesilmedik? 1 Kasım seçimlerine nasıl hazırlanıldı? Biz saçma sapan goygoylara dalmışken bu insanlar ne yapıyordu? 
Yanımızdan yöremizden geçip ev-işyeri-camii-dernek-cemaat toplantılarına gidiyorlardı. Akp etrafından bütün sağcı-gerici zevat toplanıyordu. Sorsanız büyük çoğunluğu kerhen oy vermiştir. Yine de verdiler. Bir haberde denildiği gibi "Akp seçmeni parti etrafında kenetlendi". Bu kadar oy alacaklarını düşünmediler. Tek başına iktidar yeterdi. 
Güvensiz ortam insanları güvenilir limanlara çekti. Işidli bombacıların Türkiye'ye girip eylem yapmasına izin verdiler.  Bombalar patladıkça "korku" dört bir yanı sardı. Pkk ile savaşı kışkırttılar. Batı'da Kürtlere ait işyerlerini yakıp-yıkıp onların da gözünü korkuttular. Mal-mülk değerliydi. Sokağı kapattılar.  
Geviş getirenler önümüze gelen otumuzdan olmayalım diye iktidar partisine sardılar.
Hiç birine engel olamadık. Birileri kazanda kepçeyi çevirdikçe biz de döndük durduk.  
Dum Duma 
Sabah toplu taşıma araçlarına biniyorum. 10 kişide gazete varsa, 7-8 havuz medyasının en ucuz gazetesi Takvim. Ellerinde bu gazetelerle gelenlerin çoğu gazete okumayı bilmiyor. Tutuşundan anlıyorsunuz. Bakışından... Çoğu sürekli ön ve arka sayfaları çevirip reklam yapıyor. Bunun örgütlü bir iş olduğunu anlamıyorsan "örgütlüyüm" demeyeceksin. Bu tür göremediğimiz hangi işler dönüyor? 
Sosyal medyada aynı anda aynı konular üzerine yoğunlaşıyorlar. Bütün internet sayfalarında tek bir konu etrafında bir fırtına dönüyor. Bunun rastgele olduğunu düşünmeyeceksin. Hazırlanmış metinler kopyala-yapıştır paylaşılıyor. Aklı yeten kendi metnini oluşturuyor. Bunlar saçma şeyler değil her biri ülke siyasetinde tartışılan başlıklar. Politik bir hat oluşturmaya, taraftarlarını buraya toplamaya çalışıyorlar. 
Bayırbucak Türkmenleri hikayesi boşuna çıkarılmadı. Rusların haftalardır sürdürdüğü operasyon Dinci iktidarın amaçlarına büyük zarar veriyor. Türkmenlere zulüm uygulanıyor denilerek milliyetçi-dinci damarı bir arada tutmak; yerellerdeki taraftarları bunun üzerinden örgütlemek için uğraşıyorlar: Yardım kampanyaları, konuşmalar, toplantılar, yas tutarmış gibi yerelliklerde iptal edilen konserler-etkinlikler... Bugünler Rus uçağının düşürülmesi ile gaza gelen lumpenler arasında gittikçe daha ciddi bir örgütlülüğe sahip olacaklar.  
Dün (26 Kasım), Can Dündar ve Erdem Gül'ün "Tırlarda taşınan silahlar" haberini yaptıkları için tutuklanmalarının bu olan bitenle bir alakası yok mu? Bir taşla iki kuş vurmak diye buna denir. Kim bu olaylar cereyan ederken bu olayı anımsadı ve gündemi saptırmak için kullanmayı önerdi? Kimler bu işi örgütledi? Az biraz ipucu var.
Şimdilik gözlerimiz net seçemiyor bazı şeyleri, üzerinde durdukça daha çok çalıştıkça her şeyin nasıl gerçekleştiğini daha rahat göreceğiz. O zaman daha hazırlıklı olacağız. Daha fazla kayıp vermek istemiyorsak, gözlerimizi güçlendirmemiz lazım.
Korkulan tek şey zamansız bir savaşın ya da ekonomik krizin bastırması... 
* * *
Yukarıdaki karikatürde iki topluluk var. Şu an bu ülkede iki topluluk birbirine karşı mücadele veriyor. İster karşınıza alırsınız, ister yandan vurursunuz. Her şeyimiz ortada birbirimizle uğraşmaktan topluma dönemiyoruz.
Siz de etrafınıza biraz dikkatli bakın neler olduğunu daha iyi göreceksiniz.

24 Kasım 2015 Salı

Avrupalılara sergilenmek için Arjantin'den götürülen Güney Amerikalı yerliler, 1889

Avrupalılara sergilenmek için Arjantin'den götürülen Güney Amerikalı yerliler, 
 1889,

Kaynak: Silinmiş - reddit
https://www.reddit.com/r/HistoryPorn/comments/39xdvj/native_argentinians_taken_to_europe_to_be/


Daha fazla bilgi için: http://rarehistoricalphotos.com/selknam-natives-en-route-europe-exhibited-animals-human-zoos-1899/

2 Kasım 2015 Pazartesi

1 Kasım 2015 milletvekili seçimi notları, adım adım gidelim.

@belirtiler adresinde yayınlanmıştır. Kimi değişiklikler yapılmıştır. 
1) 7 Haziran seçimleri sonuçları Saray'da sandık sandık değerlendirildi. Düşen yerler belirlendi. Bu arada yeniden seçim anketleri yapıldı. 
2) Türkiye'de tek başına iktidar olunmazsa ne olacağı kontrollü olarak gösterildi. Patlayan bombalar, çatışmalar, ölümler her türlü huzursuzluğa yol verildi. 
3) Akp'ye kadar, çalışmayan örgütüne karşı Türkiye'de en örgütlü parti Chp idi. Akp bu üstünlüğü çoktan eline geçirdi. Örgütü de çalıştırdı. 
4) Türkiye toplumu birbirinden habersiz kendi içine kapanmış gruplar halinde yaşıyor. Herkesin dili, gündeme bakışı farklı. Geçişler kısıtlı... 
5) Her kesimin birer kesişim kümesi olsa da etkileri değişken, çoğunca dar; milliyetçilerle dincilerin, dincilerle Kürtlerin, Kürtlerle solun ortak kümesi var. 
6) Bir de bu kesimlerin arasında yüzer gezer bir "çıkarıma bakarımcı" grup var. Her kesim kendi içine kapanmış durumda; kimlikler hapishanesi... 
7) Akp, muhaliflerin yaptığı her işi dışa kapalı otomat düşünen dinci-muhafazakar seçmenine malzeme yaptı. Her olumsuzluğun suçlusu kimdi? 
8) Geziciler, bölücüler, paralel yapı, kafirler, dinsizler, sapıklar, Türkiye'nin düşmanları, iş cinayetlerinde ölenler, kötü niyetliler... 
9) Bu 'düşmanlar' ile seçmenini korudu. Ancak Akp'nin esas oy kaçağını bulması gerekiyordu. Seçim kararı ile örgüt çalışmaya başladı. 
10) Diğer sağ oyları hedeflediler. 2002'den beri iş-olanak verdikleri, zor durumdakilerle görüştüler. Yerinde havuç yerinde sopa gösterdiler. 
11) Biz ölümlerin acısını yaşar, nefretlerin-kinlerin yıkımına direnirken Akp kazanıyordu. Siyasi takıntılar, salak kavgalar gözümüzü kör etti. 
12) Dinci-sağcıların ezber korkularını tetiklediler (dinsizlik, bölücülük), çıkarcıları yokladılar. Zor durumdakilere ya havuç ya sopa dediler. 
14) Sopaya örnek: GSS borçları ile çoğu yoksul-dar gelirli insanı korkuttular; sonra GSS borçları silinecek diye millete propaganda yaptılar. 
15) Akp kaçak oyunun peşine düştü. Muhtemel kaçaklar, kaybedecekleri iş-olanaklar hakkında uyarıldı. Herkes üzerine alındı. Havuç da vardı. 
16) Akp, muhtemel seçmenini de ikna edecek her tür cepheleşmeyi besledi. Bizler bu tür işlerin oy kazandırdığını göremedik. Tutmaz diyorduk. 
17) İnsan aklına hakaret eden yalanlarla, vicdanı yok sayan uygulamalarla bu söylem kaybeder sandık. Oysa böceklere akıl-vicdan gerekmez. 
18) Devlet olanakları, ellerindeki medya ve ajanslarla seçim gününe hazırlandılar. Anket sonuçlarında görülen artış açıklamalarına yansıdı. 
19) Bombalar patladıkça oylar artıyor, dendi. Seçimden önce milli iradeye saygılıyız, açıklaması yapıldı. Hazırlıklar yapılmıştı. 
20) Akp ile organik ilişkili bütün dini çevreler, hemşericiler, iş adamları, 'kanaat önderleri' #1Kasım seçimini ölüm kalım savaşı gördü. 
21) Her şey hazırlanmıştı. Çoğumuz 7 Haziran seçimlerine yakın sonuçları bekliyorduk. Oysa plan işlemiş Saray ve Akp son hafta rahatlamıştı. 
22) Seçimde, Türkiye'nin kemik Mhp seçmeni dışındaki bütün sağcı-dinci-çıkarıma bakarımcıların oylarını topladılar, küçük oyunlar da vardı. 
23) #1Kasım seçimlerinin '02, '07, '11'den farkları; yarın hiçbir şey değişmeyecektir, niteliği düşük yeni bir koalisyon iktidarıdır, en basitleri vaatleri bile tartışmalıdır. (değiştirilmiştir. be.) 
24) Akp bu seçimde "kullanışlı" liberaller ve cemaatçilerden mahrumdur. Elinde dinci hülyada bir toplam vardır: Bu toplam Akp'ye bağlı ama dar görüşlüdür. 
25) Bu hülyacı grubun kafası Akp'de güçlenirse önümüzde bizi bekleyn Işid'tir. 40 yıllık İslamcıdan olmaz ama 10 günlük Akpliden Işidçi olur. 
26) Aklı başında görünen laflar edip hülyacı davrananlar da bu yıkımı getirir. Bunu göreceğiz. 
27) Akp aklı-başında politikalarla yerini sağlamlaştırmaya çalışırsa sermaye ve batıyla kısmi uyum sağlamış olacaktır. Bu da bize yoksulluk demek. 
28) Akp, ekonomisi umut vaat etmeyen; yüksek vergiyle ülke geçindiren; komşularıyla sorunlu; güvenilmeyen bir iktidar olarak yoluna gidecektir. 
29) Akp'ye oy-verenler radikalleşebilir. Işid vs'nin Türkiye'de pop-islamcılar arasında güçlenme ihtimali vardır. Kaynak Akp olacaktır. 
30) Akp'nin izleyeceği yol bu hafta yetkililerin açıklamaları ve Saraydakinin davranışlarında ipuçlarını verecektir. Açılım yeniden denenebilir. 
31) Muhalefetin beceriksizliği "kazan" demiştir. Hırsızlığın boyutu şimdilik belirsizdir. Oy verenlere yönelik tehdit ipuçları azdır. 
SONUÇ: Üzmeyin kendinizi. Daha büyük acılarımız oldu. Yenilerine izin vermeyelim.
* * * 
"... siz, halkı fikir idare eder, sanıyorsunuz. İzdiham, kafasıyla değil, gözleriyle düşünür. Bu gözleri idare etmeyi bilmeyeceksiniz, kendinize düşmanlığın en büyüğünü siz kendiniz yapacaksınız. Yığın karnıyla düşünür. Gözüyle öğrenir. Kalbiyle kızar. Avamın midesindeki yeniçeri kazanını tanımıyorsunuz. ..."
Üç İstanbul, Mithat Cemal Kuntay 

31 Ekim 2015 Cumartesi

"Beni huzursuz eden şey tam da bu sükunet. Gerçek değilmiş gibi. Her yer çok sakin; fırtınadan önceki sessizlik bu."

Yumuşak yaz yeri kızılçamları hafifçe dalgalandırıyor. Wild Water’ın suları yosun tutmuş taşlar üzerinden şırıldayarak akıyor. Güneş ışığı altında kelebekler uçuşuyor. Etraftan arıların uyuşuk vızıltıları yükseliyor. Bense bu kadar sakin ve huzurlu yerde oturmuş düşünüyorum ama içim kıpır kıpır. Beni huzursuz eden şey tam da bu sükunet. Gerçek değilmiş gibi. Her yer çok sakin; fırtınadan önceki sessizlik bu. Kopmak üzere olan fırtınanın belirtilerini yakalamak için kulaklarımı dikiyor, bütün duyularımı harekete geçiriyorum. Vaktinden önce olmasın! Lütfen vaktinden önce olmasın! 
Huzursuzluğumun nedeni belli düşünüyorum da düşünüyorum; zihnimi bir türlü durduramıyorum. O kadar süredir hayatı en yoğun, en heyecanlı bir biçimde yaşıyorum ki buradaki huzur ve sukündan bunalıyorum, çok yakından ortaya çıkacak ölüm ve yıkım girdabı üzerine. Kafa yormaktan kendimi alamıyorum. Kulaklarımda ezilenlerin çığlıkları çınlıyor; geçmişte nasıl tanık olduysam, yine güzelim tenlerin ezilip paramparça edileceğini, onuru bedenlerinden çekilip koparılan ruhların tanrının önüne atılacağını görüyorum. Kıyımın ve yıkımın içinde dünyaya kalıcı barış ve mutluluk getirmek için mücadele eden biz zavallı insanların sonu bu oluyor.
Demir Ökçe, Jack London 
Çeviren: Levent Cinemre, İş Bankası Yayınları
Jack London

Sıkıntı...

Behiç Ak, Cumhuriyet gazetesi, 28 Ekim 2015, Cumartesi


11 Ekim 2015 Pazar

Zurnanın Zırt Deliği

* * *
Bir cenazeden mi çıktılar yoksa ne bileyim etkisiz bir eylem sonrası mı? Nedir bu şen şakrak konuşma merakı, biraz susmak, biraz vakurluğu öğrenmedik mi? Küçükken gittiğiniz cenazelerde büyükleriniz hiç "Yavrum, sus! Gülme! cenaze var!" demediler mi? Kürtsün ölenlerin çoğu ile muhtemelen bir bağın olacaktır; çok görmüşsünüzdür acının sessizliğini; nedir bu gevezelik? 
* * *
Oy vermek dışında siyasetle ilgisi olmayan kişiler insani duygularla olayın acısını içinde duyarken çok devrimci gençlerin küçük grupların goygoyunu yapıp gülüşmeleri. Daha dün ölmedi mi onca insan? Nasıl da düşünmüyorsun geleceği? Senin ülkende olmuş; dostun-yoldaşın olmayabilir o insanlar. (Daha acısı olabilirler de.) Eminim bir yerden göz aşinalığın var birine. Ama sanki sanki hiç bir şey olmamış. Sanki bombalar insanların bedenini parçalamamış. Susmak, biraz acıyla dilin bağlanmasını engelleyen ahmaklığın nereden geliyor? Dandik devrimci-sosyalist grubun da bu erdemi kazandırmadı diyelim; ailen de mi vermedi? 
* * *
Düşünmüyoruz, hissederek çok az düşünüyoruz. Unutmamaktan söz edeceğiz. Kalbimiz kurusun diyeceğiz. Diyeceğiz de: Ne bir ders alacağız, ne anılarına saygı duyacağız. 
* * *
Yıllardır ağababası gibi odanın-sendikanın başındasın, anlaştığın gruplarla pasta paylaşır gibi delegeleri yönetimi paylaşıyorsun. Her yıl birbirinden etkisiz onca eylem yapıyorsun. Bir ciddiyeti söz sahibi olması gereken odanın üyelerinin çoğu ile iletişimi yok. Ciddiyetini, 'resmiyeti'ni kaybediyor. Görmezden geliyorsun. Gölgen uzamış, onu görüyorsun.
 
Türkiye'nin en köklü mücadeleci tarihine sahip öğretmen sendikasısın sadece Kürt sorunu varmış gibi çalışıyorsun. Çünkü sendika yönetimini ve delegeleri paylaştınız. Onca üyeniz seçimlere bile gelmedi. Eğitim, öğretmenlik ne oluyor bitiyor çok umurunuzda değil. Laik, bilimsel eğitimi sümen altı ediyorsun. Ancak ite-kaka bir şeyler yapıyorsun. Üyelerin kaçıyor. Sendikanın ciddiyeti, söz sahibi olduğu alan sadece Kürt sorunu. Çünkü sendika bir siyasi hareketin gereksinimlerine yönelik malzeme üretiyor. Bunun dışında olan her şey yasak savma. 
* * *
Sendikadan, odadansın "Miting Hazırlama Komitesi"ndesin ülkenin her yerinde ölüm haberler geliyor. Kaza oluyor, bombalanıyor insanlar. Bu kadar insanı topladığın yerin-insanların güvenliğine dair aklında bir tanecik kuşku doğmuyor mu? Polise gıcığın var, ama her işi de ondan bekliyorsun. Katılanlar elbette düşünmeyebilir. Sen en kötü olasılığı düşüneceksin. Gıda güvenliği, yol güvenliği, en önemlisi CAN GÜVENLİĞİ... Çünkü onların sorumluluğu senin boynunda... Kimi örgütleri "korkak" yapan budur. Sorumluluğun bilincinde olan hiç kimse her olaya 'hop' diye atlamaz. 'Korkak' diye bilirsiniz. Ama herhangi bir ölümde, ölenlerin aileleriyle-sevenleriyle kim konuşacak? Ne diyecek? Hiç düşündün mü?
* * *
Şimdi doğru bir kararla GREV diyorsunuz. Ama her biri siyasi bir hareketin ve ortaklarının yan kuruluşuna dönüşmüş sendikalar, sınıf bilinci sönmüş emekçiler, etkisiz odalar ve yılgın insanlar ne yapabilir acaba?
 
* * *
Bunlar, başka sözler de aklımda... Bir zamanların disiplinli kortejleri ile dalga geçenler; şimdi o kortejlerin neye yaradığını anlamış mıdır?
 
Hepimizin başı sağolsun. İyi geceler.
Grandville, “Élève le Corbeau, il te crèvera les yeux”, en Cent Proverbes, H. Fournier Éditeur, París, 1845
Kk: http://arsnaturaveritas.tumblr.com/post/130035159025/cuervo-estudiante-vas-a-morir-all%C3%AD-los-ojos

10 Ekim 2015, Ankara


5 Ekim 2015 Pazartesi

Dağılan kayaç, durulan su

Akp güçten düştüğü an, hem cemaat hem akp saflarından çok kişi günlük hayatlarına geri dönecek. Şimdilik kuyruğu dik tutuyorlar. 
Suyun durulması ilginçtir. Yaban bir merak. Çıkar bitince ortaklık da biter. Kayacı tutan kimya bozulur, dökülmeye başlar.
Geriye kalanlar mevzilerini alır. Yıkılmış ihtişamlı sarayların, binlerce ton gazete basılmış binaların kuytusunda derme çatma birer siper kasar her biri... 
Bugün gördüğümüz dincilerin içten içe çürüyüşü. Bunu biz değil kendileri yaptı. Beceriksizliğimize utanalım mı çürüyüşlerine sevinelim mi...

Yaklaşan


3 Ekim 2015 Cumartesi

Gidişat

"Kendi aydının üretemeyen sistem, devrimci hareketin ürettiği aydını devşiriyor. Mafya sisteminin sonunun geldiğini gösteren en önemli işaretlerinden biri budur. Çünkü bir sistemi ayakta tutan, yalnız zor güçleri değil, yönettiği toplumda oluşturduğu rızadır; ideolojik hegemonyadır. Bir hakim sınıf, ideolojik hakimiyetinin yapıcılarını kendi kurumları içinde yetiştiremiyor ve çıkartamıyorsa, o sistem bitmiştir."

Okuduğunuz alıntı 3 Şubat 2002 tarihli, bir kitap için yazılmış önsöz yazısından...
Yazarın gördüğü yıkım doğru bir tespitti, ama bu yıkım ile ortaya çıkan boşluğu dolduran umdukları olmadı. Bu yıkımdan karlı çıkanlar onu 5 yıl kadar cezaevine soktu. İyimserliğine veriyoruz. Düzene borazan yetiştiren hareketinin umduğu kadroyu çıkarsa bile su başları çoktan tutulmuştu. Türkiye'de omurga yok; olmayınca ideolojik egemenliği koruma ve kollama dışarıdan yürütülüyor. 
Türkiye yok olan bir ülke... Az az ama emin adımlarla gidiyoruz. Türkiye'de az-buçuk sosyalist kadroların kaçıştığı yollar da bunu gösterecektir. Örneğin Türkiye kimlerin ülkesidir, sorusunun yanıtı yoktur. Çünkü ortada bu ülkenın aydını, entellektüeli; fikir üretecek kişileri yok; daha önemlisi onu ayağa kaldıracak iddiaları dillendirecek politikacısı yok. Ama kitlesi var. Bu tür becerileri gelişmeyen her kitle fırtına ortasında ya da sonrasında kalmış gemi, ağaç,çöp artıkları gibi topluca oradan oraya yüzüyor. Yüzdükçe dağılıyor. O da varlığını yok ediyor. 
Türkiye'nin ilerici-kemalist birikimi sağcı-muhafazakarlık altında yok olan Türkiye'yi sadece izlediler. Tek eksikleri vardı: Hiç devrimci olamadılar. Bir oluş düşünün ki içinde siyasi refleksi gelişmiş 2. kişiyi çıkaramasın. Akşam oldu, dükkan kapandı ve hepsi bir ekmek alıp evlerine dönüyorlar. Çoğunun çocuğu da artık onları hiç sevmiyor. Evdeki yaşlıları diyorlar: hastalıklı ve kusurlu... Hastalıklı ve kusurlu ailelerin sağlıklı bebeleri! 
Sosyalist solda iki yöne kaçış var. Ağırlıklı kesim siyaset gücünden de kaynaklı Kürt Siyasi Hareketi, diğer kaçıştığı alan ise liberaller ve diğer irili ufaklı yüzer gezer gruplar. Bu gruplar üzerinden Hdp'ye bağlanmak kural gibi... Hdp'yi savunurken ölü evinden daha çok ağlıyor görünüyorlar. Daha çok vicdan koyuyorlar gibi: ya salaklar, ya numaracı! (Buraya bir ek yapayım: Hdp'ye oy veren herkesi böyle görmüyorum. Kürt'ten çok Kürtçülük, Hdp üyesinden çok Hdp'cilik yapanlar diyebilirim.) 
Oysa Türkiye'de geri çekilen dağılan Kemalist yapının büyük açıkları insan bekliyor. Sosyalistlerin gidebileceği en önemli alan burası, bu alanların çoğunun siyasetle direk bir ilişkisi yoksa da "sivil toplum"un önemli bir parçasını oluşturuyor. Sosyalistler eğer ellerinde bir ülke kalsın istiyorsa yüklenecekleri ilk adımları kamusal eğitim-sağlık hizmetleri, laiklik, yurttaşlık ve cumhuriyet... Bu olanak ve değerlerin önemsiz olduğunu aşıldığını söyleyecek çok kişi çıkacaktır. Çok tipik... Pozitivizmin "p"si gelişmemiş, yaşanmamış ama ülke akademisi anti-pozitivist olan bir yeriz nihayetinde... 
Bunun dışında bir yol görünüyor mu? Belki de her hafta toplanıp işçi sınıfını örgütlemenin gerekliliğinden bahsedip dağılabiliriz. Sonuçta bir gün gelip kapımızı çalacaklar. Yada evden kaçınca evden kaçan ilk çocuk olduğumuzu düşünüp kendimizle bayağı gururlanabiliriz.  
Bu ülkede kişilerden, siyasi gruplardan geleceğe taş-üstüne-taş koyanların sesi kalacak. Taş-üstüne-taş koymaktan kastım uzun vadeli ve iz bırakacak işler. Belediye kazanıp yol-kanalizasyon yapmak değil. Sosyalist parti ve gruplar ya bunun yolunu bulacak ya tırı-vırı işler devam edecek. 

05 Ekim 2015 notu:Kürtlerle dayanışmak isteyen vicdanında bunun baskısını hisseden sosyalistin ilk görevi Türkiye'nin Kürt olmayan kısmını örgütlemektir. 
Bu, hem vicdanla aklı buluşturur hem bir barışın garantisi olur. Diğer türlüsü ölü evinde ağlamak olacaktır. Ayıp değildir. Ama acizliktir.

22 Eylül 2015 Salı

Malaga Kumsallarından Torrijos ve Yoldaşlarının Kurşuna Dizilmesi (1888) Antoni Gisbert i Pérez





Uzun zamandır yekte bekleyen, her baktığımda beni etkileyen bir resim. Tabloya dair verilen bilgi internetteki "translate" sayfaları sayesinde... Tablonun, işlenen infaz hakkında az çok bir şeyler okudum. Meraklısı araştırır.

Bu resmi buraya koymam anlatımındaki güç. Bu güç, ölüme gidenlerin yüzündeki haklılık. Bu haklılık çok şairane çizilmiş denebilir. Bu olayda bu olmuş mudur, diye sorulabilir. Olmamış da olabilir. Ama bildiğimiz bu tür gidişlerin tarihte olduğu. Eğer şüpheniz varsa emin olduklarınızı düşünün.
Malaga Kumsallarından Torrijos ve Yoldaşlarının Kurşuna Dizilmesi (1888) Antoni Gisbert i PérezEl fusilamiento de Torrijos y sus compañeros en la playa de Málaga (1888) Antoni Gisbert i Pérez 

28 Ağustos 2015 Cuma

Dev Böcekler Çiftliği

Tarih, siyaset teorisi diktatörlerin böcekleri devleştirdiğini yazacak. Yasaların, adaletin bu dev böceklerce nasıl suistimal edildiğini de yazacaktır. Tarihin yasalarına katkı olacaktır. 
Köhnemiş insanlıktan çıkmış davalarını tarihin çöplüğüne gömmek, bizim davamız olacak. Bugünleri mumla arayacaklar. Kibirleriyle gömülecekler. 
Bunca siyasi çalkantı, ölüm, her tür oyun oynanırken elimiz kolumuz bağlı, olan biteni anlamayan avanaklar gibi şapşal şapşal bakışıyoruz. 
Elbiseleri kandan kızıla dönmüş bebeler, insanlar gördükçe bu ahlaksızlığın yaratıcıları tek başına iktidar olma oyunu oynuyor. Biz de izliyoruz. 
Savaş meydanında "Durun! Yapmayın! Savaşmayın!" diye bağırsak dinlemez kimse bizi, ama bize karşı kurulan seçim oyununu tersini çevirebiliriz.
Bellek tekrarla korunur ama en iyi bellek sanat yapıtıdır. Yıllar sonra bugünün acılarını, güç sahiplerinin hoyratlığını gösterecek.
Ağustos 2015 

Guernica 1937 Pablo Picasso


Guernica tablosu hakkında bilgi almak için tıkla
Guerca bombardımanı hakkında bilgi almak için tıkla

22 Ağustos 2015 Cumartesi

kötülük ormanı

İnsanın doğası çocuktan itibaren tartışmalıdır. Biz bu tartışmaya çocuklardan başlayalım. 
Çocuğun doğası iyidir diyen -ama gözleri kapalı olmayan- hümanist görüş bile isteye çocuğun kötücül olamayacağını mı söylüyordu? Anımsadığım tartışmanın asli tarafı hiç bir zaman bunu söylemedi. Hümanist yaklaşım eğitimci yada ana-babanın yaklaşımını vurguluyordu. Çocuğa bebeklikten itibaren hümanist yaklaşımın onun bir canavar olmasını engelleyecekti.  
***
İnsanın -çocuğun- doğası iyi midir, kötü müdür? Bu sorunun yanıtı hümanist ya da buna eleştirel bakışın haklı olduğunu gösterir. 
Çocuğun yetiştiği ortam gördüğü ilgi ve ailenin(çevrenin) onunla kurduğu ilişkinin derecesi; yine çocuğun ilerleyen yaşlarda çevresi ile kuracağı ilişkinin, davranışlarının gizlenemez tohumu olacaktır. 
***
Kimi çocuk bile-isteye yalan söyler, iftira eder, gerçeği gizler, sebepsiz kötülük yapar. Ama mutlaka (çok özel vakalar haricinde) bu yaptığı ve yapabileceği; kendini hep suyun üzerine çıkaran kabahati örten; gerçeği bulanıklaştıran davranışın kökeninde (eğer ciddi bir nöroloji problemi yoksa) onun ailesi ve çevresi yatar. 
Babasına yalan söyleyen anne; pazarlık yaptığı insanı kandıran baba; sebep olduğu bir suçu başkasının üzerine atan bir kardeş; şiddet; sevgisizlik; her türlü istimar; baskıcı-dogmatik aile ortamı; ilgisizlik; şımartılmışlık... çocuğu kötülüğün kaynağı yapar. Tohumlarını yetişkinlerin ektiği kötülüğün... 
Çocukluktaki en büyük arayış bağımsızlık isteğidir. İçinde doğduğumuz çevrenin tutumu gideceğimiz yolu da belirleyecektir. Olumsuz gidilen bir yoldan sezgilerimizle kurtulmaya çalışabiliriz; ama tersine karanlık bir ormana da çıkabiliriz. Hem de kendi tercihlerimizle... 
***
Buna karşın dünyayı, olan biteni anlamlandırma gayretinde olan çocuklar da büyüyecek. Onları saran çevrenin ötesine geçmeye başladığı ilk zamanlarda çok kaba bir insancıllığı, bir yanı ile kırıcı bir dayanışmayı üretmeye çalışacaklar... Yenilecekler. 
Yenilmeyi kötülüğün ormanını haklı bularak ayrılanlara inat; kişinin ve içinde bulunduğu toplumun sağlığını nelerin bozduğunu (ya da oluşmasına izin vermediğini) arayacağız. Görünen çok şey var. Hangisinin temel bozucu olduğunu görmemiz zor. 
***
Eleştirel bir bakış aradığımız şeyin aslında gerçekten istediğimiz şey olup-olmayacağını da düşünecektir, Yine de teorik olarak eşitliğin ve bireysel-toplumsal dayanışmanın olmadığı hiç bir toplumda özgürlük olmayacağını biliyoruz. Güvenin sarsıldığı, güvensizlik üzerine inşa edilen toplum ile ilişkiler özgürlüğün düşmanıdır. Kişilerin hem kendi hem diğerlerinin gelişmesine katkı koyacağı bir toplum düşsel geliyor. Çünkü insana tercih hakkı doğduğunda verimsiz bir yaratığa dönüşüyor. Karanlık bir ormanın ışıksız bıraktığı yaratıklardan hemen bir kıvılcım bekliyoruz. 
***
Yangınları çıkaran kıvılcımlar, onu süreğen kılan yanacak olanlardır. Bu karanlık ormanın tutuşması... Bu kör, fesat insanların ayıkmasını bekleyerek geçecek ömrümüz. Kötülüğün tohumunu büyütmüş yaratıklar ömürlerini tamamlamadan; onlar ömürlerini tamamlarken yeni gelenlere o tohumlarını vermesine engel olmadan yapabileceğimiz hiç bir şey yok. 
Aynı yaşlarda gençlerden birileri çocuklara bir güzellik yapmak isterken; diğeri onların içinde kendi patlatabilir. Yüz yılların karanlık tohumunu içimize saçmaya çalışabilir. Yenilerek yeneceğiz. 
***
İnsan doğasını, çocuğun varlığını tartışırken anlattığımız nasıl bir toplum istediğimiz; insanlarla birlikte nasıl yaşamak istediğimizdir. Eşitliği-özgürlüğü, barışçı toplumsal bir yaşantının teminatı görmeyen her kişinin yolu ya da yolcuları karanlık bir ormana çıkacaktır. 
Suruç'ta parçalanan bedenler umarım aydınlık bir ormanın tohumları olur. Bizler de birer emekçisi...

14 Temmuz 2015 Salı

İstanbul: Çarşı ve Şehir Yaşamı - 1969 - F: Ferdinando Scianna (Magnum)












İstanbul: Çarşı ve Şehir Yaşamı - 1969
F: Ferdinando Scianna (Magnum)

TURKEY - Istambul Bazar and city life Ferdinando Scianna 1969
Ferdinando Scianna/Magnum Photos

K: http://endilletante.tumblr.com/post/123471395199/lindazahra-turkey-istambul-bazar-and-city

3 Temmuz 2015 Cuma

Ülke, Rejim Sarsılırken: Ölüme Yatanlar

Hdp %10 barajını aştı ne güzel. Elbette sosyalistlere bir umut verdi. Fazlasını istiyorsak biz yapalım. Hdp'den gelecek en büyük destek budur. 
Şayet Hdp ve Kürt hareketi ile daha ciddi ve ileri ortak işler yapmaya gönüllü arkadaşlar varsa sofradan kalkıp bu işin mutfağına da yönelmelidirler. 
Mutfağında olmadığın sofrada çok oturmayacaksın. Ya ahmak derler, ya dalkavuk! O mutfak: Kobane ve Suriye'dir, Amed'tir, Kuzey Irak'tır.
Hdp adına ahkam kesmek hakkını kendinde bulan bütün söz sahipleri elbette elde silah çatışacak değil. Ama bunu bilerek konuşacaksın. 
Sosyalist isen, şu azlığın sebebini parti/örgüt liderlerine atmak, dedikodu yapmak, Hdp'nin paçasına asılmak kolay; suçun birazı da sende... 
Zamanında liderinden kurtuluşu bekledin olmadı, küstün; dilinin zembereği boşaldı; şimdi sıra Kürtler de, onlar yapacak sen böbürleneceksin. 
Tipik, bir devrin sosyalisti; bir sayfada liberaller ve dsipliler, diğer tarafta sen. Artık sofradan kalkıp işimize bakmanın zamanı... 
Kürtler 40 gün 40 gece düğün dernek kurabilir haklarıdır. Sosyalistlern en fazla yapacağı bir günlük düğün evi ziyaretidir, iyi niyet dileğidir. 
Yukarıda yazılanlar Tivıtır'da 13 Haziran 2015 tarihinde yayınlanmıştır: belirtiler ‏@belirtiler 13 Haz 
* * *
Siyaseten gücünü yitiren, güç kazanamayan her hareket, her dava sağlıklı davranışını da yitirir. Sabırlılığın ve sabırsızlığın kavgasıdır bu. Kimi grubunun varlığı için uğraşır, kimi dışarıda bulacağı kaynağın peşine düşer. Kimi, o gruptan bu gruba koşar. Kimi grup, o fikirden bu fikire... Haklı olan yoktur. İnsan malzemesi oldukça deneyimsiz, deneyimsiz olduğu kadar özgüveni yüksek olur. Çünkü daha hayatla sınanmadılar. Sınandıkları kadar... Gidenler gidecek yine biz kalacağız buralarda.

13 Haziran 2015 Cumartesi

Yapılamayan balkon konuşmalarının anadolu taşrası ve önde gelenlerine yönelik etkisi hakkında yazılmıştır.

Yılların nadide eseri: Recep Tayyip Erdoğan ve ailesi... 
* * *
Anadolu'da yaşayan birisi için gericilik bariz görünür. Ama anlatması zordur. Birincisi kişilerde oluşan ruhi açığı en çok kapatan olarak kazandığı değer... Dinin mistik arkından çıkamayan hatta gömülmeye meyilli insanla ciddi iş yapılmaz, diyorum. Acımasız gelebilir ama bu tür arayışların arkasında görünen tek şey büyük bir ego ve kabul edemediğimiz gerçekler... Yoksa bir tür arınma için kimse dine gelmez. Ama bu tür arınma ile istediklerine ulaşacağının düşünen birisi gelir. Nihayetinde cennet var, nihayetinde kafa yormayı gerektirmeyen hazır gerekçeler-retorikler ile dolu dünya... Onlar bir köşede kalsın... 
* * *
Kurnaz, aç, hırslı, cahil, edepsiz, kibirli, 'kasabalı', ahlakçı, çıkarcı, fesat, milliyetçi ve dinci... Sürüyle toplayabilirsiniz, yereldeki kaynakları hortumlar, ekonomik ağ onun tekelindedir ya da o ağın güçlü bir ortağıdır. Sağ partilerden iktidara en yakın olana hemen üye olur. İlçe başkanı ve delegedir. Koşturur. Kasabanın tarikatı, cemaatini sever, onlarda onları severler. Arada kapışmalar olur. Bu yapıdan kopabilen insan görmedim. Önümüzdeki müslüman-muhafazakar taşrayı bu grup şekillendirir. Güçlüler, etkililer ve para pul işindeler. Soru şu, güçleri nasıl tükenecek? 
* * *
İslamcıların bokunda boncuk arayan dalkavuk ve ahmaklar. 
---
[Son not: Üstte yazılanlar seçim öncesi notlarından, Nasıl olacak bilemesem de o büyük camiler birer piramide; bütün ümmet doğa koşullarında parça bölük olan kayaç yapılara benzeyecek. İrili ufaklı kalacaklar. Bir kitabın onlarca üyeden oluşan milyonlarca hizbine dönüşecekler. Belki en güzeli bu işi kendi kendilerine halledecekler. Yeter ki, bizkendi işimize bakalım. O, aşındırıcı doğa koşullarının birer parçası olduğumuzu unutmadan.] 

31 Mayıs 2015 Pazar

Tükiye 1968, Fulvio Roiter



































Tükiye 1968, Fulvio Roiter 
Kaynak: http://fotojournalismus.tumblr.com/post/116195050648/turkey-1968-photographs-by-fulvio-roiter

26 Mayıs 2015 Salı

Motifleşen Yeni Türkiye

Türkiye insanları bölünerek yönetilebilecek bir ülke... Bu bölünme ülkenin siyasi ve idari olarak kendinden parçalar çıkarması değil. Bir nevi Osmanlıdan miras herkesin kimliğine uygun bir bölgede  yaşadığı ve ancak orada düdüğünü öttürdüğü: Yeni Türkiye.
Kodamanların işlerini eskisi gibi yürüttüğü, kimlikler üstü bir yurttaşlığın oluşmasının sürekli engellendiği zamanlara akıp gidiyoruz. bu bölünmüşlükte mecburiyetler dışında başkaları ile iletişime kapalı nefret ve kin dolu bir Türkiye: Yeni Türkiye 
Çirkinliğini üvey evlat muamelesi yaptığı küçük güçsüz (kendisi için tehlikesiz!) grupları vitrine çıkararak örtmeye çalışan Yeni Türkiye. 
Yüzyıllarca karakterini yitirmiş... Her gelen güçlünün en hızlı dalkavuğu olarak yaşamış yozlaşmış toplumumuz. Çıkarları için her türlü ahlaksızlığı yapabilecek her türlü oyunu çevirecek "birey"leri ile Yeni Türkiye. 
Seçime giderken alıcısı ortada görünmeyen yurttaşlık, dayanışma, yardımlaşma; bunlar her bir kimliğin kendi içinde çözdüğü bir sorun. Esas görünen ise kimliklerin en fazla faydayı hangi işbirliğinde bulacağı... Yeni Türkiye
Bugün kurumsal yapıları olgunlaşmamış. Az bir yapısı da yıllardır erozyona uğramış, akp-cemaat ile çamurun dibine gömülmüş kurumlarıyla Yeni Türkiye.
* * * 
Burada yazılanlar kimi işaret etse desek, Hdp denilecektir. Hayır, burada yazılanlar sadece bir partiyi ve arkasını yasladığı zihniyeti işaret eder. Onlar şimdi iktidar. Hdp'ye oy vermek isteyen kişilere ağır suçlamalarda bulunmak işin kolaycılığı olur. Bu durumu yaratan Hdp ya da Kürt hareketi değildir. Ama bu riskli sonuçla hareket eden Hdp'dir. 
Bu durumda tarihleri hep katliam ve zorunlu göçle yazılı halkların birer sığınak araması olağan... Olağan olmayan solda ya bu grupları yönelik kinayeli yaklaşımlarla 'hoşgörenler', ya da kimlik siyasetleri vazederek çözümü bunda arayanlar. 
Sosyalist hareket ise takıntılar ediniyor. Sorunları çözmek için gayet gayretliyiz ama politik bir güç olmadığımız sürece ikna edici değil kiminde mide bulandıran kiminde kafa karıştıran insanlarız. 
İnsanlara çözüm sunamadığımız sürece söyleyeceklerimiz goygoyculuğun ötesini geçemeyecektir. Hiçbir çözüm, çok bildiğimiz, doğru bildiğimiz için karşılığını görmez. Ama çok ve her yerde olduğumuz da anlam kazanır. 
İki kişi (sevgili) arasında yaşananlar çok anlamlı olabilir, bazı şeyler bu iki kişi arasında derin ruhi titreşimler barındırabilir. Ama bunun bilgisine başkaları da ulaştığında ruhunu kaybeder gülünçleşir. Siyasette durum tersidir. İddialar, fikirler insanlarla ikna gücü ve değer kazanır. Böylece komikleşmekten kurtulur. 
Sürekli ayağımızı sıkıyoruz. Çünkü yan yana yürüyeceğimiz her kişiye kefil olmuşuz gibi düşünüyoruz: Geriliyoruz. Tutuğuz ve ancak goygoy yapıyoruz. Seçim süreci bizi komikleştirmekte, umarım sonrasında bunu aşarız.
* * *  
Her kişi bir kaçar kimliğe sahip olarak birer motife dönüşüyor. Bir halk, emekçi sınıf olarak sahneye çıkamıyoruz; böylece siyaset sahnesi kodamanların ve güçlü devletlerin kuklalarının mekanı oluyor. Bizler de birer piyon.
Motifleşerek gücünü yitiren ve sürekli yönlendirilen bir şehir, bir ülke: Beyrut, Lübnan, 1958

Fotoğraf kaynağı: http://historicaltimes.tumblr.com/image/63641165677

18 Mayıs 2015 Pazartesi

17 Mayıs 2015 Pazar

"Tüm zulüm görenlere, sefaletin içinde haz dilerim" - Elias Canetti

Canetti hayvanlara meramlı ama onlara uzak şehirli çocuk... 
"Ne zaman bir hayvana dikkatlice baksanız, içinde bir insan olduğu ve sizinle dalga geçtiği hissine kapılırsınız." 
Derlemelerden oluşmuş denemelerine dayanarak bunu diyorum. Hayvanlara bakışı kendi ifade ettiği gibi biraz mistik biraz dünya ötesi. Annesinin ona vermeye çalıştığı hayvan korkusu ile merakının çatışmasının yarattığı bir ürkmeden notlar almış yıllarca...  
"Hiç bir hayvana yıllarca bağlanmadım. Ürküm izin vermedi. Eğer hayatımda tanrısal bir şey olduysa, o da hayvanlara olan ürkek sevgimdi." 
Canetti bu ilgisini yıllarca yaşatmış, notlarına geçirmiş, Notlarına hayvanlarla ilgili öyküleri de geçirmiş.


Hayvanlar Üzerine Elias Canetti,
Çeviren: Levent Konca, Sel Yayıncılık, 2014
Bu notlar, ne kadar mistik görünse de insan olma işinde hayvanın değerini, eksikliğinin ne demek olabileceğini de not etmiş: 
"Dünyanın gelişimi, daha fazla hayvanı hayatta tutmamıza bağlı. Fakat en önemli olanlar, pratik sebeplerden ihtiyaç duyulmayan hayvanlardır. Soyu tükenen her hayvan türü, bizim yaşama olasılığımızı biraz daha düşürüyor. Sadece onların görünüş ve sesleri sayesinde insan kalabiliriz. Kökenleri silinip gittiğinde, dönüşümlerimiz yıpranacaktır." 
İnsanın başka canlılarla kurduğu ilişki bağlılıktan, nefrete; yaşatmaktan, öldürmeye doğru genişliyor. Toplumun hayvanla kurduğu ilişki onun özümsediği ya da özümseyemediği değerlerin görünümünü sunuyor bize. 
Dileğim, bir gelecek, insanla hayvanın karıştığı bir gelecek. Bugünün canlılık çeşitliliğini yok edici dünyasından çıkışın ve yaşamın süreğenliğinin tek yolu olacak. Hayvanlarla kalın.

7 Mayıs 2015 Perşembe

Bahar Gelsin Karşı Dağa Çıkayım - Aşık Reyhani - Yorumlayan: Metehan Polat



Bahar gelsin karşı dağa çıkayım
Belki derdimize çare bir çiçek
Toplayıp dövşürüp derman eyleyim
Açılan yarama sara bir çiçek

Karşı dağda alageyik sesi var.
Çağırdım o geyige bende nesi var
Kavalın bir acı inlemesi var.
Benim tabiatta tek bir muradım.
Götüreyim nazlı yara bir çiçek.

Ben de bir aşığam Reyhani adım
Sarı çiçeklere az mı ağladım
Benim tabiatta tek bir muradım.
Çobanı düşürür zara bir çiçek

Aşık Reyhani - Yorumlayan: Metehan Polat
https://youtu.be/3epf11hL4MU

14 Nisan 2015 Salı

Molly Bloom, Çizer: Brecht Evens

Molly Bloom, Çizer: Brecht Evens
Kaynak: 
http://brechtnieuws.blogspot.be/search?updated-max=2015-04-13T15:55:00%2B02:00&max-results=1

13 Nisan 2015 Pazartesi

"Kavgam" kitabını kimler merak etti, aldı, okudu?

Türkiye'de 8-9 yıl kadar önce ilginç bir kitap gündemi vardı. Dönemin Alman makamları Türkiye'de çoksatar konumuna gelen Kavgam kitabının yayınının yasaklanması için Türkiye makamlarına başvurmuşlardı. Bu yasaklama kararı 2007 yılında çıktı. Karara ulaşmada sıkıntılar varmış. O günler Almanlarda kaygı yaratan kitabın satış rakamlarını ne tetiklemişti? Aşağıdaki önermeler yanlışlanabilir. Ama bir soru üzerine anımsamam gerekti.
1. Kitabın ilk ve yaygın müşterilerini taşralı muhafazakar-milliyetçiler ve az biraz da islamcılar oluşturdu.  
2. Belli bir eğitim almasına rağmen ülkenin sorunlarının çözümünü katliam, cinayet, zorunlu göç vb. yollarda gören bunun için tarihteki örnekleri kendine düstur edinenler bu kitaba yöneldi. 
3. Batı'nın gerçekleri çarpıttığı düşüncesinin aşırı yorumları sonucu aslında Hitler'in öyle anlatıldığı gibi biri olmadığına inan kesimler kitaba yöneldi. 
4. Hitler'in Yahudi nefreti ile ortak olup "az bile yapmış" diyenler aldı. İsrail-Filistin sorunun çözümünü bu kitapta bulmak istiyorlardı. 
5. Az olmakla birlikte 30'larda oluşan Türkçü hareketin Alman Nazi partisinden beslenmesi, bu Türkçü hareketin sonrasında İslamcı bir kimlikle kaynaştı. Yine de Nazi hayranlığı az ama süreğen oldu. (Kavgam '30 sonu, '40 başlarında çevrilip yayınlandı. Ayrıca 30'lar Chp'si -sonra Dp'yi çıkaracak kadrolar, muhafazakarlar da- dünyadaki ırkçılık akımından etkilenmişti.) 
6. Yurttaş kimliğinin hala olgunlaşmaması, özellikle 2001 ekonomik krizi ile insanlarda oluşan karamsarlık ve kurtarıcı arayışı da etkili liderler üzerinden "Kavgam" kitabını parlattı. (Dönem medyasının 'koalisyonlar kötüdür' yayınları da, son 20 yılı enflasyonla boğuşarak geçmiş halkta 'tek başına iktidar' olup sorunları çözecek lider fikrini besledi.) 
7. Aynı dönemde Türkiye genelinde yaygınlaşan bir korsan kitap ağı vardı. İnternet yaygın değildi. Korsan kitaplar her yerde ve ucuzdu. Önce gazete kağıdına basılan korsan kitaplar, zamanlar kağıtta kaliteyi de arttırdı. Bu basım-dağıtım ağı önce kitap piyasasına bağlı iken zamanla kendi dağıtımı ile popüler olan kitaplarla yasal kitap ağını da etkilediler. 
8. Bu ağ Kavgam'ı bastı ve sattı (a) telif sorunu yoktu (aslında telif için dava açan yoktu) (b) talep görüyordu. Bu yüzden korsan basılsa bile korsan kitap sınıfına girmiyordu. 
9. Bu ağ ve yarattığı fısıltı gazetesi, elden ele gezen bir kitap olması satışını arttırdı. Önce Almanya, sonra Türkiye'de gündem oldu. Kitabın telif hakkını elinde bulunduran Alman kurumun açtığı dava ile kitabın basımı 2007 yılında yasaklandı. Tabiy yine de basılmaya, aranmaya devam etti. 
Gelelim son soruya okundu mu: 
10. Hayır, satılan kitapların büyük çoğunluğu okunmadı. Kiminin baskısı kötüydü, az okuyan insanlar için hiç cazip bir kitap da değildi.
* * *
Küçük ekler:
Şekil disiplini kusursuz Alman Nazi birliklerinin videolarını gönderen birine, aynı orduların Sovyet ordusu tarafından teslim alınmış, dağılmış bir halde halkın içinden geçiriliş videosunu göndermiştim. Sanırım morali çok bozuldu, bir daha da bu konuları açmamıştı. 
Bir taşra üniversitesinde okuyan arkadaşım korsan kitap satarken Kavgam ile harçlığını çıkardığını söylerdi. 

12 Nisan 2015 Pazar

Bir Çocuğun Ağzından - Ergin Günçe

Ergin Günçe
Kaynak: https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10152593473799147&set=gm.10153054980909204&type=1&theater

8 Nisan 2015 Çarşamba

"İlber Ortaylı ne dediğini bilmiyor" (Yeni Şafak)

"İlber Ortaylı, Yeni Şafak'ın Atatürk'ün zehirlenerek öldürülmesine ilişkin yayınladığı belgelere tahammül edemedi.
İşte İlber Ortaylı'nın o sözleri:
İlber Bey merhaba Yeni Şafak gazetesi olarak bir belge yayınladık. Gazeteyi görme şansınız oldu mu? 
Onu bana söylediler. Şimdi ben ona bakacağım. Belge melge yaramaz. Çocukluğumdan beri böyle numaralar duyarım. Bunlar kocakarı laflarıdır. Bizim milletimiz tarih bilmez. Böyle aptal aptal konuşur. Sizin gazete ne düşünür bilmem ama sen ismini karıştırma ileride senin için iyi gazetecilik olmaz. 
Az önce bazı konular tabudur dediniz… Neyi kastettiniz? 
Ben tabu mabu demedim. Bunlar sizin anlamayacağınız şeydir. Bunların hepsi mahalle dedikodusu. Her şeye bulaşmayın. Bunu gazeteler çok yapıyor. Kendine göre yeni Türkiye kuruyorlar. B.. kurarsınız. Güldürmesinler adamı. Yeni Türkiye böyle geri zekalılar olmadan kurulabilir ancak. Nereye baksan cahil. Bir tane herif var. (Engin Ardınç) Eski solcu, alkolik, geri zekalı… o da konuşuyor. Git başka tarih kitabı oku hayvan. Baban seni Fransız okuluna yollamış. Lisan biliyorum diyorsun git başka dilde oku. Herif okul kitabıyla tarih yazıyor geri zekalı. Hiçbir memlekette olmaz böyle bir şey anladın mı? Siz de iyi bir gazeteci olmak istiyorsanız böyle aptal işlere karışmayın. Şöhretiniz en başından düşer. 
Belgeleri inceleyecek misiniz? 
Belgeleri incelemeyeceğim, istemem. Böyle dedikodularla uğraşmam. Gazeteler mi yazacak tarihi? Siz sadece haber yazın daha iyi edersiniz. Gazetelerde haber yazılır, tarih yazılmaz. Siz gördünüz mü hiç Avrupa gazetelerinde tarih yazıldığını? Herkesin kendi işi ve metodu vardır. Gazeteler doğru dürüst haber yazsın. 
Halk bu belgeleri bilmiyor… 
Sen tarih belgesinden anlamazsın kızım. Git doğru dürüst gazete oku. Mesleğe girmişsin madem lisan bilmen lazım. Hafta da iki üç tane yabancı gazete okuman lazım. Adamlar bu işi nasıl yapıyor görmen lazım. Bu böyle olmaz. Benden sana tavsiye. Piyasadaki bazı geri zekalılar lisan bilerek tutunuyorlar. Nagehan gibi karılar. Öyle bir kötü örnek de var önünüzde ama… Bunun şartı budur lisan bileceksin. Her hafta ciddi gazeteleri okuyacaksın. Gazeteciliği böyle yavaş yavaş öğreneceksin. Böyle şeylere hiç girişmeyin bunlar iyi şeyler değil. Benden sana nasihat."

Kaynak: http://www.yenisafak.com.tr/gundem/ilber-ortayli-ne-dedigini-bilmiyor-2116316

18 Mart 2015 Çarşamba

Bağımsız Bir Milletvekili Adayı Arıyorum

Özgün bir Devrin, Özgün bir Dönemi 
Türkiye özgün bir dönemden geçiyor, hep geçiyor, aslında tümüyle dirseklerden oluşma bir boru içerisinde akıyor. Biri bitmeden diğeri başlıyor. Bir dirsek, dönüş tam nerede bitiyor bilemiyoruz, keza diğerinin içine girmiş oluyor. Bu her dönemecin mecburiyetlerine mahkum olmamız gerekiyor. -Yoksa, sanırım basınçtan dirsekler patlayabilir- Dogmalar, ezberler, yaftalar, suçlamalar alıp başını gidiyor. Gidecek daha... 
Hala bu ülkede kutsal çok şey var. Misal, her dirsekte popüler kalabilen sanatçı, gazeteci ve yazarlar... 
Kutsallaşan Hassasiyetlerimiz 
Bir kutsal, karşısında bir hassasiyet tarafından yıkılırken onun yerini o hassasiyetimiz alıyor. Hassasiyetler hastalık, sapkınlık boyutuna varamadan; kutsal olup yıkılmadan normalleşemiyor. Aklı özgürleştirmeyi, toplumu ahlaklı yapmayı, ezilenin hakkını gözeten her hassasiyet birer kutsal oluyor. 
Takıntı'larımı takar akarım 
0-6 yaş hatta 20-25 yaşa kadar uzatabileceğimiz bir evrede bir sürü sebeple bağımsızlaşamamış kişilere belli davranış kalıplarını öğretmeye çalıştığımızda veya kendilerini sürekli bir basınç altında hissettiklerinde ister istemez birtakım takıntılar yumağına girmiş oluyorlar. Fark edilmeyen ama kişinin gündelik yaşantısını bozan karartan birer suçluluk duygusu ardı sıra geliyor. Bununla birlikte savunulması, tapılması gereken "şeyler" ediniyoruz. Türkiye'de siyaset üretimleri soğuk ve gerçekçi --bilişsel-- ölçütler yerine, kişileri daha hızlı hareket ettiren ağırlıklı duygusal --duyuşsal-- etmenler olduğunda bu tür takıntılar ve suçluluk duyguları oluşuyor. Akıldan, eleştiriden uzak hassasiyetli ve kutsal bir alan... 
Doğası gereği siyasete aykırı bir durum. Yine doğası gereği kabuk bağlamayan birer "yara" ve siyasetin konusu. 
Varılacak O Yerler 
Oysa ne amaçla yola çıktığımızı unutuyoruz. Bir yerlere ulaşmak istiyorduk ama şimdilik bu dirsek gereği saçma sapan uzatmalara girmek zorundayız. Bir öncekinde de zorundaydık, muhtemelen sonraki dirsekte de öyle olacağız. Delicesine eleştirilme özgürlüğünü herkese vereceğiz, ama biz delice eleştiremeyeceğiz. Çünkü "güç" değiliz. 
BHH denktir TSH 
Türkiye Sosyalist Hareketinin -TSH- iddiaları var, ama savunacağı, tapacağı hiçbir şey yoktur. Tarihimizdeki hiçbir önemli kişilik yada olayın bizim tapınmamıza ihtiyacı yoktur. Ama biz bir şeyler yapmak için onlara muhtacız. Eleştirildiklerinde değerlerini yitirmezler. Ölülerin ve olmuş-bitmiş olayların kaderi değiştirilemez. Tapınmamız gerekmez. İçeriğini bilmek ve değerini böyle vermek en sağlıklısı olacaktır. 
Oysa ne Kürt siyasi hareketi, ne İslamcılar, ne Kemalistler bu hassasiyet, takıntı, kutsallardan muaftır. muaf olabilecek bir politikadan baya uzaktadırlar. Bu da "güç" olmanın dezavantajıdır. Edindikleri bu gücü programı savundukları ilkelerden daha çok duygusal kaynakları ayakta tutuyor. Önemsiz değil ama fazlasıyla yer kaplıyor. 
Oysa eşit yurttaşlık, halkçı-kamucu ekonomi, bilimsel-laik eğitim-devlet, bilimsel --ve i n s a n c ı l-- temelli kurumsallaşma, parasız sağlık hizmetleri... olabildiğince sağlıklı bir toplumsallığın oluşmasından fazlasıyla değer verdiğimiz bu başlıkların gerçekleşebilmesi lazım. Sosyalizm demiyorum. Çünkü sosyalizm hem güzel bir özet, hem de içeriği çok kurcalanmayan bir tuzak. Her şeyi diyeyim ve yapayım. Sonra ne diyeceğiniz size kalsın. 
Birleşik Haziran hareketi -BHH- geç oluştu ve yavaş ilerledi. Herhangi bir parti ile seçim ittifakı yapacak olgunluğa ulaşamadı. Katılımcıların itirazı ile herhangi bir partiden vekillik 'pazarlığına' gir(e)medi. Bizleri -itiraz edenleri- engelleyen şey BHH'yi bir araya getiren ilkelerin bu pazarlıkta çarçur edilmesi olacağıydı. Seçime katılıp, vekillik bile alınabilirdi, ama geriye bir hareket kalmazdı. Denilebilir BHH bu süreçte ilkeleri için ne yapıyor. Tartışılmalıdır. 
Oyum Bağımsız Aday ... Bağımsız Deli Bir Aday 
Türkiye'de her "güçlü" siyasete ve taraftarlarına sinen emrivaki tavırdan fazlası ile rahatsızım. Bu rahatsızlığım gerekçeleri birbirinden değersiz mecburiyetlerle sıralandığında daha da artıyor.
BHH'nin doğru tavrına eklediği siyasetsizlik yanlışını aşacak tek şey katılımcıların tavırlarını ortaya koyması görünüyor. Çoğu bilindik BHH yöneticisinin fikrini açıklamayı engelleyen  abileri var, belki, sürekli onlardan oy isteyenlerle oturmuşlukları var, bizim yok! 
İnsanların kafalarını karıştırmayacak, anlaşılır bir dille bu memlekette olan biteni anlatabildiğimiz, anlatıldığı, diğer siyasi gruplarla sidik yarışına girmektense sokakta insanların arasında olmayı seçtiğimiz bir seçim dönemi dilerim. 
Kişisel Not... 
Bu baraj sisteminde değeri neredeyse hiçe indirilmiş oyumun kaderini ne belirler. Eğer bağımsız sosyalist bir aday çıkarsa, söyledikleri kişiliği uyarsa naçizane oyum onun. Chp ve Hdp'nin oy vereceğim bölgede çıkaracağı adaylara da bakacağım, ama bunun genel gidişattan bağımsız düşünmeyeceğimdir. Geriye kalıyor deli bir bağımsız aday, o da olmazsa seçim pusulasına muhtaç olduğumuz insanların adlarını bir bir yazarım. Belki bu "totem"im tutar. Herkes kendini Hdp'yle kandırıyor. Varsın olsun bende totemimle kendimi kandırayım.
Tüm Gece Uyanık (Up all night), Dan McCarthy

Dokumacı, 1884-5, Van Gogh

Dokumacı, 1884-5, Van Gogh

12 Mart 2015 Perşembe

Birleşik Haziran Hareketi

Birleşik Haziran Hareketi birbirinden farklı duruşları olan, buna karşın benzer şeyleri düşünen ve söyleyen, eyleyen insanların; örgütlerin bir araya gelmesinden müteşekkildir. Size en yakın toplantısına katılabilirsiniz. Katılınız, dinleyiniz, söz alınız, konuşunuz, tartışınız. 
BHH, Türkiye siyasetinin troykasında (kürtler-kemalistler-islamcılar) bir sapmadır. Birleşik Haziran Hareketinin amaçları hiçbir siyasi çevrenin gündeminde yoktur. Bunların başında: Laiklik geliyor, halkçı-kamucu ekonomi geliyor. BHH'nin hedefi amaçlarını dillendirmek, bunları güçlendirmektir. Bunlar insan kazanılacak değil, insanlarca kazanılması istenen şartlardır: halkçı-kamucu ekonomi, eşit-parasız-bilimsel kamu hizmetleri, eşit yurttaşlık, laik devlet... Açıkçası her biri sosyalizandır. Hiçbiri geleceğe ertelenebilecek şeyler de değildir. 
Seçime aşırı bir önem atfedenler BHH'nin bağımsız davranma kararını eleştiriyorlar. Bu eleştiri hem it gibi aşağılayıp it kadar itibarınız var da gidiyor. Bunu yazanlar Kürt Hareketinin asli temsilcileri değil, soldan eklenenleri. (Bizim tembeller, biri de bu Tkp nasıl oldu da çıktı da yazmış. Sen akademide yükselmek için çalışıp siyasetten yatarken olmasın hacı) 
BHH kendi bildikleri ile ayağa kalkma mecburiyetindedir. Özgür Kürdistan kurulduğunda hepimiz Diyarbakır'a taşınmayacaksa Kürdistan dışında kalan bölgeleri ve yaşayan insanları görmezden gelemez. Siyasetini de Kürt Hareketinin uzun-kısa vadeli amaçlarına angaje edemez. Tembellikle yarışıp çıkışı Kürt hareketinde bulanlardan olmaz. Olmayalım. 
BHH'yi destekleyen insanların (bu insanlar çoklar, gayette bağımsızlar) ve örgütlerin derdi milletvekilliliği masasında pazarlık kozunu arttırmak değil, sahipsiz yada güçsüz kalan onlarca mücadele başlığına hayat vermektir. Dayanışmaktır. 
***
Kendisine düşman gördüğü her hareketi kriminalize yapmayı seven akp ve yandaş basın BHH'ye saldırıyor. Şayet BHH troykanın birine hicret ederse bu saldırı duracak. Yapılmamalıdır. Türkiye Sosyalist Hareketinin önemli bir çoğunluğu bir araya gelmiştir. İçinde Chp ya da Hdp'ye destek çıkacak oy verecekler çıkacaktır. Seçimlerden sonra yeni bir yön belirlenir. Eğer istenen olursa, hem küçümsenen, hem arsızca talep edilen BHH oyları, BHH adına bir kere atılır, sonrası "pufff"... 
***
Seçim sonrasına kalmadan BHH'nin seçim tantanasına kurban gidecek gündemleri görünür, duyulur kılmaya çalışması en büyük işlerinden olacaktır. Başkalarının aklında eminim onlarca başka fikir de vardır.

5 Mart 2015 Perşembe

Gazetenin kullanılmış peçete hali: TARAF

Bir dönemin proje gazetesi TARAF yalan haberler ile gündemi sarsmıştı. Bu haberler ve ardından gelen Ergenekon-Balyoz-Casusluk davaları sebebiyle onlarca insan tutuklandı. Sahte belgelerle açılan davalar düştü. Belgeleri Taraf'ta yayınlayan Mehmet Baransu tutuklanınca eski çamaşırlar ortaya dökülüyor: Ahmet Altan, Yasemin Çongar, Yıldıray Oğur... Akıl babaları Murat Belge, Hasan Cemal ve benim unutup sizin anımsadığınız oncası... Ülkelerini sevmiyorlar, insanlarını hiç sevmiyorlar.
belirtiler‏@belirtiler 
Türkiye'nin yapmacık, yaltak medya dünyasının nadide 'birey'leri birbirine düşmüş. Laf atan atana... İzliyoruz, hep birlikte...
14:35 - 04 Mar 2015
belirtiler ‏@belirtiler 
Yıllarca "kaba-cahil askerler" karşısında; "özgürlüğün, insan hak-hukukunun savunucusu"(!) bu adamların sözleri ve acılı yazıları ile büyüdük.
belirtiler ‏@belirtiler 
Bunlar "batılı misyonların" görevlileri olarak yetiştiler. Ahmak, kibirli çevreleri ile çalıştılar. Vücutları bu ülkede, kafaları batıdaydı.
belirtiler ‏@belirtiler 
Türkiye halklarına ve gücüne, batıya güvendikleri kadar güvenmediler. Her bir muhalif, ezilmiş grup batılılar adına kaleye atılan taştı.
belirtiler ‏@belirtiler 
Para, burs, kurs aldılar. İngilizce biliyorlar, çoğu kolej mezunu ve eski solcu. Hiçbir zaman halkçı, halk için dertleri olmadı. Kendileri "herşey"di.
belirtiler ‏@belirtiler 
Diasporaları, İslamcıları, sermayeyi seviyorlar. Çünkü bu çevrelerin siyasi güçleri-hegemonyaları, en önemlisi para ve olanakları var.
belirtiler ‏@belirtiler 
Sonra gelsin: Gazetede köşe, TV'de program, üniversitede kürsü, uzmanlık, yardımcılık, danışmanlık... Gelsin paralar, satılmayan kitaplar.
belirtiler ‏@belirtiler 
Eğer maaşınızı Hitler verseydi, bir süre sonra gazete-tv'de onun iyi yanlarını bulup anlatırdınız. Korkudan değil, aldığınız paranın karşılığıdır bu.
belirtiler ‏@belirtiler 
Bu ülkede Hitler yok, Uzun Adam var, Okyanus Ötesinden faaliyet gösteren çete var, AB/D fonları, ucuzcu-yağmacı Sermaye var. Var oğlu var!
belirtiler ‏@belirtiler 
Kürt, Ermeni, Yahudi ve İslamcıların haksızlığa uğradığını tespit ederler. Ama Aleviler darbe destekçisi, celladını seven olur. Neden?
belirtiler ‏@belirtiler 
Çünkü Alevilerin bu gazeteci, yazar (YAE'çi) tayfasına verecek gazete köşesi, tv'si, kürsüsü, parası, siyasi gücü, diasporası, salonları yoktur.
belirtiler ‏@belirtiler 
Parası, gücü olan herkesten yana olup herkesi savunabilirler. Yeter ki şöhretlerine şöhret katsın, satmayan kitapları topluca alınsın.