20 Temmuz 2017 Perşembe

"Amacımız Sosyalist İktidardır" - EMEK, 30 Mart 1970

"Amacımız Sosyalist İktidardır" - EMEK, 30 Mart 1970, Sayı 24

TİP (Türkiye İşçi Partisi, Kuruluş: 13 Şubat 1961) içinde Behice Boran ve Sadun Aren'in desteklediği Sosyalist Devrim (SD) tezini savunan dergi "Onbeş günlük Sosyalist Gazete" alt başlığı ile 26 sayı çıkmıştır.
Dergi kapaklarına buradan ulaşabilirsiniz: Emek Kapak Görselleri
Dergi arşivine buradan ulaşabilirsiniz: http://www.tustav.org/sureli-yayinlar-arsivi/emek-1969/ 
Daha sonra aylık yayınlanmıştır. Aylık dergi arşivine buradan ulaşabilirsiniz: http://www.tustav.org/sureli-yayinlar-arsivi/emek-1970-1971/

12 Temmuz 2017 Çarşamba

Savaş uğruna


"...
Ferd’i düşünmekten kendimi alamıyordum. En yakın arkadaşımı yitirdiğimi biliyordum, ama tıpkı Kremmelbin ile Dr. Hoffmann’ın o günlerin mucizesi uğruna sosyalist programlarından vazgeçmeleri gibi ben de savaş uğruna ondan vazgeçtim.
..."
1902 Doğumlular,  Ernst Glaeser

Çingeneler (1931) Balaton, Macaristan


5 Temmuz 2017 Çarşamba

"Sarsılmaz bir devrimciydi. Yalnızca gerçeğe tutkundu."

Edebiyat pratiğine nasıl bakmalıyız?
İlginize göre bakarız diyerek geçebiliriz.

* * *
Kitapkurdu Özgür'ün on yıldan fazladır hep okumamızı söylediği bir kitap vardı: 1902 Doğumlular. Kitabın ilk baskısını yapan Toplum Kitabevinde de çalıştım. Elimden birçok baskısı da geçti. Heveslenmedim, almadım, okumadım. Ama Kadıköy Haydarpaşa Kitap Günleri'nde Yordam’ın kitap sergisinde görünce dayanamayıp almış oldum. Alıp başladık okumaya... Sevdim: Hem edebi dilini, hem duyarlılığını, hem de politik göndermelerini...

* * *
1914 yılının baharı ile açılan romanda ergenlik öncesi geç çocukluk dönemini yaşayan arkadaşlar arasında geçiyor her şey. Roman kahramanı anlatıcı, kadın ile erkek arasındaki sırrı çözme peşinde koşturuyor. Öbür yandan da akran grubundaki rekabeti anlatıyor. Günleri köpüğünde sırrı çözmenin uğraşı ilginç bağlanıyor.

Başta dediğim gibi kitapta ilgimi çeken şeyleri anlatayım derken kitabın özetini yazmayayım:
"Almanya sınırlarından girdiklerinde Ferd dört yaşındaydı. Babasıyla Almanca, İngilizce, Fransızca konuşabiliyordu.  
Binbaşı Almanya’ya varınca bir romantiğin kurbanı olduğunu anladı. Tokyo’da okuduğu Jean Paul'ün kitabında, özlemiyle gönlünü daraltan Almanya yoktu. Almanya'da yazlar yumuşak, aydınlık, verimli değildi artık. Düşünceler, bilimin güvenilir, büyük temellerine dayanmıyordu. Davullar dövülüyor, bağrılıyor, bağnazlık el üstünde tutuluyordu. Her şey gürültülü, taşkın, eleştirisizdi. Herkes Kayzer’in parlak sözlerle şişirdiği aydınlık geleceklere hep birlikte yürümeye hazırdı. Binbaşı’nın işçi sınıfına ilgisi yoktu. Suskunluk içinde direnen köylülere de aldırmıyordu. Gittikçe çılgınlaşan burjuvalarla dalkavuk aristokratların yüzünü görüyordu yalnız. 
O, görüp geldiği dünyanın gözlerinden bakıyordu Almanya’ya.  Ailelerde, derneklerde, toplantılarda, yollarda, basında, arabalarda, parlamentodaki söylevlerde, her yerde her şey Binbaşı’ya karşı haykırıyordu: Bizim ordumuz, bizim sanayimiz, bizim bilimimiz, bizim sanatımız, bizim kadınlarımız, bizim çocuklarımız, bizim özelliklerimiz, bizim zekamız, bizim olan ne varsa hepsi, yer yüzündekilerin en iyisidir."

Boş övünmelerin yeri göğü sardığı; dalkavuk, çıkarcı, rantçılar,  yobazlarla kurulu bir sofrayı izliyoruz. Eleştiriye kapalı, ezberi kuvvetli, özgüveni çok ve yersiz insanlarla dolu bir masa... Tek eksiği var bu masanın: "yarı gelişmiş bir burjuvazi ile birkaç profesörün saçma ideolojisine dayanarak dünyaya hükmetmeyi vaat eden" o adam. 
"O zamanlar anlamını bilerek işittiğim, Almancada bulunması daha sonraları beni öfkelendiren, tiksindiren bir söz vardı: “Yetkili olmak.” Tam dört yıl sonra, 1918 Kasım’ının puslu günlerinde, yakasına yapışılanların birçoğu, kekeleyerek, yetkili olmadıklarını bir özür gibi söylemişlerdi. Onlara inanılmıştı da."

   Türkiye'nin yaşadığı bu yıkımın sonrasında biz de "Yetki bizde değildi. Emir kuluyduk" lafını çok işiteceğiz. Belki de düşünülmesi gereken bu hülyalara kapılmış sıradan insanlar. İnançları ve özgüvenleri tam olarak felakete koşan insanlar. Kimi masum kimi küçük hesapçı:
"... “Ah sanat,” diyordu babam, “sanat yalnız seçkin kimseler içindir. Yığınlar, varlıklarının nedenini acılı yollardan kavrayabilirler.” “Sonra” diye ekliyordu, “iş bir savaşa varırsa biz kazanırız, çünkü en iyi ordu bizimki. En iyi önder, başkalarınkiyle karşılaştırılırsa, en iyi ahlak da bizim ki (....) Tanrı elbette bize yardım edecek. Çünkü ilk kurşunu onlar attı.” diyordu. ..."

 * * *
 Hitlerin son iki günü anlatan Çöküş (Der Untergang, 2004, Yön: Oliver Hirschbiegel) filmini izlediğimde de kafamda canlanan bu oldu. Dünyaya hükmedecek zavallıya hala inan sıradan insanların varlığı idi bu. Sanırım bizim de gelecekte sık karşılaşacağımız safiyane bir inanmışlık ile aldatıldıklarına asla inanmayan oydaşlar olacaktır. Buranın sonrasında filimde tartışılacak bir çok nokta var. Kimsenin ülkenin batışından Hitler'i suçlamayışı ve Nazi partisinin resmen devletin kendisi olduğunu gösteren izler. Sanırım yıkımın şiddetini artıran romanda da bahsedilen eleştirisiz inanç ve boş özgüven.

Elbette bir gün gerçekler ve neyin ne olduğu ortaya çıkıyor. Yaşam, usta ve işçilerin öncüsü Kremmelbin’i tanımlarken kullanılan şu cümle her şeyiyle anlatıyor: Sarsılmaz bir devrimciydi. Yalnızca gerçeğe tutkundu.

Uzayan savaşın zor günlerinde görünen, aldatıcı bütün sözleri; bayrakları şenlikleri silip geçiyor:
"  Önemli görevlerde bulunup da yuvalarından ayrılmayan yaşlı efendiler, yeni kazanç yolları araştırıyorlardı. Polonya’yı Belçika’yı almak istiyorlardı. Savaşın sırtından zengin olmak istiyorlardı. Babalarımızı bunun sözünü hiç etmiyordu bize. Babalarımız savaş boylarına sürülmüştü, çünkü kendilerine saldırıldığını sanmışlardı. Gene bu yüzden birleşmişlerdi. Onlar kazanç peşinde değildi bizi korumak istiyorlardı. 
  Biz savaşı büyük bir kardeşlik bilmiştik. Şimdi birdenbire kazanç aracı olduğunu bildiriyorlardı. Savaş, demek Almanya zengin olmalı, şu, kömür ocakları, şu ya da bu deniz yoları Almanya’nın olmalı demekti. 
  Bunu kavrayamıyorduk. Almanya bir işletme, savaş bir girişim, babalarımız yöneticileri evlerinde oturan bu işletmenin işçileri mi olmuştu? Kahramanlar ne zamandan beri işçilik yapmaya başlamıştı?  "

1902 Doğumlular, Ernst Glaeser
Çöküş, (Der Untergang, 2004)
Yönetmen: Oliver Hirschbiegel

Chopin - Complete Nocturnes (Brigitte Engerer)

Wuhan Köprüsü, Çin