10 Mayıs 2017 Çarşamba

Amasya Elması ve Siirt Fıstığı

1.
Ortaokul yıllarında iki yaz tatilinde ve bir kış da haftasonları Aşağı Ayrancı'da bir markette çalıştım. 
Ağırlıklı kuruyemiş-tekel(sigara-alkol) satardık. Bir çok çocuk işçiye göre işim kolaydı. Günde 12 saat çalışsam bile hafta da bir iznim vardı. Gün boyu sipariş getirir götürür; gelen malları indirir çıkarır; tezgahları kontrol ederdim. İşi öğrendikçe satış da yaptım; ekmek arası sandviç de hazırladım. Sanırım orada siparişe gittiğim, satış yaptığım insanlar hakkında çok ayrıntı birikti. Komşu esnaflar da dahil. 
2.
Her çalıştığım işte fark ettiğim bir şeyler olur. Garson, tezgahtar, servis elemanlarının çalıştığı yerlere bakın rahat oturmayı geçtim biraz dinlenecekleri kadar oturmaya uygun bir yer yoktur. Bazen yaptığım işleri düşündüğümde aklıma hep o oturmak özlemi gelir. Susayıp su içme isteğine benzer. "Ah biraz otursam" dersiniz. Bunu markette kısmen çözsem de garsonluk yaptığım bir yerde çok hissettim. 
Hala gömlek-ayakkabı filan alacağım yerlerde çalışanların oturacağı yerlerin olmayışı beni sıkar. O günlerdeki sıkıntıyı hissederim. Mağazanın dinamik görünmesi için oturacak bir yer yoktur. Oturtmuyorsun bari az saat çalıştırın be! 
Bununla birlikte iş, işçilik, iş yerlerine dair birçok ayrıntı yığıldı. Bunlar da başka zamanlara kalsın. 
3.
Çalıştığım market ölüyordu. Kahraman bakkal; bir zamanların para makinesi olduğu düşünülen bakkalcılık bitiyordu. Görünen "işibilmeyenler" batıyor; "işibilenler" ise yerini sağlamlaştırıyordu. 
4.
Çalıştığım muhit, TRT-Milliyet-Elçilikler bölgesi olan Aşağı Ayrancı da ölüyordu. TRT, Or-an'a taşınmıştı. Artık İstanbul'un ağırlığı kabul görmüştü. Şimdi baktığımda 80 sonrası kültürel ve entellektüel merkezin İstanbul'da tekelleşmeye gittiğini gösteriyor. Bu, Ankara belediye başkanlığının değişmesi ile de hızlandı. Tanınmış kişilerin, gazeteci ve trt çalışanlarının buluştuğu meyhaneler boşalmıştı. 
5.
Markete kuruyemişleri aldığımız bir dağıtımcı vardı. İslamcı, bir gruptular; sonradan küçük kuruyemiş marketleri de açtılar. Peşin çalışırlardı. İş sahibi, patronun asker arkadaşı olduğu için birkaç aylık vade için faiz önermişti. Enflasyon yüksekti. Onlar faiz haram deyip marka çevirmişlerdi parayı. Zamanı gelince paranın karşılığı TL'yi almışlardı. Faizle önerilen paranın aynısıydı.
6.
O dönemler Antep fıstığı müstakbeldi. Oysa, tadını çok sevdiğim tombik Siirt fıstıklarının değeri-itibarı çok düşüktü. Siirt fıtığını Ulus'ta ve itfaiye meydanı çevresindeki tezgahlardan alırdım. Bu kadar leziz olup bu kadar değersiz olmasını anlamıyordum. 
Bir diğeri Amasya elmasıydı. Küçük katur kutur yenen bu elmalar pazarlarda çok ucuza satılırdı. Cidden bunu anlamazdım. Eve kilolarca alırdık. 
Aradan uzun bir süre geçtikten sonra beklentim gerçekleşti. Ekonomi mezunu değilim ama verilen emek değişmediği sürece malın fiyatı kalıcı bir değişime uğramaz. Enflasyon ne olursa olsun emtialar arasındaki fiyat aralıkları belli bir dengede kalır. Hele tersine değişimler çok nadir olur. Ama Siirt fıstığı ve Amasya elmasının fiyatları bir daha eski günlerine dönmedi. Şu an en pahalı yerli elmalardan biri Amasya elması oldu. Siirt fıstığı ile Antep fıstığında ise satış dengesi tersine döndü. Ayrıca, Siirt fıstığı seyyar satıcı tezgahlarından çıkıp kuruyemişçilerin baş köşesini kaptı. 
* * *
Evet, bu saçma şeyler gelip duruyor insanın aklına...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder