29 Temmuz 2017 Cumartesi

Top Kimde?

Akp genel başkanıyla ulusalcılar Fetullahçıları devletten temizlemek için ittifak yaptılar. Devlet kurumlarında hummalı bir çalışma var. Bu nedenle ulusalcılar Kılıçdaroğlu'nun "adalet" yürüyüşüne soğuk baktılar hatta karşı durdular. Çünkü bu sürecin cezaevindeki Fetullahçılara yaracağına düşünüyorlardı. 

Ulusalcılar için en büyük risk devlet örgütünün Akp genel başkanının elinde olmasıdır. Bu da ulusalcılar için bir dezavantaj. Ulusalcılar her an süreçten egale edilebilirler. 

Ergenekon davası beraatla sonuçlanmadığı sürece ulusalcıların başında demoklesin kılıcı gibi sallanacak. Son günlerde görülen ittifakın dağılmaya meyillli olduğudur. Yine de Fetullah virüsünün yeniden yayılma olasılığı ittifakı yaşatıyor. Bunu bilen Fetullahçılar özellikle sosyal medyada ittifakın zayıf ayaklarına oynuyor. Aynı zamanda Türkiye gazetesinin "Ulusalcılar Darbe Yapacak" haberi Akp-Pelikancı tayfanın da topa girdiğini gösteriyor.

15 Temmuz darbe girişimini halk değil ordu içindeki darbe karşıtları engelledi. Bunların çoğunluğu da akp destekleyicisi değil: cumhuriyetçi subaylardı. Akp'yi korkutan bu kadrolar... 

Akp genel başkanı halkı sokağa çağırdığında darbe yenilmişti. Süreci iyi takip edenler: Gece 23.00-23.30 sırasında olayın netleştiğini görmüşlerdir. Ayrıca bu saatten sonra ikili oynayanlar hükumeti destekleyen açıklamalar yapmıştır. (Abd elçiliği ve Melih Gökçek'in açıklama saatlerine bakın.) 

Diğer yandan seçimle gelenlerin seçimle gitmeye hiç niyetli olmadıkları görülüyor. Türkiye'yi darbeye itecek sebepler iktidar sahiplerinin hırsları, adamlarının koltuk düşkünlüğü ve halka karşı işledikleri suçlardır. İktidarı bıraktıkları gün cezaevine gireceklerini biliyorlar. Bırakamazlar... 

Bu sırada şer yuvası Fetullahçılar da boş durmuyor. Halkı kaosla korkutup kaos çıksın istiyorlar. Kılıçdaroğlu ve Chp'yi biraz tehdit biraz övgüyle bu işin baş rolünü vermek istiyorlar. İstedikleri Fetullahçıları yeniden görevlerinin başına getirecek bir kaos... Şu an hem Akp hem de cemaatçiler kaosu yol açıcı görüyorlar. Bu kaoslar halka yıkım getirecektir. İç savaşa kadar yolu vardır. 

Bakalım gelecek neler gösterecek?

27 Temmuz 2017 

Pelikanla Yaşlı Adam, F:?

K: İnternet

27 Temmuz 2017 Perşembe

Türkiye ruhunu mu arıyor?

1. 
İslamcı ideolojinin savunucusu: Kurtlan kuzuyu yiyip koyunlan kuzuya ağlaşır. (16.6.2017) 
2. 
Türkiye ruhunu mu arıyor? (16.6.2017) 
3. 
Böyle işlerin böyle adamları olur. Yıllar sonra hırslıları, normalleri, bencilleri değil kendince "uyumsuzları" anımsarsınız. Okumak için tıkla. (27.6.2017) 
4. 
Çöküş (Downfall, 2004): Hitlerin son iki günü. İzlemek için tıkla. (30.6.2017) 
5. 
"83 yıl önce Almanya’da “Uzun Bıçaklar Gecesi” yaşandı. Hitler, paramiliter SA örgütünü Nazi Partisi’nden tasfiye etti, 85 SA liderini öldürttü. Hitler'in kontrolündeki SS, partinin tek paramiliter yapılanması olarak kaldı." (#tarih) Hitler (kendi adamlarından oluşan) yüklerinden kurtuldu. Kurtulurken de halka göre acımasız güçlü lider oldu. Siyaset tarihinde kimi liderlerin koltuğu korumak için düzenlediği tezgahlara ve sonrasında yaptığı tasfiyelere benziyor. (30.6.2017) 
6. 
Bazen insanın içini anlamsız bir sıkıntı basar. Bazen... Okumak için tıkla. (2.7.2017) 
7. 
Kılıçdaroğlu, Güvenpark'tan beri yürüyor.
- Bazı siyasi gruplar/sendikalar neden bir süre bekledikten sonra yürüyüşe destek verdi. Bunda Hdp'nin etkisi neydi? Hdp'nin aldığı tutumu öğrenmek için mi beklediler?

- Yürüyüşe Ümit Özdağ, Meral Akşener ve diğer Mhp'li muhalifler katılsaydı; yine de bazı gruplar yürüyüşe katılmak için bu kadar yürekten davranırlar mıydı?

- Bir yürüyüşe katılıp katılmamak nasıl mahallenin kabadayısı ve hanım evlatları seçmesine dönüşür?

- Sosyalizmin Programının bağımsız yolu kimi kesişmelerde yaşanan siyasi tarafların açtıkları yollardan mı gidecektir? (2.7.2017) 
8. 
Doğu Perinçek, Feyzioğlu Tayfasının ve kimi ulusalcıların akp genel başkanı ile gizli ittifakı var. Amacı cemaatin tasfiyesi. 
Bununla birlikte liberallerden boşalan yeri ulusalcılar doldurdu. Muhalif cephede de tersi oldu.

İlginçtir, bu değişim Cumhuriyet gazetesine de yansıdı. İttifak kuranlar gitti, yerine muhalif konumuna düşen liberaller geldi. 
Neyi merak ediyorum? Ulusalcılar nasıl bir kazık yiyecek onu.
Şöyle diyeyim: Ergenekon davasının yeniden başlatılması mantıklı. Çünkü insanlar mahkemede aklanmak istiyor. Ya davalara birileri müdahale eder ve istedikleri gibi gitmezse... Ne olur? Bunun tedirginliği yok değil.
9. 
Herkes birbirini tanıyor. Fetullah ve örgütlenmesinin kökleri geçmişten bir miras da almış görünüyor: 'Gülen onu çok seviyordu, zengin kızla evlendirdi' (10.7.2016)
10. 
Düşenin dostu Af Örgütü, o zaman (1998'de) Erdoğan'a destek oldunuz. Çünkü Türkiye'de sizin (emperyalist ülkelerin) istediklerini yapıyordu/yapacaktı: ikbali vardı. Daha da parlatılacaktı. (2 ay ne ki kral gibi geçirilmişse cezaevinde.) Türkiye'nin demokratikleşmesi masalı altında askeri ve ekonomik çıkarlarınıza ters bütün yasa ve düzenlemeleri kaldıracak biri/birileri lazımdı. O kişi aşağıda resmi bulunan kişiydi. İşler ters gitti koltuğu kapan bırakmamak için eski dostları sattı. Kimi, bu satışı vatanseverlik sandı. Olan budur. Okumak için tıkalyın. (8.7.2017)
11. 
"Erdoğan'ın Eski Yol Arkadaşı: Cezaevi Süreci Düzmeceydi" Okumakiçin tıkla.  (15.7.2017) 
12. 
"Amiral Ertürk: AKP yargılanmak zorunda" Okumak için tıkla. (14.7.2017)
13. 
"Gazeteci-yazar Tuncay Mollaveisoğlu’nun hazırlayıp sunduğu Anında Manşet’e bu hafta, Hava Pilot Tümgeneral Beyazıt Karataş konuk oldu. Programda, TSK'ya dincileştirme operasyonları yapıldığı iddiaları, ABD'nin Ortadoğu politikaları ve FETÖ operasyonları konuşuldu." Programı izlemek için tıkla. (16.7.2017) 
14. 
Fetullahçılar, yine ortalığı karıştırmak için uğraşıyor. Memlekette her şeyin saman altından yürümesi de onlara yarıyor. (27.7.2017)

Çok Amaçlı İngiliz Anahtarı

Damlaya damlaya


26 Temmuz 2017 Çarşamba

Kadınlar: Mini Etekli mi Yoksa Türbanlı mı Kurtulacak?

Okuduğum bu haberi ve benzerlerini gördükçe şunu düşünüyorum türban serbestliği kadın haklarında ve yaşamında nasıl bir ilerleme getirdi?!? Örtünmek en büyük kadın sorunuydu. Görünen türbanla İslamcılar istediklerini aldı kadınlara sadece şiddet kaldı. 
* * *
Sağlık ocağının önünde durup etrafa bakınıyordum. Bir kadın çıktı kucağında yeni doğmuş bebekle merdivenlerden inip ocağın bahçe duvarına çöktü. Bayağı orada durdu. Yorulmuş gibi değil de çaresiz gibi sabit sokağın ortasına bakındı. Rahatsız etmemek için önüme döndüm. Sonra öğrendim ki hemşire çocuğunu anasütünün yetersizliği nedeniyle ek besin alması gerektiğini söylemiş. "Bebek zayıf" demiş. Oysa ne kadar çok şey var o çocuk için: parası olana, eğitimi olana, ulaşana bilene. Çaresizlik niye? 
* * *
2002 Genel Seçimleri öncesi Ankara'nın bir mahallesinde çalışma yapıyorduk. Kapısını çaldığım kapıdan kucağında yeni doğmuş bir çocuğuyla genç bir kadın çıktı. Seçimde oy isteyip seçim bildirisini verdim. Ben oy kullanamam yaşım yetmiyor demişti. Yaşıtları liseye giderken o evde çocuk bakıyordu. Bu kadar küçük yaşta ağır yükleri sırtlamak niye? 
* * *
Çocuklarını ütüyle de ısıtamadığı için yan odada kendini asan kadın... Ne kadar yalnızdı? 
* * *
Beş çocukla baş başa kalıp vurdumduymaz kocası hapiste olan kadın köprüden atladı. Çocuklara ne oldu acaba? 
* * *
Kocası tarafından aldatılıp üstüne işsiz kalan üstüne de hayırsız kocası cezaevine girince; işinden ruh sağlığından olup çocukları ile tek başına bir çöp evde yaşayan kadını kim anlayabilir? O koku gitmiyor. 
* * *
Çalıştıkları işlerde paralarını alamayanlar. Haklarının üzerini yatılan kadınlar. 
* * *
Çalışıp ayaklarının üzerinde durmak isteyen ama kimsenin destek vermediği kadınlar. 
* * *
İradesi yok edilerek her tür davranışın (taciz, şiddet, kölelik...) altında ezilmeye çalışan kadınlar... 
* * *
... 
Binlerce örnek var. Sizce, bu kadınların derdinin türban mı yoksa mini etek mi çözecek? 
Türkiye'de kadınların sosyal yaşama katılmadığını araştırmalardan öğrenebilirsiniz. Aynı zamanda bayram tatillerinde mahallenizin belediye otobüslerini dolduran ilk kez gördüğünüz çocuklu ailelerle de anlarsınız. Nereden çıktı bu kadın ve çocuklar? dersiniz. 
Üretime katılmayan, kendi parasını kazanmayan, kendi kararlarını da alamayacaktır. 
Kadınlara verilmiş hakları kullanmak: Yoksullar için verilen yardımlar gibidir. "Semtin en zengini, en fırsatçısı, en yalancısı kullanır."
Kadınların eğitimden, üretim süreçlerinden uzaklaşıp kaderlerini kocasının babasının eline terk ettiğini görüyoruz. Kapılar kapanıyor. Sokağa çıkmak için ya bir tarikatın eteğine altına girmek ya da ağır ekonomik sıkıntılardan çıkmak amacıyla mecburen bir işe girmek gerekiyor. Sakat toplumsal yaşantı sakat görüşleri ve yobazlığı körüklüyor. Bu durumdan en karlı çıkanlar ucuz işçi arayanlar; bu insanların sırtından tonlarca para kaldıranlardır: Patronu, tarikatı, hemşehrisi... 
Çürüyen bir toplumda kadın-erkek kimse kategorik olarak ne suçlu ne masumdur. Sahtekarın/yalancının /kötünün kadını da erkeği de var. 
Yıllar geçtikçe düzelmeyen sesinin çıkaramayan kadınların hakkını kullandırtmayan bir düzen var. Sistematik bir şekilde haklar budanıyor. Adalet sisteminde içinde gerici uygulamaları hak gören sesler çıkıyor. Gittikçe durumlar daha da kötüleşiyor. Hala türbanlı bacısının hakkını arayan ama iş yerine gittikleri kapalı minibüste boğulup ölen işçi kadınların hakkını sormayan muhalif var. Çünkü devir o (açık-kapalı) işçi kadınların değil; Dincilerin ve onların kıçının yalamayı seven ahmak solcuların, liberallerin devri... 
Büyükşehirde yaşayıp para kazanmanın zorluğunu gören aileler kızlarının geleceği için okuyup iş sahibi olsun istiyorlar. Çoğu dindar ama ne tarikatın yiyicisi ne partinin ne de belediyenin... Böyle insanlar görünce çok seviniyorum. 
* * *
Biz ise sokakta kadına alışmamış insanlarla yaşıyoruz. Bu durum nasıl çözülür: Derin de yatan temel meselelere değinmeyen içi boş şamatalarla mı? Acaba türban da takarım mini etek de giyerim; benim bedenim benim kararım şımarıklığıyla mı?  Bu dar kafa Türkiye'ye baktığında bütün kadınların kendisi gibi yaşadığını düşünüyor. Birçok şekilde sıkışan çıkış bulamayan onca genç kadın ve kız var. Erkekler de dahil... 
Bakalım onlar ne yapacaklar? Belki türban veya mini etek giyerek bütün sorunlarını çözmeyi akıl edebilirler.

20 Temmuz 2017 Perşembe

"Amacımız Sosyalist İktidardır" - EMEK, 30 Mart 1970

"Amacımız Sosyalist İktidardır" - EMEK, 30 Mart 1970, Sayı 24

TİP (Türkiye İşçi Partisi, Kuruluş: 13 Şubat 1961) içinde Behice Boran ve Sadun Aren'in desteklediği Sosyalist Devrim (SD) tezini savunan dergi "Onbeş günlük Sosyalist Gazete" alt başlığı ile 26 sayı çıkmıştır.
Dergi kapaklarına buradan ulaşabilirsiniz: Emek Kapak Görselleri
Dergi arşivine buradan ulaşabilirsiniz: http://www.tustav.org/sureli-yayinlar-arsivi/emek-1969/ 
Daha sonra aylık yayınlanmıştır. Aylık dergi arşivine buradan ulaşabilirsiniz: http://www.tustav.org/sureli-yayinlar-arsivi/emek-1970-1971/

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Savaş uğruna


"...
Ferd’i düşünmekten kendimi alamıyordum. En yakın arkadaşımı yitirdiğimi biliyordum, ama tıpkı Kremmelbin ile Dr. Hoffmann’ın o günlerin mucizesi uğruna sosyalist programlarından vazgeçmeleri gibi ben de savaş uğruna ondan vazgeçtim.
..."
1902 Doğumlular,  Ernst Glaeser

Çingeneler (1931) Balaton, Macaristan


5 Temmuz 2017 Çarşamba

"Sarsılmaz bir devrimciydi. Yalnızca gerçeğe tutkundu."

Edebiyat pratiğine nasıl bakmalıyız?
İlginize göre bakarız diyerek geçebiliriz.

* * *
Kitapkurdu Özgür'ün on yıldan fazladır hep okumamızı söylediği bir kitap vardı: 1902 Doğumlular. Kitabın ilk baskısını yapan Toplum Kitabevinde de çalıştım. Elimden birçok baskısı da geçti. Heveslenmedim, almadım, okumadım. Ama Kadıköy Haydarpaşa Kitap Günleri'nde Yordam’ın kitap sergisinde görünce dayanamayıp almış oldum. Alıp başladık okumaya... Sevdim: Hem edebi dilini, hem duyarlılığını, hem de politik göndermelerini...

* * *
1914 yılının baharı ile açılan romanda ergenlik öncesi geç çocukluk dönemini yaşayan arkadaşlar arasında geçiyor her şey. Roman kahramanı anlatıcı, kadın ile erkek arasındaki sırrı çözme peşinde koşturuyor. Öbür yandan da akran grubundaki rekabeti anlatıyor. Günleri köpüğünde sırrı çözmenin uğraşı ilginç bağlanıyor.

Başta dediğim gibi kitapta ilgimi çeken şeyleri anlatayım derken kitabın özetini yazmayayım:
"Almanya sınırlarından girdiklerinde Ferd dört yaşındaydı. Babasıyla Almanca, İngilizce, Fransızca konuşabiliyordu.  
Binbaşı Almanya’ya varınca bir romantiğin kurbanı olduğunu anladı. Tokyo’da okuduğu Jean Paul'ün kitabında, özlemiyle gönlünü daraltan Almanya yoktu. Almanya'da yazlar yumuşak, aydınlık, verimli değildi artık. Düşünceler, bilimin güvenilir, büyük temellerine dayanmıyordu. Davullar dövülüyor, bağrılıyor, bağnazlık el üstünde tutuluyordu. Her şey gürültülü, taşkın, eleştirisizdi. Herkes Kayzer’in parlak sözlerle şişirdiği aydınlık geleceklere hep birlikte yürümeye hazırdı. Binbaşı’nın işçi sınıfına ilgisi yoktu. Suskunluk içinde direnen köylülere de aldırmıyordu. Gittikçe çılgınlaşan burjuvalarla dalkavuk aristokratların yüzünü görüyordu yalnız. 
O, görüp geldiği dünyanın gözlerinden bakıyordu Almanya’ya.  Ailelerde, derneklerde, toplantılarda, yollarda, basında, arabalarda, parlamentodaki söylevlerde, her yerde her şey Binbaşı’ya karşı haykırıyordu: Bizim ordumuz, bizim sanayimiz, bizim bilimimiz, bizim sanatımız, bizim kadınlarımız, bizim çocuklarımız, bizim özelliklerimiz, bizim zekamız, bizim olan ne varsa hepsi, yer yüzündekilerin en iyisidir."

Boş övünmelerin yeri göğü sardığı; dalkavuk, çıkarcı, rantçılar,  yobazlarla kurulu bir sofrayı izliyoruz. Eleştiriye kapalı, ezberi kuvvetli, özgüveni çok ve yersiz insanlarla dolu bir masa... Tek eksiği var bu masanın: "yarı gelişmiş bir burjuvazi ile birkaç profesörün saçma ideolojisine dayanarak dünyaya hükmetmeyi vaat eden" o adam. 
"O zamanlar anlamını bilerek işittiğim, Almancada bulunması daha sonraları beni öfkelendiren, tiksindiren bir söz vardı: “Yetkili olmak.” Tam dört yıl sonra, 1918 Kasım’ının puslu günlerinde, yakasına yapışılanların birçoğu, kekeleyerek, yetkili olmadıklarını bir özür gibi söylemişlerdi. Onlara inanılmıştı da."

   Türkiye'nin yaşadığı bu yıkımın sonrasında biz de "Yetki bizde değildi. Emir kuluyduk" lafını çok işiteceğiz. Belki de düşünülmesi gereken bu hülyalara kapılmış sıradan insanlar. İnançları ve özgüvenleri tam olarak felakete koşan insanlar. Kimi masum kimi küçük hesapçı:
"... “Ah sanat,” diyordu babam, “sanat yalnız seçkin kimseler içindir. Yığınlar, varlıklarının nedenini acılı yollardan kavrayabilirler.” “Sonra” diye ekliyordu, “iş bir savaşa varırsa biz kazanırız, çünkü en iyi ordu bizimki. En iyi önder, başkalarınkiyle karşılaştırılırsa, en iyi ahlak da bizim ki (....) Tanrı elbette bize yardım edecek. Çünkü ilk kurşunu onlar attı.” diyordu. ..."

 * * *
 Hitlerin son iki günü anlatan Çöküş (Der Untergang, 2004, Yön: Oliver Hirschbiegel) filmini izlediğimde de kafamda canlanan bu oldu. Dünyaya hükmedecek zavallıya hala inan sıradan insanların varlığı idi bu. Sanırım bizim de gelecekte sık karşılaşacağımız safiyane bir inanmışlık ile aldatıldıklarına asla inanmayan oydaşlar olacaktır. Buranın sonrasında filimde tartışılacak bir çok nokta var. Kimsenin ülkenin batışından Hitler'i suçlamayışı ve Nazi partisinin resmen devletin kendisi olduğunu gösteren izler. Sanırım yıkımın şiddetini artıran romanda da bahsedilen eleştirisiz inanç ve boş özgüven.

Elbette bir gün gerçekler ve neyin ne olduğu ortaya çıkıyor. Yaşam, usta ve işçilerin öncüsü Kremmelbin’i tanımlarken kullanılan şu cümle her şeyiyle anlatıyor: Sarsılmaz bir devrimciydi. Yalnızca gerçeğe tutkundu.

Uzayan savaşın zor günlerinde görünen, aldatıcı bütün sözleri; bayrakları şenlikleri silip geçiyor:
"  Önemli görevlerde bulunup da yuvalarından ayrılmayan yaşlı efendiler, yeni kazanç yolları araştırıyorlardı. Polonya’yı Belçika’yı almak istiyorlardı. Savaşın sırtından zengin olmak istiyorlardı. Babalarımızı bunun sözünü hiç etmiyordu bize. Babalarımız savaş boylarına sürülmüştü, çünkü kendilerine saldırıldığını sanmışlardı. Gene bu yüzden birleşmişlerdi. Onlar kazanç peşinde değildi bizi korumak istiyorlardı. 
  Biz savaşı büyük bir kardeşlik bilmiştik. Şimdi birdenbire kazanç aracı olduğunu bildiriyorlardı. Savaş, demek Almanya zengin olmalı, şu, kömür ocakları, şu ya da bu deniz yoları Almanya’nın olmalı demekti. 
  Bunu kavrayamıyorduk. Almanya bir işletme, savaş bir girişim, babalarımız yöneticileri evlerinde oturan bu işletmenin işçileri mi olmuştu? Kahramanlar ne zamandan beri işçilik yapmaya başlamıştı?  "

1902 Doğumlular, Ernst Glaeser
Çöküş, (Der Untergang, 2004)
Yönetmen: Oliver Hirschbiegel

Chopin - Complete Nocturnes (Brigitte Engerer)

Wuhan Köprüsü, Çin